Sosyal Medya

FÖŞ yazdı: Borsalar:  Ayı tuzağına yakalanmak

9 Nisan 2020

Gençlik yıllarımda Borsalar ve hisse senetleri hakkında daha çok makale yazardım. Hatta yer yer endeks seviyeleri üzerine yorumlar da verirdim. Zaman zarfında içinden geçtiğim ve halen süren teoretik ve etik bireysel inkişaf, ve kısaca “No country for old man” (Bu ülke ihtiyarlara göre değil) olarak adlandıracağım fon yöneticileri ve şirketlerin davranışlarından  tiksinme sendromu beni Borsa yazmaktan caydırdı.

Borsaların geleceğin ve toplumsal ruh halinin  aynası olması gerekir, biz okulda böyle öğrendik, 20 yıl da buna göre uygulama yaptık. 2008’de Fed QE programı adı altında mebzul miktarda para basmaya başlayınca, tuz koktu. “Greenspan put” “Bernanke put” olarak çıktı karşımıza. Yani dev fonlar artık husye veya rahimlerine güvenerek risk almıyorlar, “batacak gibi olursak, ABD Merkez Bankası bizi kurtarır” anlayışı içinde hareket ediyorlar. Artık ekonominin temel parametre ve değişkenlerinin, hatta şirketlerin defter değeri, Q katsayısı, VAFÖK gibi kavramların, hele hele siyasi gelişmelerin hisse senedi değerlemesinde önemi nerdeyse sıfıra inmişti.

Düşük faiz bir başka marazi davranışa daha yol açtı:  Ucuz krediyle borçlanıp, kendi hisselerini geri alma. Hisse senedinin değerini beğenmeyen şirket, yani şirketin piyasa kapitalizasyonuna göre ikramiye alan Genel Müdür, piyasadaki hisse sayısını azaltıp, yatırımcısına  ve kendine şirketin cebinden pahalı bir hediye veriyordu.

Türkiye’de ise artık Borsa bir yatırım aracı olmaktan çıkmış, Kızılderili Gazinosu’na dönmüştü. 2001’den bu yana yapılan regulasyon hataları ile yerli büyük yatırımcı silinmiş, SPK’nın “spekülatör” ve manipülatör” arasında farkı kavramaması nedeniyle, likidite yaratan “ufakçılar” da kaybolmuştu. Bir kaç dev yabancı fon hangi saiklerle bilinmez gelip sırf likit olduğu için bazı senetleri alıyorlar, kendi aralarında Papaz Kaçtı oynuyorlardı. Halkın kurumlara güvensizliği, fon yöneticilerine iştirakları oldukları bankalar tarafından yapılan baskılar ve gittikçe rasyonaliteden uzaklaşan bir makro-ekonomi politikası da  sermaye piyasalarının gelişiminde elzem olan kurumsal varlık yönetimi endüstrisinin yeşermesini önlüyordu.

Neyse, bu kadar şikayet yeter, bugüne dönelim. Yıl başından bu yana S&P500 önce ayı pazarına girdi, dün yaptığı atakla yeniden %23 artıya geçerek boğaya döndü. Bu hareketlerin ne Covid-19 salgınının sonunun geleceği beklentisi, ne de ekonomide kesin bir zarar hesabı yapılmış olmasıyla alakası yok.   Tamamen, Fed’in hergün açıkladığı likidite önlemleri alınıyor. Bir de 10 yıldır doğrulanarak beyinlere adeta kazılan bir yatırım stratejisi var. “Dipte al, hep kazanırsın”.

S&P örneğinden yola çıkıyorum, ama BİST-100’ü de anlatacağım. Size niye hisse senedi değerlemelerine göre yatırım yapılmadığını anlatayım.   Covid-19 salgını esnasında yapılan kar tahminlerine göre S&P500 F/K  20 civarında olan 2019 zirvesinden 13’e geriledi. Ehh, kelepir işte. Buna bakarak, S&P500’e %50-60 iskonto ile işlem gören Gelişmekte Olan Ülke hisseleri ise bedavanın da ötesinde, adeta üstüne para veriyorlar. Ama, şirketler hemen her gün 2020-2021 kar rehberliklerini kesip, analistler de ekonomiden gelen kötü haberlere göre kar tahminlerini aşağı revize ediyor. Dün itibarıyla S&P500’ün 2020 tahmin edilen F/K’sı 18’e çıkmıştı bile.

Şimdi de Türkiye’den bir örnek vereyim. Bir çok yatırım bankası raporu okudum. BDDK makro-ihtiyatı önlemleri iyice cılıklaştırarak, bankaların şartsız kredi ötelemesine izin verdi. Yani, borçlu faiz ve/ya anapara ödemese dahi, batık kredi muamelesi görmeyecek, takibe  düşmeyecek. Hatta, eğer doğru anladıysam, bu süre zarfında banka “faiz tahakkuk ettirip” kağıt üstünde kar bile gösterebilecek. “Aman ne güzel, banka karları bu sene patlar, çünkü kredi hacmi hızla genişliyor, alın, kaçırmayın”  diye raporlar gelmeye başladı. Bu raporların ne demek istediğini size halk diliyle anlatayım. Bir sabah Kral uyandı ve bir kararname çıkartarak “Eyyyyyyy milletim, isteyen tebam nüfus idaresine giderek yaşını 25 yıl genç göstersin” emrini verdi. Ben oldum 35 yaşında, bütün üniversiteli çıtırlar  kelle kağıdım değişti diye peşimden mi koşacaklar yani?  Ben 35 yaşına düştüm bir gecede,  tansiyonum düştü mü? Hala kulaklarımda tüyler fışkırıyor, gece TV başında uyuya kalıyorum, ve gece klubüne gidip rap, hip hop ya da house music dinlediğimde kusuyorum.

Borsalar bir ayı tuzağına yakalandılar. Kendi açgözlülüklerinin kurbanı oldular ve fon yöneticileri işlerini kaybederek çok acı bir bedel ödeyecekler. Çünkü yatırım stratejileri gözlenen gerçeklerle uyumsuz. O gerçekler de şunlar:

Hiç bir yerde Covid-19 vakaları azalmıyor. Çin’den gelen veriler = resmi yalanlar. Rusya, İran, Hindistan veri ölçemeyen ya da saklayan ülkeler arasında. Avrupa’da günlük enfeksiyon sayıları (başta İtalya ve İspanya) yeniden tırmanışa geçti. Dünya ekonomisi yaz aylarında bırakın normale dönmeyi, toparlanma sürecine bile geçemez. Çünkü, Dünya Sağlık Örgütü önerilerine göre, virüsün kökü kazınsa da, karantina ve sosyal izolasyon önlemleri kademeli ve çok yavaş kaldırılmalı ki, ”ikinci dalga” gelmesin. Singapur ve Japonya’da geliyor mesela.

Bunların hepsi yalan da olsa, artık “normal” diye birşey yok. Böylesine bir felaketten çıkan insanlık, davranışlarını kalıcı olarak değişterecek. Şirketler tedarik zincirlerini Asya dışına çıkartıp, elden geldiğince eve yakın  yerlere taşıyacaklar. Uzun süre  sabit sermaye yatırımlarını bekletecekler. Hanehalkı daha fazla tasarruf yapacak. Mal ve hizmet alım tercihleri de kökünden değişecek, ama ne yönde değişeceğini kestirmek güç. En önemlisi, salgın bitince krizi doğru yöneten siyasi elitler görevde kalacak, ötekiler süprülüp gidecek.

Basiretli bir fon yöneticisi böylesine kaotik bir ortamda en iyi senaryoyu değil, en kötü senaryoyu alır. Ya da iyimser senaryoya yatırım yapıyorsa, kötümser senaryolar için de hedge alır, yani portföyünde put ve opsiyon kontratlarını artırarak karının bir kısmını feda etmek uğruna zararına limit koyar.

 

Türkiye’de de BİST-100’de fırsat filan yok. Sebebini size şu anketle anlatayım:

“COVID-19 salgınının ekonomiye olan etkileri, TÜRKONFED, TÜSİAD ve UNDP Türkiye koordinasyonunda kurulan Hedefler İçin İş Dünyası Platformu’nun düzenlediği kapsamlı bir anket ile gözler önüne serildi. ‘COVID-19 İşletme Etki ve İhtiyaç Anketi’ne katılan KOBİ ağırlıklı 780 şirketin yüzde 54’ü, salgın nedeni ile cirolarının en az yarısını kaybettiklerini açıkladı. Güneydoğu’da bu oran yüzde 71’e yükseliyor”.

 

Sen hangi karın tahminini yapıyon, analiz gardaş?

 

Websitem son zaferlerimle taçlandı.  Ziyaret ederek dünya basınına pompaladığım zırvalara gülebilirsiniz. Burayı tıklayın.

 

https://twitter.com/AtillaYesilada1

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları