Sosyal Medya

Ekonomi

Güldem Atabay: Para Politikası önemlidir… ancak nereye ve ne zamana kadar?

Önümüzde uzun, ince bir yol olarak duran 2021’in ilk çeyreği enflasyonun yüksek kaldığı, banka kredi maliyetlerinin artmasına paralel iç talebe dayalı ekonomik büyümenin büyük olasılıkla eksiye döndüğü ve şirketlerin bankalardaki sorunlu kredilerinin arttığı bir dönem olarak ufukta belirmekte. TL’nin değer kazanması, iç talebin düşüşe geçmesi ile enflasyon tarafında alınacak yol, 2021’in ikinci çeyreğinde beklenebilir.

Güldem Atabay: Para Politikası önemlidir… ancak nereye ve ne zamana kadar?

Zorlu geçen 2020 yılının şüphesiz en önemli dönemeçlerinden biri yılın son aylarında sahne alan ekonomi yönetimi değişikliğiydi. 2018 kur krizinden bu yana yoluna bıçak sırtında devam eden Türkiye ekonomisi, Erdoğan-Albayrak ikilisinin COVID-19 şokunu yönetme tercihleri sonucunda yaz sonu itibarıyla iflas noktasına geldi.  Yılın son haftasında ise, eski maliye bakanı/yeni merkez bankası başkanı Naci Ağbal’ın neden sonra “akıl yoluna” soktuğu para politikası yönetiminde Türk lirası değer kazanmaya başladı.

2018-2019-2020 de böylece tarihe geçerek “Türkiye Ekonomisi” derslerinde yıllar boyu okutulacak şekilde ekonomi yönetiminin nasıl yapılmaması gerektiğinin somutlaştığı üç yıl oldu.

Türkiye Ağustos 2018’de kendi imalatı krizinden çıkar gibi olurken küresel bir başka krize düştüğü bu dönemde yapılan hataların maliyeti çok yüksek.  Türk lirasında son iki senedir “alışmış” olduğumuz şiddetli ve sürekli değer kaybının 2021’e girerken ılımlı bir tempoda terse dönmesi sanki işler yoluna girmiş gibi bir görüntü yaratsa da, gerçekler bundan oldukça uzak.

Para politikasının doğru adımlar atılması halinde nasıl etkili olabildiği, Naci Ağbal’a hakkını vermek gerektiği ve elbette para politikasının politika yapıcılara kazandırdığı “zamanın” ne kadar olabileceğini tartışmak önemli. Fakat bunlara gelmeden önce net bir şekilde ortaya konması gereken çok daha önemli bir konu var.

Tüm istatistiksel verileri şaibeli hale döndüren, enflasyonu en iyi ihtimalle %15’e çıkartan, Türk lirasına iki sende %80’e yakın değer kaybettiren ve belki hepsinden daha kritik olarak merkez bankası net döviz rezervlerini eksi 50 milyar dolar seviyesine indiren ekonomi yönetiminin kurumsal bir zeminde hesap verme zorunluluğu olmadan bir istifa ile ortadan kaybolabilmesi gelecek adına en önemli sorunlardan bir tanesi.

Naci Ağbal merkez bankası başkanı olarak doğru adımları, doğru bir yaklaşımla attıkça Türk lirasının değer kazanması işler rayına girmiş gibi algılanabilir. Ancak, Naci Ağbal’ın görevinde ne kadar kalabileceğinin, Naci Ağbal sonrasında yeniden günübirlik politikalar dönülmesi halinde yine bir Hazine ve Maliye bakanı ile -eğer başarılırsa çok zahmetle toparlanacağı belli- döviz rezervlerinin yeniden bir heves, bir hırs uğruna kara deliğe savrulmayacağının garantisini kimse mevcut sistem içinde veremez.

Yapısal reform derken, son üç yılın bilgisiyle bu konuyu para politikası alanının merkezine koymak çok önemli.

İşin alametifarikası “faiz artışı” ama ötesi gerekli…

Kısa vadeye dönmek ve para politikasının doğru uygulamalarının neyi, ne kadar kazandırdığını irdelemek de gerekli.

Yaz ortasında yüzde 7,4 seviyesinde olan ortalama fonlama faizi, artık karmaşık hesaplarla uğraştırmadan “politika faizi” ile basitleştirildi ve yüzde 17’ye yükseltildi. Dolayısıyla son dört ayda efektif olarak faiz artışı aslında yaklaşık 1000 baz puan olarak gerçekleşti.

Bu rakam bile tek başına aslında ekonomide yeni bir şok dalgasının başladığının habercisi.

Bunun karşılığında,  TL/dolar 8,5 seviyesinden 7,45’e kadar yükseldi. Fakat buzdağının gizli kısmı, TL’nin değeri değil.

27 Kasım 2020 itibariyle merkez bankasının elindeki “Brüt Rezervler” 84,2 milyar dolar. Bankanın yükümlülükleri düşüldüğünde elinde bulunan “Net Uluslararası Rezervler” 13,7 milyar dolar. Naci Ağbal’ın daha yeni şeffaf bir şekilde, daha sık aralıklarla açıklayacağını söylediği “Swap” hesabındaki döviz yükümlülükleri ise 63,4 milyar dolar.  Bu da halen çok kritik bir dönemeçte olduğumuzu anlatıyor çünkü swap miktarının net rezervlerden düşülmesiyle Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın bir anlamda açık pozisyonu denebilecek şekilde yükümlülüğünün 49,7 milyar oluğu ortaya çıkıyor.  Banka, elinde son zamanlarda artırdığı altın hesaplarının tümünü dahi satsa, döviz tarafında oluşan açığın kapatılması mümkün olmuyor.

Dolayısıyla, merkez bankasının esas yükü çok daha ağır.

Bankanın faiz artırması, reel faizi yüksek enflasyonu karşılayacak şekilde pozitife çekmesi ile Türk lirasının değer kazanması son derece doğrusal bir ilişki.  Ancak inanılmaz seviyeye ulaşan “açık pozisyonunu” kapatması için bankanın ve daha geniş ekonomi yönetiminin uzun soluklu bir başarı hikâyesi yaratması şart.  Hatta Türkiye’ye karşı eriyen güvenin hem yerli hem yabancı yatırımcı gözünde ayaklar altından yeniden yükselmesi için, ekonomi kapsamının çok ötesinde adımlar atılması da bir o kadar gerekli.

Evet, para politikası önemli; para politikasının doğru kurgulanıp uygulanması kritik derecede önemli.  Ancak, güven aşınması ile başlayan süreç, güvensizlikte zirve noktasına ulaştıktan sonra, para politikasının çok ötesinde adımlara ihtiyaç var.

Yeni merkez bankası yönetiminin faiz artırması ile Türk lirasının değer kazanması yılın son haftasına damgasını vurmuş önemli bir değişim.  Ancak, dünyada enflasyon ve faiz seviyelerinin geldiği yerler düşünüldüğünde, işsizlik, yoksulluk ve verim sorunu yaşana Türkiye ekonomisinin böyle bir konjonktürde faiz artırmak zorunda kalışı başlı başına herkesin sorunu olmalı.

Önümüzde uzun, ince bir yol olarak duran 2021’in ilk çeyreği enflasyonun yüksek kaldığı, banka kredi maliyetlerinin artmasına paralel iç talebe dayalı ekonomik büyümenin büyük olasılıkla eksiye döndüğü ve şirketlerin bankalardaki sorunlu kredilerinin arttığı bir dönem olarak ufukta belirmekte.

TL’nin değer kazanması, iç talebin düşüşe geçmesi ile enflasyon tarafında alınacak yol, 2021’in ikinci çeyreğinde beklenebilir.  Bu süreçte, baz etkisi ile ekonomik büyüme ilk çeyreğe kıyasla daha güçlü gibi görünebilecek olsa da, kronik işsizlik sorununda bir ilerleme sağlamaktan uzak kalacak.

Ardından yılın ikinci yarısının ortalarında kademeli faiz indirimleri yeniden gündeme gelecek.

Yazının devamı burada.

AhvalNews

Yorumlar

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler