Sosyal Medya
**8*

Bu “rezerv” konusu böyle kapanmaz!

30 Nisan 2019

Kim ne derse desin… Merkez bankasının Enflasyon Raporu toplantısına damga vuran, herkesin odaklandığı rezerv konusunda “ne şiş yansın ne kebap” tavrına devam etmeyi tercih eden banka başkanı Çetinkaya olamadı.  Artık herkesin bildiği gerçeklerden bahsederek sorduğu sorularda kullandığı ses tonundan kelimelere kadar zekâmızın, bilgimizin yok sayılmasından ne kadar yorulduğumuzu yansıtan Uğur Gürses başrolü aldı.

Uğur Gürses, toplantıda neler sordu peki? Dinlemeyenler için kendisinden alıntı yapalım:

“Nisan ayındaki genel kurul sonrası yayımlanan bağımsız denetim raporunda swap işlemlerinin nasıl muhasebeleştirileceği yazıyor. Spotta bugün için bilanço için de vadelisinin de bilanço dışınca muhasebeleştirileceği yazılıyor.  Swap işlemlerine baktığımız zaman. Rezerv belirsizliği burada kaynaklanıyor. Mart sonu itibariyle 9.5 milyar dolara yakın swap yaptığınız normalde rezervleri artırması gerekirken bu kadar artırmadığı. Mart sonu itibariyle yayımlanan raporda da 9.5 milyar dolarlık açık görüyoruz Bilançoda. Bizim kadar şeffaf bir Merkez Bankası yok dediniz. Doğru. Ama Merkez Bankaları Şeffaflık sağlarken aynı zamanda hesap verebilir de oluyorlar. Ama bugünkü açıklamalardan görüyorum ki biz bir şey yapıyoruz ama bunu açıklamak zorunda değiliz gibi bir tavır görüyorum. Hala net değil. Bu kadar net bir muhasebeleştirme varken bunu netleştirmiş değil.”

“Dediniz ki biz dalgalı kur rejimindeyiz. Dalgalı kur rejiminde, merkez bankası ya da kamu bankaları döviz satarak döviz kurunu belli bir bantta tutmaya çalışırlar mı? Yoksa biz kuru rejimini değiştirdik, yönetilen belki arka kapılı bir kur rejimine dönüşmüş durumda.  Kamu bankalarının döviz sattığı bilinirken, bu yokmuş gibi davranmak doğru mu diye düşünüyorum.  Çünkü bu bir piyasa enformasyonu ise eğer, bu dalgalı kur rejiminin aslında temelini sarsan bir şey. Bu konuda zaten rezerv tartışması ve kamu bankalarının döviz satması meselesi bir arada birleştiriyorum.  Üçüncüsü, bankalara Ankara’dan mevduat faiz oranlarının ne olacağa-ı söylenirken -%20,5 seviyesiydi yakın zamana kadar- sizin faiziniz %24 iken bunun aktarım mekanizmasını çalıştıracağını bilmiyor muydunuz? Bunun olmadığını bilmiyor muydunuz? Çünkü az önceki yanıtınızda “sanki bir şey olmuş gibi ama farkında değiliz gibi” konuştunuz. Bu, Ankara’dan dikte edilen bir faiz oranı vardı; yakın zamanda bu gevşetildi. Aynı zamanda fiyatlar meselesine geleceğim; siz enflasyon tahminlerinizi değiştirmediniz. Ankara’dan yine fiyatlar üzerinde, fiyat ihtiyat kontrolü ve fiyat baskısı yapıldığı biliniyor.  Bütün reel sektörde konuşulan şey, şirketler kesiminde.  Bu olmamış gibi enflasyon tahmini yapmak doğru mu diye düşünüyorum. Bunlara yanıt verirseniz memnun olurum.  Teşekkürler.”  

Gerçekten araçlarında bağımsız bir merkez bankasının olduğu ortamda bu konuların hayatta karşılığı olmaması gerekirdi.  Bu bir yanda dursun.

Fakat madem gündemde bunlar var, hükümeti parasal işlere karışmaktan alıkoyacak kanunlar rafta duruyor… O zaman da güvenirliği olan, bir açıklama ile piyasalardaki yönü değiştirebilen, fırtınalı sularda gemiyi limana çekecek şekilde beklentileri yönetebilen bir merkez bankası başkanının bu sorulara cevap vermesi gerekirdi. Başkan Çetinkaya ise bu zorlu, tam konuya değinen açık ve net sorulara ne yazık ki yanıt veremedi. “Yorumlarınıza saygı duyuyorum” demekle yetinmek zorunda kaldı. Sözlerinin gerisi, nezaketle söylenmiş ancak ne yazık ki laf kalabalığından öteye geçemeyen cümleler.

2001 krizi sonrası ekonomi tarafında kurumsal anlamda elde edilen kazanımlardan en önemlilerinden olan merkez bankası bağımsızlığının bu şekilde harcandığını görmek, bir de ödenen maliyetler hatırlandığında son derece üzücü.

Merkez bankasının gerçek soruların altından kalkamadığını önemli bir not edip, Rapor’a dönelim.

Çetinkaya’nın sunumunu yaptığı raporda, rezervler konusunda yapılan açıklama köşesinde, banka sadece merkezin rezerv varlıkları değil, bankalar, hanehalkı ve firmaların elindeki yabancı para varlıkları da değerlendirilmeli diye vurgu yapılmış.  Normal fonksiyonu içinde olan bir ekonomide, elbette bütünün varlıklarını göz önüne almak gerekir.

Ancak, biz uzun süredir kur krizine paralel çok yüksek özel sektör dış borcunun daralan iç talep ortamında ödenme kapasitesi ile bankaların sendikasyon kredilerini çevirme oranının tartışıldığı; hanehalkının döviz alım atağı yaptığı bir ortam içinden geçiyoruz.  Üstelik böyle bir ortama bir de seçim öncesi şeffaflık ilkesini zedeleyici şekilde dolambaçlı döviz müdahalelerinin yapıldığı, yabancı bir kısım yabancının swap işlemleri üzerinden hükümet talimatıyla sıkıştırıldığı haberleri eklenmiş durumda.

Doğaldır ki, bu “kriz” günlerinde normal dönemde sistemin elindeki tüm kaynaklar yerine merkez bankasının neyi, neden, kimden sakladığı ön plana çıkıyor. Bakan gözler döviz rezervlerindeki erimeyi görürken, düşünen beyin de bunun nedenlerini sorgulamaya başlıyor.

Rapor’da bir diğer vurgu da “ihracat ve turizm gelirlerindeki olumlu seyir ile beraber cari işlemler hesabındaki dengelenme sürecinin de rezerv yeterlilik göstergelerinde önemli bir iyileşmeye yol açması beklenmektedir. Sonuç olarak, konjonktürel gelişmeler ile para ve döviz kuru politika uygulamalarına bağlı olarak rezerv verilerinde kısa dönemli oynaklık görülse de, uluslararası rezervlerin önümüzdeki dönemde artış eğilimini koruyacağı öngörülmektedir.”cümlesi var.

Son açıklanan Mart ayı ihracat rakamları geçen yıla göre düşüş göstermiş durumda.  Turizm gelirlerinde izlenen artış da rezervdeki kayıpları kapatsa bile, piyasa kurallarına uygun olmayan şekilde kullanılan merkez bankası rezervlerinin benzer şekilde yine bir kur atağı olduğunda kullanılmayacağının garantisi yok.

Verilmiyor.  Verilmesi için, yapılanın kabul edilmesi gerek.  Verilse bile, bir kez kurallar dışına çıkışın yeniden tekrarlanmayacağına da az buçuk piyasa tecrübesi olan kimse inanmayacak.

Rezervler artış eğilimine girse bile, piyasa her hafta açıklanan merkez bankası bilançosunda rezerv seviyesindeki gidişata odaklı kalacak; brüt rezervlerden önce net rezervlerin ne seviyede olduğuna kilitli olarak Türk lirasını dalgalandırmaya devam edecek.  Bankanın “net rezervlere bakmanı hata biz brütle ilgileniyoruz” sözünün ne yazık ki beklenti yönetiminde bir karşılığı olmayacak.

Gerçekleri işin, işte bunlar.

Bu nedenlerle de sene sonuna ait gıda enflasyonu beklentisini %13’ten %16’ya ve ortalama varil başına petrol fiyat beklentisini 63,1 dolardan 67,2 dolara yükseltirken, nasıl oluyor da banka sene sonu tüketici fiyat enflasyonu beklentisini %14,6’da tutabiliyor sorusunun cevabını tartışmaya açmaya yaklaşamıyoruz bile zaten.

GA.

 

Yorumlar

Banner

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları