Sosyal Medya

Orta direk neden tasarruf edemiyor?

23 Temmuz 2020

Asgari ücretin 2020 yılı itibari ile 2.325 TL olduğu ülkemizde yaklaşık 7 milyon hanenin açlık sınırında yaşadığını düşünürsek bu hanelerin tasarruf yapmasını zaten bekleyemeyiz. Asgari geçim şartlarını sağlayamayan, yeterli beslenemeyen, kaliteli sağlık hizmeti alamayan, kaliteli giyinemeyen, sosyal ve kültürel faaliyetlere bütçe ayıramayan milyonlarca insan var ülkemizde. İnsanca yaşamak sadece barınmak, yemek ve güvenlikten ibaret değildir. İnsan artık şehirde, teknoloji ile iç içe…Hal böyle olunca asgari ücretli de telefon almak, internete bağlanmak istiyor. Çocuğu sinemaya, tiyatroya gitmek istiyor.  Bu ortamda düşük gelirli bireylerden ancak tasarruf etmesi değil borçlanmaması beklenebilir.

 

Peki maaşı artan bireylerde durum nasıl? Orta direk denilen bu kesim de pek tasarruf edemiyor. Tüketimin bu kadar insan beynini uyardığı bir dönemde yaşıyoruz. Bir birey ele alalım.

 

Zeynep hanım özel sektörde çalışan bir beyaz yakalı, üniversite mezunu bir orta düzey yönetici. 5 yıl önce işe ilk girdiğinde 2.000 TL maaş alıyordu. Kredi kartı kullanmaya o dönemde başlamıştı. Aradan geçen zamanda Zeynep Hanım üç kez terfi aldı. Şu an 8.000 TL maaş alıyor. Bu maaş, Türkiye şartlarında iyi bir seviye sayılabilir. Ancak Zeynep Hanım hala tasarruf edemiyor. Çünkü işe ilk başladığında evini bir arkadaşı ile paylaşmak durumunda idi. Bu kira giderini epey kısıyordu. Ev arkadaşı evlenince yalnız başına kira ödemeye başladı. Zeynep hanım artık daha çok dışarıda yemek yiyor. Tiyatroya gidiyor. Telefon faturası daha yüksek, önemli görüşmeler yaptığından kendini daha iyi giyinmek durumunda hissediyor, sık sık tatile çıkıyor.

 

Bu profil size tanıdık geldi mi? “Ay şekerim gelen gidiyor bende yine para yok” lafını daha önce duydunuz mu? Çevrenizde mutlaka böyle biri vardır.

 

Beyaz yakalı plaza çalışanlarının en büyük handikabı budur maalesef. Çok yoğun stresli bir iş hayatı ile kendilerini şımartmak adına türlü türlü harcamalar yaparlar. Harcama yaptıkça borçlanır, borçlandıkça işten çıkarılma korkusu yaşar, korkuyu yaşadıkça daha çok alışveriş yapar. Bu bağımlılık böyle sürer gider.

 

Elbette gelir seviyemiz arttıkça yaşam kalitemizi yükseltmek hakkımız. Ancak yaşam kalitesi sadece daha iyi giyinmek ile, daha pahalı restoranlarda yemek yemekle sağlanmaz. Hiçbir hobisi olmayan kişilerdeki alışveriş bağımlılığının daha yüksek olduğunu biliyor muydunuz?

 

İndirime giren bir ürünü belki bir gün lazım olur diye aldığınız günü hatırlıyor musunuz? Daha havalı hissetmek için 200 TL’ye alınan tenis raketi, 1000 TL’ye boyatılan saçlar, sosyal medyadan alınan ve sonu hüsranla sonuçlanan türlü türlü kozmetik ürünleri…

 

Ya bir hevesle üye olduğumuz spor salonları… Hem ekonomik olsun diye yıllık üyeliği tercih etmiştiniz değil mi? Yapılan araştırmalar belirli bir süre için sınırsız kullanım hakkı tanıyan üyeliklerin çoğunun verimli kullanılmadığını gösteriyor.

 

Yılın en uzun günü, en kısa günü, en berbat günü, en en en…diye uydurulan indirim günlerinde aldığınız ürünlere bir göz atın…Hangilerini sık kullanıyorsunuz, iyi ki almışım dediğiniz ürün sayısı sandığınızdan daha azdır.

 

Mutluluğu arıyor bulamıyoruz, satın almaya çalışıyoruz ancak ona erişemiyoruz. Yaptığımız alışveriş bize en fazla eve gidene kadar haz veriyor. Sonra? Sonrası bir tane daha…

 

Yaptığınız alışverişlerin bir kısmının “duygusal” olduğunu biliyor musunuz?

 

Hani bir reklam var ya “olmasaaa daaa olurrrr”…diyor. Gerçekten şu tüketim furyası içinde satın aldığımız o kadar çok şey aslında olmasa da olur ki…

 

Alışverişte 10 saniye kuralını duymuşsunuzdur belki…

 

Almaya niyetlendiğiniz ürünü kasaya götürmeden önce kendinize şunu sorun:

 

“Bu ürüne gerçekten ihtiyacım var mı?”

 

Eğer cevabınız “hayır” ise onu usulca bırakın ya da gezindiğiniz o alışveriş sitesinden çıkın😊

 

Cevabınız “ama indirime girmiş” ise derin nefes alın ve 10 saniye bekleyin. Ve soruyu tekrar sorun kendinize. “Bu ürüne gerçekten ihtiyacım var mı?”

 

Hangi maaş seviyesinde, hangi pozisyonda çalışırsanız çalışın bir sermayedarın çalışanı olduğunuzu unutmayın. Özel sektörde çalışan orta ve üst düzey yöneticilerde bu yanılgı çokça yaşanır. Şirket özel araç verir, bilgisayar ve telefon verir. Tatile gönderir, yetki verir, unvan verir. Verir de verir…Sarhoş olursunuz. İşler iyi gitmediğinde şirketin küçülmeye gitmesi durumunda en çok maliyeti yüksek olan pozisyonlardan işçi çıkardığını unutmayın. Pozisyonuz ne kadar yüksekse iş bulma şansınız o kadar düşük olduğunu da unutmayın. Ve son olarak maaşınız iyi olsa da siz de bir işçisiniz.

 

Diyelim ki emekli olana kadar çok iyi bir pozisyonda çalıştınız. Bu işe ömrünüzü verdiniz. Ne kadar yüksek maaş almış olursanız olun SGK’dan emekli olduğunuzda alabileceğiniz maaşın kısıtlı olduğunu göz önünde bulundurun.

 

Özetle, aktif çalışırken harcamaya sevk eden yaşam şartlarının garantili olmadığını bilmemizde fayda var. Her istediğinizi alarak tasarruf edemezsiniz. Olaylara “yarına çıkacağım belli mi?” şeklinde yaklaşırsanız daha kazanılmamış gelirinizi bankaya ipotek etmiş olursunuz. Allah gecinden versin ama matematiksel olarak yarına çıkmama olasılığınız %50 ise çıkma olasılığınız da %50’dir. Bugünü şimdiden yarın için harcamak ne kadar rasyonel?

 

Atalarımızın deyimiyle, su akarken testiyi doldur ki kesilince içecek suyun olsun…

 

Doç Dr Aysel Gündoğdu, Finansoloji blogunu ziyaret edin.    Çok kaliteli finans makaleleri bulacaksınız

 

Ana Sayfa

Tüketici güveni yüzde 2,7 azaldı…

 

FÖŞ:  Negatif Faizin Ekonomiye Verdiği Zarar: Spekülatif Balonlar Şişiyor!

 

Çetin Ünsalan Yazdı: “Kepenk sesine dikkat edin”

 

Perakende ve AVM’lerde sıkıntılar artıyor

 

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları