Sosyal Medya
**8*

FÖŞ yazdı: VİRÜS

24 Ocak 2020

Dostlarım ve bana geceyarısı telefon açıp çok  acılı bir şekilde katledileceğimi, sonumun General Süleymani’den beter olacağını söyleip yüzüme kapatanların haklı bir serzenişi var. Bir haftadır telefonlarıma bakmıyorum, bir insan gördüğümde arkamı dönüp hızla kaçıyorum, evden, hatta yataktan çıkmıyorum. Çünkü öküz hummasına yakalandım. Ateşimin opsiyon volatilitesi hedge edilemeyecek kadar yükselirken,  aldığım antibiyotiklerden sindirim sistemim PERT oldu. Her eklemim ayrı bir ağrı üreterek merkezi sinir sistemim üzerinde Mozart’ın eserlerini anımsatan muhteşem bir senfoni sergiliyor.

Doktoruma göre, artık İstanbul yol geçen hanı, canı sıkılan virüs soluğu burada alıyor. Tabii, milletimiz  başı ağrıdığında antibiyotik alıp ertesi gün bir kenara attığı içinde hemen hepimizde sepsis  eğilimi ve anti-biyotik direnci var. Düşünün ya, yaban havyanı kalmayan bir ülkede millet  geyik kenesi hasatalığına yakalanıyor. Daha bir hafta “yedekteyim”, “genç takımla antremana çıkacağım”.

Hastalığı Wuhan’dan kalkan son helikopterde kendime yer bulmak için elleriyle kuyruğa tutunan iki İspanyola acımasız tekmeler atarken kaptım galiba. Bu arada Wuhan dedim de, Beijing dün  Huanggang ve Ezhou kentlerini de fiili karantinaya aldı. Hotel Kaliforniya metodu yani, istediğiniz zaman check-in yaparsın, check-out yok. 19 milyon Çinli enfeksiyonun kol gezdiği kabus kentlerlde hayatta kalma savaşı veriyor. Hastalık Asya’da bir çok ülkeye ve Avustralya ve ABD’ye sıçradı.

Bu enfeksiyon piyasaların acaip moralini bozdu, ama gerçekten dünya ekonomisine somut bir tehlike teşkil ediyor mu?  Grafiklerle  açıklayayım:

 

Yukardaki grafikte hastalığın merkezi Wuhan, başka beldelere yayılıyor, ama grafikte ustaca resmettiğim gibi diğer beldelere giden hasta derhal karantinaya alınarak hastalığın yayılma hızı frenleniyor.

Yukardaki 2ci  şekilde ise Wuhan’dan yola çıkan hasta 2, 3 ve  4 numaralı kentlere ulaşıp buralarda etrafa hastalığı yayarak yeni merkezler oluşturuyor. O zaman hayırlar ola! Çünkü her ikinci merkez karantinaya alınmak zorunda, yoksa ordan seyahat edenler yeni salgın  odakları oluşturur.

Çin, dünyayı tehdit eden ikinci bir belanın daha yayılma noktası. Öldürücü domuz humması. Her ne kadar Beijing salgının kontrol altına alındığını iddia etse de, daha geçen hafta 10 bin kilo hastalıklı domuz eti yakalandı. Domuz yiyen bir millet değiliz, bize ne?  Domuz azalınca, sığır fiyatları yükseliyor. Ben veganım lan?  Wuhan gribi önce hayvandan insana atladı, sonra da insandan-insana atlama özelliğini kazandı. Çok oynak bir virüs.  Domuz humması ise stabil bir jenetik yapı arzediyor, yani mutasyona uğrayarak domuzdan-insana atlaması kolay değil.

Ancak bu ihtimal göz ardı edilemez. İklim değişikliği gibi stress faktörleri virüslere de kafayı yedirdi. Litvanya’nın önde gelen virolojistlerinden   Īrisa Kalniņa bu konudaki umursamazlığı yadırgıyor. Kalnina daha önce bölgesel ve ekzotik tabir ettiğimiz nadir kanamalı virüs hastalıklarının seyahat ve iklim değişikliği yoluyla aniden evrim geçirip insanlığa tehdit arzettiğini hatırlatıyor.

İnsanlık hakkaten çok hızlı mütasyon geçiren bir virüse karşı çok korumasız. Artık antibiyotiklerin çoğunluğu işlevini yitirdiği gibi, büyük ilaç firmaları da bu konuda AR-GE’yi boşladı, alzheimer, ereksiyon sorunları, kanser gibi daha çok hastası olan konulara yöneldi. Son onyıllarda şöyle baba bir antibiyotik ekleyemedik cephaneliğimize.

İklim ve savaşlardan kaynaklanan göç, gelir dağılımın bozulması, sağlık hizmetlerinin kalitesinin düşmesi bizi daha da kırılgan kılıyor. Odin’den şans diliyorum.

Türkiye’de büyük bir salgına rastlamadık, ama burada da şartlar gün geçtikçe bozuluyor. Bir iki istatistikle biz koruyan altyapının ne denli hasara uğradığını izah edeyim:

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) üyesi 36 ülke arasında milli gelire oranla en az sağlık harcaması yüzde 4.2’lik oranla Türkiye’de yapılıyor.

Cumhuriyet’in haberine göre, 1000 kişi başına düşen doktor ve hemşire sayısında da Türkiye, sırasıyla 1.9 doktor ve 2.1 hemşire ile son sırada yer alıyor.

Ayrıca, devletimizin cömert “açık kapı politikası” sayesinde Suriyeli, Afgan, Iraklı, Afrikalı milyonlarca dünyalı kardeşimiz de artık bizimle yaşıyor. Onların nesillerdir kanlarında taşıdıkları ve zararı olmayan hastalıklar bizi darmadağın edebilir.

Dr. Savan Günay 2015 yılında kaleme aldığı “Ölüyü hortlattınız” başlıklı yazısında Türkiye’ye 4 buçuk milyon Suriyeli’nin getirildiğini, aralarından 1 milyon 800 bin kişinin aşısız olduğunu iddia etmişti. O zamana göre son 30 yıl içerisindeki demografik aşı haritasının değiştiğine dikkat çeken Günay, “30 yıldır görülmeyen kızamık hastalığını hortlattınız” diye yakınmıştı.

Günay, 30 yılda sıklığı binde 2’ye düşen suçiçeği hastalığının yüzde 4’e çıktığını, sıfırlanan el ayak hastalığının ise 10 binde 1 görülürken yüzde 2 görülür hale getirildiğini yazmıştı. Günümüzde ise kantitatif veri vermenin olanaksız olduğunu çünkü ülkenin tüm bölgelerinde mültecilerin bulunduğunu ve hastalıkların artışına ilişkin rakamların tespit edilemeyeceğini söylüyor.

Günay, günlük takribi 400 Suriyeli bebeğin dünyaya geldiğinden bahsederek, bu bebeklerin mutlaka Sağlık Bakanlığı’nın temel aşılama takviminde olması gerektiğini vurguladı.

 

Ek olarak, kişi başı milli gelir düşüp, önleyici sağlık ve hijyen giderleri mecburen azalınca, bunun üstüne bir de bir takım zirzoplar TV’lerde “çocuklarınıza aşı yaptırmayın sakın ha” diye üfürünce, ehh, bir-iki sene içinde olacakları tahmin edersiniz.

Bağlayalım, Wuhan Gribi’in tehdit derecesi 2 hafta içinde belli olur. Eğer Çin dışında bir yayılma odağı tespit edilirse, korkalım. Türkiye’de ise Şubat kritik. SGK ya da Sağlık Bakanlığı’nın ilaç fiyatlarına %12  zam yapacağı duyumları var. Bu kadarı dahi SGK değil cebinden ilaç parası ödeyenler için zul. Ama %12  zam ilaç firmalarını kurtarmaz. Enflasyona karşı en etkili ilaçların artık Türkiye’ye gelmediğini görebiliriz. Ben bu sene grip aşısını “kaçak buldum”, düşünün artık.

 

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları