Sosyal Medya

2018 bütçe açık hedefini “tutturmanın” ötesindeki detaylar!

16 Ocak 2019

Konu Türkiye ekonomisi olunca tabi bugün herkesin dikkati merkez bankasının para politikası kurulu toplantısında.  Genel beklenti bankanın faizi sabit tutması ve zar zor sağlanan lira istikrarını, enflasyondaki zayıf da olsa gerilemeyi ve tabi merkez bankasının hala tartışılan güvenirliğini riske atmayacak şekilde faizleri sabit tutması.  Gerçi beklentiler içinde az sayıda da olsa faiz indirimi bekleyenler var. Gün içinde sorunun cevabını öğrenmiş olacağız. Banka ekonomik aktiviteye fayda sağlamaya yaramayan miktarda faizi erken indirirse, lira üzerinden genel ekonomi üzerinde oluşacak zararı herhalde fazla tartışmaya gerek yok.

Herhangi bir ekonominin yönetiminde para politikası kadar hatta daha da önemli bir politika aracı varsa, o da maliye politikası.  Türkiye’de büyümenin kaynağı ağırlıkla mali kaynaklar olmuyor; genellikle dış borçlanma sayesinde Türkiye büyüyebilen bir yapıda.  Çünkü, kayıt dışı ekonomi halen önemli ölçüde büyük, kamu da dâhil tasarruflar az ve doğrudan vergilerin toplam içindeki payı sağlıksız seviyede düşük.

Buna rağmen, mali tarafta yapılan politika tercihleri ekonomi yönetimini anlamak açısından çok önemli.  Üstelik ekonomiye dair son aylarda gelen veriler nasıl bir durgunluk ve nasıl bir daralma dönemine girdiğimizi her seferinde bir kez daha ispatlıyor. Dün de işte 2018 bütçesiyle beraber ekonomideki daralmanın yansımaları, maliye politikası yönetimi hakkında fikir sahibi olduk.

Açıklanan Aralık rakamlarıyla beraber 2018 bütçe açığı hükümetin 2017 sonunda ilan ettiği hedefi tutturduğuna işaret etti. Mali hedefleri tutturmak önemli olmakla birlikte söz konusu 2018 yılı olunca bütün hikâye bu değil.  Detaylar, gelir kaynaklarının seyri ve harcamaların ağırlıklı dağılımı daha önemli bir hale dönüşmüş durumda.  Çünkü kur krizinin yaşandığı 2018, Türkiye’nin son kalan ekonomi çıpası, yani mali disiplinin nasıl bir bozulma yaşadığını; önümüzdeki dönemde ekonomi daraldıkça ve büyüme düşük kaldıkça bütçenin dayanaklarının da nasıl risk altında olduğunu gösteriyor bize.

2017 yılında 47,8 milyar TL açık veren Türkiye bütçesinde açık seviyesi 2018 sonunda 72,6 milyar lira oldu.  “Yeni Ekonomi Programı” (YEP) ile güncellenen beklenti 72,1 milyar TL idi.  YEP’te %1,9 olarak belirlenen bütçe açığının milli gelire oranı hedefini böylece tuttu.  Bu anlamda bütçenin son satırı itibarıyla sorun yok.

Fakat gelin gelirler kalemine daha yakından bakalım.  Toplam gelirler Aralık ayı itibarıyla geçen seneye göre sadece %0,3 daralmış.  Böylesi zor bir 2018 için başarılı demek gerek ancak hemen gözler “vergi gelirlerinin” reel olarak %20 daralmış olduğu gerçeğine takılıyor.  Türkiye gibi bir ekonomi için kurumlar vergisinin toplam vergi gelirleri içindeki düşük payı zaten uzun yıllardır çözülmeyen yapısal bir sorun olarak devam etmekte.  Dolayısıyla Aralık ayında reel olarak %88 artmış olması büyük bir anlam içermiyor.

Özellikle kur krizinin reel ekonomiye yansımalarının ağırlaştığı son çeyrekte 2018’in resmini en iyi yansıtan kalem, “Mal ve  Hizmet Üzerinden” alınan vergiler kısmı.  Reel olarak %33 daralma var.  KDV gelirlerindeki reel daralma Aralık ayı içinde %70! ÖTV tarafında da benzer bir resim; küçülme reel olarak %26.  Dış ticaret tarafında, yani ithalat üzerinden alınan vergilerdeki reel küçülmeyse %22.  Reel, yani %20 enflasyondan kısmının temizlendikten sonraki gerçek rakamı. Bu veriler, Türkiye ekonomisindeki daralmanın daha son çeyrek 2018 itibarıyla ne kadar derin olduğunu anlatıyor.  2019 ilk yarıda bu daralmanın daha da sertleşeceğini düşünürsek, ki gelen veriler de bunu doğrular nitelikte, bütçenin gelir kalemleri tehdit altında.

Hükümetin çıkardığı imar affı, vergi affı, paralı askerlik gibi kalemlerden yarattığı “vergi dışı gelirler” ise geçen sene Aralık’taki seviyesine göre %109 reel olarak artmış.  Bütçe geliri yaratmada önemli bir başarı.  Ancak, bu tür aflar kaynaklı gelirlerin tek seferlik olduğu düşünüldüğünde bütçe açığı kaleminde yakalanan hedefi tutturma başarısının ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu anlatıyor bizlere.

Harcamalar tarafında ise hükümetin frene basma çabalarına 2018’in son üç ayında tanık oluyoruz.  Faiz dışı kalemlerde harcamalar Aralık itibarıyla geçen yılın %9 reel olarak altında.  Asıl dayanak da mal ve hizmet alımlarının %14 reel olarak daralmış olması.  Burada kamu ödemelerinin geciktirildiği, 2019’a ertelendiği haberleri bu “başarıya” gölge düşürücü. Yatırımlar da reel olarak %14 ekside.  Sosyal güvenlik transferlerindeki %26 daralma reel olarak da sosyal güvenlik sisteminde kuantumvari bir reformun sonucu değil; daha çok basına yansıdığı şekliyle ödemelerin geciktirilmesi ve bütçeye yansımayacak dolaylı şekillerde bazı ödemelerin yapılması sonucunda.  Bu haberler doğru ise, zaten burada da büyük sıkıntı var.

Toplam içinde küçük bir kalem olsa da “görev zararlarının” Aralık içinde reel olarak %41 artması dikkat çekici.  Kamu bankalarının kredi faiz indirimleri, piyasa faizinden ucuz borç yapılandırmaları, konut sektörüne verdiği destekler gibi son üç ay içinde açıklanan “müjdeli” haberlerin eğer yansıtılırsa maliyetinin ödediğimiz vergiler üzerinden hepimize maliyetinin ne olduğunu buradan izleyeceğiz.

Aslında bu “eğer yansıtılırsa” hali de mali tarafta başlı başına bir sorun olmaya aday.  Kamu hesaplarında rasyonellik ve şeffaflık 2001 krizi sonrası dönemde Türkiye ekonomisini şahlandıran önemli faktörlerin başındaydı.  Şimdi, mali taraftaki hesap verilebilirliğin yara almaya başladığı bir dönemin içinde ilerliyoruz. Mali veriler inandırıcılığını kaybederse, özelikle harcamalar tarafında, bu Türkiye’ye artan risk primi olarak fatura edilecek.

Tabi atlamamak gerek, Aralık içinde faiz giderlerinin reel artışı %21.  Bu kalemde önümüzdeki yıl artışların daha önem kazandığını ve tüm yıl performansını etkilediğine şahit olacağız.

Özel sektör yatırım yapmıyor, e şimdi kamu da yapamıyor.  Önümüzdeki dönem büyüme hakkında bir fikir daha buradan edinmek mümkün.

Hedefler ve gerçekleşmeler açısından bakarsak, bütçe açığının milli gelire oranının %1,9 olduğu 2018 sonrası YEP’e göre bu seviyeyi %1,8’e çekmek çok kolay ve gerçekçi görünmüyor. Merkez bankasının beklenen 20 milyar liranın çok üzerinde 37 milyar lira olarak yapacağı kar transferi bir yardımcı olabilir. Yine tek seferlik vergi dışı gelir yaratacak projeler icat etmek gerekecek 2019 için de.  Ancak, bu tür icatlar zaten inceleyen gözler tarafından atlanmıyor ve Türkiye’de mali disiplinin bozulan kalitesi yine olumsuz algıyı beslemeye devam ediyor.

 

@guldematabay

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları