Sosyal Medya

FÖŞ yazdı: Korona çağında kirli siyaset

26 Mart 2020

Artık tüm ekonomistler kabullendi. Covid-19’un getirdiği ve getireceği ekonomik yıkıma 2 çare var:  Para basmak veya IMF’den yardım almak.  Bendeniz  IMF’nin Türkiye ajanı olarak zaten tamamen başka ve halisane vecihelerle bu kadim ve kıymetli kurumdan borç alınıp milli birlik ve beraberliğimizin rehin olarak verilmesini uzun süredir savunduğum için, müsterihim. Ekonomiyle ilgili yazmayı düşünmüyorum. Hatta 30 yıldır sırtımda şeref ve terle taşıdığım ekonomi formamı asıp emekliye ayrılmayı bile planlıyorum. Çünkü, korona çağında nalıncı keseri siyaseti Türkiye’de ekonomi diye bir şey bırakmayacak. Olmayan şeylerin analizine de falcılık denir, pek bilgili olduğum bir bilim dalı değil.

Hem ABD’ye satılmış bir emperyalist maşa, hem de gerçek bir vatansever olduğum için çok uzun zamandır hükümeti eleştirmedim, çünkü beka meseleleri ile uğraşıyorlardı. Şimdi; Türkiye’nin bekası söz konusu olduğunda, benim için gerisi teferruat olur. Çnükü, bu ülke ancak bütün ve çalışır halde Batı’ya satılırsa gerçek değerine kavuşur ve ben de hak ettiğim komisyonu alırım. Parça parça merger veya acquisition, değeri düşürür.

Ama orta yaş krizinden mutlu bunaklık evresine geçtim, beka krizleri bitmedi. Hain Gezi ayaklanması ki tamamen CIA, FETÖ ve benim tarafımdan organize edilmiştir. Sonra 2016 meşhum darbe girişimi. Sonra Suriye, yerel seçimler, bir ara basur olmam. Fırsat bulamadık hükümeti eleştirmeye. Baktım artık can fani  vücuttan çıkmak üzere, zamansız da olsa, şöyle güzel bir demagoji patlatayım dedim.

Beka meselesi sonunda geldi kapıya, Bacılarım ve Gardaşlarım.  Ararsan bulursun demişler, harbi beka meselesi aradık ve sonunda bulduk. Covid-19’la mücadele kaderimizi belirleyecek. Kazandık, hayata tutunuruz, kaybettik, ehh o zaman  da 2001 krizinde olduğu gibi siyasi rejim silinir gider, yerine bu ülkeyi zor günlerde yönetecekler başa gelir.

 

Böyle bir krizi halk psikolojisi, ekonomik mülahazalar ve oy dengelerini koruma üçlemesi içinde yürütmek büyük maharet ister, ama o incelik hiç bir zaman olmadı bu hükümette. Nasıl olsa basın, yargı, polis bizim deyip kendi bildikleri yolda yürüdüler. Yapılan icraat halkın %50+1’ni doyurduğu sürece de, zavallı %49’ın haline hiç acımadılar.

Bu stratejinin hala devam ettiğini görmek beni mutlu ve mesut kılıyor, çünkü hiç kimseyi haksız yere eleştirmek istemem, yukarda Tanrı ve Ahret’te de mahkeme var. Ben onlara karşı sorumluyum.

Bu yüzden millet hastalık ve işsizlikten kırılırken Kanal İstanbul’un hazırlıkları için ihale açmak acaba hangi halk kesiminin cebine ekmek koyuyor diye sormak zorundayım:  Sözcü’den okuyalım:

“Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından hayata geçirilecek olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “çılgın projesi” Kanal İstanbul projesi kapsamında bugün dev su yolunun etki alanında kalan Başakşehir’deki tarihi Odabaşı ve Arnavutköy’deki tarihi Dursunköy köprülerinin rekonstrüksiyon (yeniden yapım) projesi için Kağıthane’deki Karayolları 1. Bölge Müdürlüğü’nde ihale düzenlenecek”.

Gittim ihaleyi kazandım, ulan para uğruna ruhunu satan bir kapitalist de olsam, fakirine-işsizine verecek para bulamayan bir devletten para almaya utanabilirim.

Sonracıma, artık bütün dünya biliyor ki, böylesine bulaşıcı ve hızla toplumda yayılan bir virüsü engellemenin tek bir garantili yolu var. O da sokağa çıkma yasağı. Bakın, Hindistan bile toplu evine kapatmaya geçmiş. Geç kalırsan İtalya ve İspanya olursun. Peki, niye ilan edilmiyor? Bu konuda tarafsız ve bağımsız görüş   ifade eden bir yazar bulmak için çok aradım,  sonunda Levent Gültekin’de karar kıldım:

“Okullar tatil ama insanlar işe gidebiliyor.

Camiler kapalı ama asker uğurlama gibi alanlardaki toplanmalar devam ediyor.

Maçlar ertelendi ama insanlar farklı alanlarda bir araya gelmeye devam ediyor.

Burada yeni bir adıma, yeni bir stratejiye ihtiyaç var, fakat iktidar o adımı atmaktan, net bir mücadele programı ortaya koymaktan özellikle kaçınıyor.

Okul, cami gibi yasakların amacına ulaşması için ve mücadelenin etkinlik kazanması için sokağa çıkma yasağı uygulanması gerekiyor, fakat iktidar buna yanaşmıyor.

Yanaşmıyor çünkü bir gün çalışmadığında aç kalacak milyonlar var.

Sokağa çıkma yasağından önce o insanların ihtiyacını karşılayacak bir yardım paketine ihtiyaç var.

Görünen o ki ortada böyle bir para olmadığı için iktidar bu yasak kararını alamıyor, alamadığı için gerçek bir mücadele programı uygulayamıyor.

Tam da burada şeffaflıktan uzaklaşıyor, durumu bütünüyle ortaya koyacak verileri netlikle paylaşmaktan imtina ediyor. Sorun büyük değilmiş gibi davranıyor, zamana yayarak sorunu atlatacağını sanıyor.

Bütün dünya büyük bir endişeyle yardım paketleri açıklayıp sokağa çıkma yasağı uygularken, yeni hastaneler açmaya yönelirken, günlük test sayısını artıracak farklı yollar ararken bizde mesele günlük vaka sayısı açıklamakla geçiştiriliyor”.

“Corona’yla mücadelede iktidarın büyük kumarı” başlıklı makalesinden aldım bu satırları. Hazır yazarlardan söz açılmışken, Ahval’in podcasti’nde Fehim Işık: “Sivas’ın ötesinde yapılmış tek korona testi yok” yok diyor. Doğru mu bilemem, ama İran, Irak ve Suriye fokur fokur Covid-19 kaynadığı için, ben bu tarama işinin başında olsam, önce o ülkelere sınır komşusu olan illerde herkese test yapardım.

Ama, bu kadar zerafet beklemek fazla bu hükümetten. Bu fırsattan yararlanıp HDP’li belediyelere kayyım atayan, Kürt vatandaşları meşru siyasetten soğutmak için her türlü çareyi deneyen bir kafa yapısından bahsediyoruz.

Şimdi sırada daha da büyük nalıncı keseri sınavı var. TBMM’de görüşülen Gizli Ama Bal Gibi Af Yasası’nda siyasi tutukluların durumu ne olacak?  Hakikaten muhalefetin iddia ettiği gibi kadın ve çocuklara karşı işlenen cinsel suçlara da af gelecek mi?

Tabii, Korona Çağında Nalıncı Keseri Siyaseti’nin bedeli de var.  Bakalım StratejiCo. ve ERA Araştırma işbirliğinde DÜNYA Gazetesi için düzenlen ankette ne bulgulara ulaşılmış:

“Hükümetin aldığı önlemleri yeterli bulan katılımcıların oranı %56 olarak gerçekleşirken, katılımcıların %26’sı alınan önlemlerin yetersiz olduğu görüşünü paylaştı. Araştırmaya göre katılımcıların koronavirüs salgınının süresi hakkındaki beklentisinin arttığı da ortaya çıktı. 19-21 Mart arasında araştırmaya katılanlar mevcut durum ve kısıtların ortalama 4 ay süreceği görüşünde”.

Eğer korona krizi 4 ay sürecekse ki bence daha da uzun sürer, o tedbirlerden memnun olan %56 yüzde kaça düşer acaba?  Zor günlerinde halkının yanında olmayıp hala yerli üretim ve milli teknoloji geyikleri ile avunan hükümetler  açık havada korona virüsü kadar dahi yaşayabilirler mi?

 

Websitemde ilginç yenilemeler var, bir göz atın

https://twitter.com/AtillaYesilada1

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları