Sosyal Medya

Döviz

Erol Taşdelen: Dolarizasyon – Siyasal Değişimi hızlandıran gerekçe

Geldiğimiz noktada, Yabancı Sermayedarların Türkiye’ye kaynak aktarmasını beklemek fazlaca iyimserlik olacaktır. Üzerine S-400 gerilimi, Suriye, Irak, Akdeniz, Göçmen sorunu, Pandemi, Azerbaycan süreci tuz biber oldu. Dolayısı ile sorumluluk birinci derece Siyasilerde olmasına rağmen....

Erol Taşdelen:  Dolarizasyon – Siyasal Değişimi hızlandıran gerekçe

Son haftalardaki değişimi okuyabilmek için altında yatan en önemli gerekçelerden birinin “Dolarizasyon” olduğunu bilmek gerekir. “Güven” ortamının kaybolması Döviz kurlarının yükselmesine rağmen Vatandaşın dövizi bozmayıp, tam tersi artışa yönelmesi bazı siyasi değişimleri hızlandırıcı etki yaptı.

 

2020 Ekim ayı Türk Lirası değer kaybının yeni başlangıç ayı oldu aynı zamanda.  22 Ekim’de Merkez Bankası – Para Politikası Kurulu’nun toplantısında Piyasanın beklentisi doğrultusunda Politika faizinde artış olmayınca TL’nin diğer paralar karşısında değer kaybını da yeni bir sürece girmesine neden oldu.

 

2020 : Denize düşen Dövize sarıldı

 

2020’de TL’nin değer kaybını gören Vatandaş parasının değerini korumak için Döviz ve Altını güvenli liman olarak gördü. Altının fiyatının uluslararası alanda değer kazanması üzerine kurlardaki artış da eklenince Altın ve Döviz tercih edenler karlı çıktı. Bunu sadece sade sokaktaki vatandaş değil para baronlarının da tercihi olduğunu tahmin temek zor değil. 2020 yazında özellikle Kamu Bankalarının dağıttığı kredilerin önemli bir kısmının Döviz, Altın ve Borsaya gittiğini tahmin etmek zor değil. Yoksa 400 binden fazla Borsadaki yeni yatırımcıyı nasıl açıklayacağız.

 

TL değer kaybettikçe Vatandaş Dövize sarılıyor

 

2020 Kasım başında USD 8.60 TL’yi, EUR 10,20 TL’yi görmesine rağmen Vatandaş bırakın Döviz bozdurmayı tam tersi daha fazla almayı tercih etti. Gerçek Kişilerin 2014  sonunun da Mevduatların %37,2’si Yabancı Para cinsinden Bankalarda bulunurken; 2019 sonun da YP Mevduat % 52,9’a çıktı. Doalrızasyon o kadar arttı ki, 2020 ilk 10 ayında %60,3 düzeye çıkmış durumda. %60’lık Dolarizasyon oranı ciddi tehlike çanlarının çaldığı nokta olarak okumak gerekir.

Zira Piyasanın Dolarizasyonu Bankalardan, Firmalara, Vatandaştan, Kamu Maliyesine kadar herkesi olumsuz etkiler. Kamu Garantili Yatırım  ihalelerinin (Havaalanları, Yollar, Köprüler, Şehir Hastaneleri …vb ) Döviz olarak Kamunun üzerinde yük olması bile başlı başına Kamu yatırım maliyetlerini ciddi artıran bir unsur olarak ortada duruyor. Sanayi girdimizin %70’lere kadar kısmının İthal olduğunu da unutmayalım. Piyasanın Dolarizasyon hesaplamasında Vatandaşın kasalara kaldırdığı yastık altı yaptığı paralar yok. Onları da hesaplamaya kalkarsak iş daha vahim hale gelir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Vatandaş niçin Döviz ve altında ısrar ediyor?

 

Gerçek Kişiler, başka bir ifade ile vatandaşın niçin Dövize yöneldiğini tahmin etmek zor değil. Başta GÜVEN ortamının olmaması daha doğrusu Vatandaşın önünü görebilecek ekonomik Piyasa ortamının hazırlanması gerekir. Vatandaş önünü göremediği için artan belirsizlikler “Gelecek Kaygısı” ve “Parasının değerini koruma içgüdüsü” birbirini destekliyor. Firmalar önünü göremediği için Yatırım yapmıyor ya da erteliyor. Tüccar elindeki mali nakde çevirip stoka mal almamaya başlıyor. Halkta da harcama yerine Tasarruf eğilimleri artıyor. Sonuç, Yatırımların yavaşlaması, İşsizliğin artması, Nakit döngünün kırılması olarak çözülmesi gereken sorunlar yumağı olarak karşımıza çıkıyor. Zaman üst üste yapılan hatalar yumağı küçültmediği gibi daha karmaşık halde büyümesini sağlıyor.

 

Çözüm ne olmalı?

 

İçinde bulunulan dönem Normal Zamanlar değil. Bunu kimse inkar etmiyor zaten. Uluslararası konjonktür “Para Genişlemesi” yanında bu paradan pay alamamamız ve her geçen gün ülke rezervlerindeki eriyen Yabancı Kaynak da üzerine eklenince iş içinden çıkılamaz bir hal alıyor. Derecelendirme Firmalarının “düşen notlarımıza kızmak” bize bir şey kazandırmıyor. Bilmemiz gereken en önemli nokta o raporlar direkt bize değil, bize borç veren sermaye güçlerine hazırlandığını unutmamak lazım. Uluslararası alanda Para Genişlemesi yaşanırken ve Dünyada eksi faizli 20 Trilyon USD dolaşırken, bu paradan pay alamamamızın nedenlerini bulup çözmemiz gerekiyor.

O zaman sorunları baştan çözüp Stratejimizi değiştirmemiz gerekiyor. Belli ki ana stratejimizde ciddi hatalarımız var. Öncelikle; “Global Piyasalar ile bütünleşmeye devam edecek miyiz yoksa İçe mi kapanacağız” ona karar vermemiz gerekiyor. Son yıllarda uygulanan Ulusal Stratejimiz bizi dünyada yalnızlaştırır hale getirdi belli ki bir yerlerde hatalar yapıyoruz. Geldiğimiz noktada, Yabancı Sermayedarların Türkiye’ye kaynak aktarmasını beklemek fazlaca iyimserlik olacaktır. Üzerine S-400 gerilimi, Suriye, Irak, Akdeniz, Göçmen sorunu, Pandemi, Azerbaycan süreci tuz biber oldu. Dolayısı ile sorumluluk birinci derece Siyasilerde olmasına rağmen; suçu sadece Siyasilere yıkmak kolaycılık olacak, içinde bulunduğumuz dönemde Askeri, Jeopolitik, Etnik, Çevresel Stratejileri Devlet Ortak Aklı ile yönetilmesi gerekiyor.

 

Mevcut durumda belli ki evdeki hesabın çarşıya uymadığı çok fazla unsur var. Tespit yapmadan tedavi yapmaya çalışmak  ya da doğru tespit yapmadan tedavilerden sonuç beklemek sorunları çözemeyeceği gibi daha da büyüyerek karşımıza çıkmasını sağlar sadece. Aynı tedavilerden farklı sonuçlar beklemek ise iş iyice çıkılmaz hale getirir sadece.

 

Erol TAŞDELEN – Ekonomist, Siyaset Bilimci, websitesi linki

 

 

Ziraat Yatırım’dan Haftalık Menkul Kıymet İstatistikleri

 

Faiz ne kadar yükselecek? Ekonomi nereye gidecek? | Atilla Yeşilada – Işık Ökte

 

Semih Sakallı -FÖŞ:  ‘Çok zor bir kış bizi bekliyor’

 

Ellen R. Wald: Petrol “Aşı Fantezisi” ile yükseldi de, kalıcı olur mu?

 

Yorumlar

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler