Sosyal Medya
**8*

FÖŞ: Ekonomi politikası yokluğunda ekonomik toparlanma

20 Mayıs 2020

Covid-19 yüzünden ev hapsine mahkum olduğum bu günlerin…hiç bitmemesini istiyorum.  Odin’e yemin ederim, ben doktora günlerimde bu kadar ilmi eser okumadım. Bu kadar ayık gezmedim. En sevdiğim eser türü de değerli meslektaşlarımın yazdığı ekonomi raporlarıdır. Yalnız Türk meslektaşlarım değil, elime geçen tüm global yatırım bankası rapor ve özetlerine muhakkak göz atarım. Niye derseniz?  Pis bir iş ama birinin yapması lazım. Türkiye hakkında konsensusa yakın bir görüş var: Evet, ikinci çeyrekte çok keskin bir daralma yaşayacağız, ama sonrası düz yol. Bas gaza. Tabii, bu raporların hepsi birbirinin tıpkısının aynısı değil. Acil V şeklinde toparlanma öngörenler de var, bunlar birkimiş, patlamaya hazır hanehalkı talebinden bahseder. Daha mülayim, ancak 2021’de istim tutacak bir büyüme profili çizenler var. Ama herkes aynı kafada: Enflasyon düşecek, cari açık yok ki, dış borçları ödemekte sıkıntı olsun, ya da döviz kuru yükselsin.

Bunlar ekonomi-siyaset ilişkisini ve finansal dinamikleri dikkate almayan raporlar. Bu bir eleştiri değil, tahmin yaparken hangi değişkenlerin nihai sonucu birinci derecede etkileyeceğine dair bir takım tercihler yapmak zorundasınız, yoksa Yapay Zeka’nın kralı gelse algoritmayı çözemez. Demek ki bu arkadaşlarım da siyasetin ekonomiye etkisini nötr görüyor. Büyüme için gerekli finansmanın da bulunacağı varsayımını yapıyor.

Onlara Odin’den mutluklar diler, bir sonraki kariyerlerinde başarı olmalarını umarım. AKP sayesinde artık ekonomi ve  siyaset Siyam İkizleri oldu. Birincisinin yönü ve niyetleri kestirilmeden, ikincisi hakkında yorum yapmak Şeksipiri anarken Hamlet’ten bahsetmemek gibi olur.

Hemen örnek vereim. Değrli bir amiralimizin görevden alınması sonrası istifası ve değerli bir akademisyenin ki anladığım kadarıyla babası hükümetle işbirliği içinde olan bir partinin MV’ymiş, TCMB’ye özel kararnameyle atanması, ekonomi açısından ne ifade eder?  Artık liyakat sisteminin askıya alındığını, Türkiye’nin zımni bir kast sistemine geçtiğinin semptomudur bu atamalar. Toplumun çok geniş kesiminde çalışsa da başaramayacağı, eğitim alsa da asla devlet ya da özel sektörde hak ettiği yere gelemeyeceği inancı hasıl oldu. Çünkü onlar belirli bir partiye oy vermiyorlar, ya da makbul bir tarikatın mensubu değiller. Bu toplum verimli olamaz, çünkü sonu kazanç, şöhret ve mevki olmayan bir üretime kimse teşebbüs etmez.

Devam edelim; İş Bankası’nın CHP hisselerinin üstüne çöreklenme girişimi niye siyasi değil ekonomik bir kriz yaratır?  Çünkü içtihat teşkil eder. Arkasına parlamento desteği alan hükümetinü kafasına göre “Adalet mülkiyetin ayak bağıdır” sistemini uygulayıp, kocan cariye, malın helal rejimine geçtiğinin göstergesidir. Abartıyor muyum?  Yüce Ata’nın vesayetine tuvalet kağıdı muamelesi yapanlar sözleşme hukuku dinler mi ya?  Peki sonucu ne olur?  Özel sektör sabit sermaye yatırımından cayar. Dışardan da yabancı sermaye gelmez, çünük ölçülemeyen ihtiyarı gasp riski vardır.

İtiraf edeyim, bu makaleye başlarken kafamda “Bu hafta TCMB yine faiz indirecek, vatandaş bankalardaki tüm TL mevduatını çekinceye kadar da bu inadından vazgeçmeyecek. Sene sonuna kadar tonla para basıp milli gelirin %7’ne varmasını beklediğim bütçe açığını fonlayacak” türünde klasik bir anti-AKP-neo-kripto-Erdoğanist-post-humanitaryan bir milli değerlere saldırı manifestosu vardı. Ama hep derim ya, ben ömrüm boyunca makale yazmayı beceremedim. Makaleler beni becerdi.

O yüzden size Türkiye’de ekonomi politikası değil bir dizi niyetler sepetleri uygulandığına dair çok çarpıcı bir örnek daha sunacağım. Sonra ne yazarım?  Odin çarpsın bilmiyorum.

Hani şu 1 milyon genç yazılımcı projesi var ya?  Berat Bey’in Türkiye’ye katkısı olarak tarihe geçecek. Her eve bir araba, tencereye tavuk ve Babaanne’nin Facebook sorunları çözecek genç, çevik, dindar ve hafif de kindar bir yazılımcı çocuk. Proje harika, en az Fatih Projesi kadar iyi tasarlanmış, her aşaması düşünülmüş, B’den Ğ’ye kadar her türlü alternatife karşı taktik gelişmeler dinamik olarak sürece dahil edilmeye hazır, sub-rutin olarak “Go SUB” komutunu bekliyor (50 yaşından  küçükler bu espriyi anlamaz, eskiden Fortran diye bir yazılım dili vardı. Sonra Voltran olup, çizgi kahramanlık işine girişti). Velakin bu 1 milyon yazılımcı projesinin minicik bir “zayıf karnı” var. Türkiye’de 1 milyon genç kalmayacak. SODEV’nin yeni araştırmasına göre, her 10 gençten 6 tanesi yurtdışında yaşamak  istiyor. Grafik aşağıda.

 

 

 

Ekonomi politikasının aslında bir (art) niyetler dizisi olduğu yerde ekonomik toparlanmadan söz edilemeyeceğini 2 örnekle ispat edip,  ispat edip, ispat edip…Valla sonra ne yapacağımı bilmiyorum. Gün benim. 24 boş saatim var. Belki uyurum. Belki spor yaparım, belki de sosyal medyada trol tacizine çıkarım. Belki  de bir paket servisi Hepsiburadahiçbirisizinoradadeğil.com’dan ısmarladığım  Covid-21XXX: Final Combat t-şörtümü getirir.

Bakın, gazetede başlık “kredi hacmi 3 trilyon TL oldu” ohh, maşalllah. Odin başımızından eksik etmesin. Ama ben başlıkları tersten okurum. “Bu sene TL5 trilyona yaklaşacak GSYİH’nin %60’ı kadar kredi aldık, lo, bunu hangi gö….zle ödeyeceğiz?” Krediler niye bu kadar arttı?  Çünkü Sosyal Dayanışma Kalkanı’nın %1’i hibe, kalanı kredi. Buna ekonomi politikası değil el kesesinden hovardalık denir.

İkinci örnek, TCMB yılbaşından bu yana TL40 milyardan fazla para basıp devlet tahvili aldı. Sene sonuna kadar bu rakam TL200 milyara çıkabilir. Zaten enflasyonu 10 yıldır tek haneye düşmeyen bir ülkede damardan TL200 milyar zerk etmek ne anlama gelir biliyor musunuz?  Enflasyon aşka gelip hepimizi kucağına oturtur.

Bu saptamaları göz önüne almak zorunda değil kimse tabii. Nede olsa, onlar benim gerçeklerim. Ama birileri bunların niye makul varsayımlar olmadığı yazsa da anlasak en azından diyorum.

 

Websiteme bir göz atın, bu yeni 

 

 

 

https://twitter.com/AtillaYesilada1

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları