Sosyal Medya
**8*

Evren Devrim Zelyut: Ak Partili yıllarda piyasaların hüzünlü hikâyesi

2 Ocak 2020

Yıl 1995 İzmir Üçkuyular’da Oyak Sitesi’ndeyim… Kartal yuvasına benzettiğim evimin geniş balkonunda oturmuşum… Sol tarafımda Teleferik, Çeşme yolu, güneşin harika batışı… Karşımda adeta ayaklarımın altına serilmiş gibi tüm İzmir Körfezi ve Karşıyaka… Sıcak ama şekerli bir akşam başlıyor… Derken telefon uzun uzun çalıyor… Arayan bana öğrenciliğimde o güzel evi sağlayan sevgili teyze oğlum, ilk patronum, başarılı bir borsacı, aracı kurum sahibi Kâzım ağabeyim… Sözleri hala kulağımda: “Okul bitiyor bu da senin için tatil bitti demek. Yarın İstanbul’a gel ve Borsa’nın üye temsilciliği eğitimine katıl, sınav zor olacak, bir an önce çalışmaya başla!”

O zamanlar rahmetli Tuncay Artun Borsa başkanıydı. Bir haftalık teorik sınıf eğitimlerimizden sonra terminal uygulamalarını yaptık ve sınava girdik. Klasik bir sınavdı ve ilk soruyu hiç ama hiç unutmadım: ‘Sermaye piyasasının faydaları nelerdir?’

Şu cevabı yazdım:

Sermaye piyasası;

  1. a) Halkı tasarrufa teşvik eder,
  2. b) Tasarrufların menkul kıymetlere yatırılması suretiyle halkın ekonomik kalkınmaya etkin bir şekilde katılımını sağlar,
  3. c) Mal ve hizmet üreten sanayiciye ve girişimciye düşük maliyetle kaynak elde tutma imkanı sunar,
  4. d) Sermayenin tabana yayılmasını sağlar…

İYİ ÇALIŞAN SERMAYE PİYASALARI İKTİSADİ BAĞIMSIZLIK İÇİN ANA ŞARTTIR

Bugün halkın dolar biriktirmesini sadece enflasyon karşısında tasarruf değerini korumak ya da artan jeopolitik risk düzeyi ile açıklamak eksik bir değerlendirme olacaktır. Ne yazık ki Ak Partili yıllarda Türk halkına yatırımların değerlendirilmesi için açılan yol; konut, dolar ya da altın olmuştur.

Finansal okur yazarlığı yıllar içinde artan genç ve meraklı bir nüfusumuz var. Bu nüfus doksanlı yıllardan sonra borsada birikimlerini değerlendirmek istemiş, ancak hem halka arzlarda yani bir firmanın borsaya ilk çıkışında, hem de borsa içindeki yapay fiyat değişimleri karşısında büyük zararlarla karşılaşarak borsayı acı tecrübelerle hatırlamışlardır.

Sermaye Piyasalarının oluşturulması ve kontrolü kurul vasıtasıyla hükümete aittir. Ancak Ak Partili yıllarda inşaatın ekonomik büyüme modeli seçilmesi, Katılım Bankacılığı’nın yönetimin İslami kökleri nedeniyle tercih edilmesi, Sermaye Piyasalarının ihmal edilmesini doğurmuştur.

Bu ihmal süreci ne yazık ki genç bir üye temsilcisiyken yazdığım maddelerin hayata geçmesini engelledi…

Türkiye’de halk tasarruf etmek yerine çılgınca borçlanmaya, tüketmeye itilmiş, bu durum üretimden kopuşu ve yüksek borçluluk oranlarını karşımıza getirmiştir.

2002 öncesindeki halka arzlarda genellikle yatırımcılara borsada kazanma fırsatı verilmiştir. Bu da geniş kitlelerin borsaya ilgisini çekmiş, dolaysıyla ekonomiye kaynak yaratılmıştır. Ancak sonrasındaki yıllarda acı tecrübeler tasarruf sahiplerini borsadan uzaklaştırarak konut ya da dolara mecbur kılmıştır.

Bugün dolarizasyondan şikayet edenlerin hala Sermaye Piyasalarının önemini kavrayamamış olması Türkiye için çok acı bir durumdur.

 

SUR VE CİZRE OLAYLARI

2015 yılında Sur ve Cizre olaylarındaki bir görüntü hafızamdan çıkmıyor… Eline çekiç almış, yüzü örtülü adam, bir bankanın atm cihazına büyük bir öfke ile darbeler vuruyordu… O an şunu düşündüm: Eğer biz bölüşümü düzgün yapsaydık, eğer biz işsizliği bitirseydik, eğer biz o adama düzenli bir gelir verebilseydik, o adamın bir portföyü, portföyünde o banka olsaydı…

Türkiye’de sermaye tabana yayılamadı… Bırakın yayılmayı bir de inşaat ve ihale oligarkları çıktı… Doymak bilmez iştahları artık tükenmiş sistem içinde bir Kanal İstanbul olup karşımıza çıkıyor, bir Suriye kuzeyinde Güvenli Bölge’de konut projesi oluyor… Ne yazık ki üretime kaynak için en etkili yollardan biri olan Sermaye Piyasaları ise hala ihmal ediliyor…

RAKAMLARLA HALKA ARZLAR

Türk Sermaye Piyasaları yeterince gelişmediği için hem yatırımcılar mağdur oldu -ülke dolarizasyona girdi- hem de girişimciler sadece bankalara muhtaç kaldı… Milyarlarca dolar, vadeli hesaplarda park etti, yatırımlardan uzak kaldı…

Aslında bu noktaya kadar yazdıklarımı İş Bankası GM Adnan Bali, Eylül 2018 yılında tek cümlede özetledi: “Bankacılık sektörü sermayedarına mevduat mudisinden daha az kazandırıyor, Türkiye’de sermaye piyasaları yeteri kadar gelişmediği ve derinleşmediği için bugün sermaye piyasalarının rolünü bankacılık üstlenmeye çalışıyor”

Doğru söze ne denir? Haydi gelin şimdi girişimciye sıfır faizli kredi imkanı veren ‘Halka Arz’ adetlerine bakalım…

1990-2001 yılları arasında 263 adet halka arz var…

 

 

 

 

 

 

2002-2018 yılları arasında ise halka arz sayısı 181’de kalmış… Toplanan fon tutarı ise 17 yılda 14,6 milyar dolar olmuş…

 

Türkiye’de son yıllarda adeta durma noktasına varmış halka arzlar görülürken, Avrupa’daki durumu bize Pwc’nin IPO Watch Europe raporundaki bir grafik gayet güzel özetliyor… İsteyenler ülke bazlı rakamları da kaynaklar kısmında belirttiğimiz rapordan görebilir…

 

Tüm Avrupa’da 2018’de 313 halka arz ve 36,6 milyar euroluk toplanan fon miktarı dikkatimizi çekiyor.

 

 

Sözün özü, Sermaye Piyasalarına canlılık vermeden Türkiye’de kalıcı büyüme ve refah artışı sağlamak sadece bankacılık sistemi ile mümkün değildir. İşin sıkıntılı tarafı ise niyet edilse bile bu piyasaları ihya edecek ‘lider’ ve ‘kurucu’ nitelikteki yöneticilerin Ak Parti’nin bürokratik-ideolojik süzgeçlerinde takılı kalacak olmasıdır…

 

Yararlanılan kaynaklar:

https://www.pwc.co.uk/audit-assurance/assets/pdf/ipo-watch-europe-annual-review-2018.pdf

https://www.spk.gov.tr/Sayfa/AltSayfa/895

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları