Sosyal Medya

Nasıl bir dış politika istiyoruz?

24 Mart 2019

Yerel seçim konuşmaktan çok sıkıldım. O yüzden bu sefer dış politikaya bakalım istedim.

 

Rahmetli İsmail Cem’in 1997-2002 yılları arasında dışişleri bakanı olduğu dönem, Türk dış politikasının da dünyada ve bölgede daha aktif bir pozisyon alma çabasının başlangıcı olarak kabul edilebilir. Bu çaba daha sonra AK Parti döneminde devam etti ve ediyor. Bu dönemde benimsediğimiz, aslında çok da anlamlı olan, komşularla sıfır sorun politikası, Suriye politikamızın stratejik derinliğinde kayboldu.

 

Aktif dış politika stratejisinin faydalarını kısmen dış ticaretimizde gördük. Türkiye son 20 yıl içerisinde ihracat pazarlarını çeşitlendirmekte önemli mesafe aldı. Avrupa Birliği ülkeleri ile ticaret, halen toplam dış ticaretimizin %40’ından fazlasını temsil etse de Türk şirketleri ürünlerini birçok farklı coğrafyaya ihraç etmeye başladı. Tabi bu ihracatın, savunma sanayi dışında, içerik olarak düşük teknoloji içerikli ürünler olması başka bir konu.

 

Son dönemde dış politikamızın ana tartışma eksenlerinden biri Amerika ve bağlantılı olarak batı dünyası ve NATO ile ilişkiler. Amerika ile ilişkilerin gerilmesinde birçok sebep var. Kısaca özetleyecek olursak ana noktalar Fettullah Gülen’in iadesi, YPG’nin silahlandırılması, Pastör Brunson davası, muhtemel Halkbank cezası ve tabi ki Rusya’dan S-400 alımı. Toplumda oluşan Batı dünyası karşıtı hissiyatın aslında haklı sebepleri var. Bu ülkeler, birçok olayda yakın ittifak içinde olduğumuz ülkeler gibi davranmadı. Tabi ki bu hissiyatın oluşmasında mevcut iktidarın dış politika tercihleri ve bu konuda kendi kitlelerine verdiği mesajların da payı büyük.

 

Hal böyleyken, Türkiye toplumunun dış politikaya bakış açısını ölçmek için 2 tane kamuoyu araştırması gerçekleştirdik. Bunlardan bir tanesi kamuoyunun bazı ülkeler ile olan ilişkilere diğeri ise çok taraflı uluslararası sisteme ve bu sistemin parçası olan AB, NATO gibi organizasyonlara bakış açısını ölçme amacını taşımaktaydı. Her iki araştırmada Türkiye’nin 12 ilinde toplam 1500’er kişi ile yapıldı.

 

Hem çok beklendik sonuçlar var hem de şaşırtıcı sonuçlar. Aşağıdaki tabloda, “1’den 10’a kadar kendinizi aşağıdaki ülkelere ne derece yakın hissediyorsunuz?” sorusunun yanıtları var. 1 en yakın ve 10 en uzak hissiyatı temsil ediyor. Katılımcıların %80’den fazlası, Batı ittifakının önemli ülkeleri olan, Birleşik Krallık, Fransa ve ABD için 1-4 arası bir puan veriyor. Bu oran Rusya ve Almanya için %70 seviyesinde. Ortalamalara baktığınızda en yüksek puan sırasıyla Japonya, Almanya ve Rusya’ya verilmiş. Japonya’yı anlamak kolay zira gündemimizde çok olmayan bir ülke yani negatif hissiyat oluşturmak için bir sebep yok.

Toplumun Rusya’ya karşı daha olumlu hissiyatını hem Batı’ya karşı gelişen negatif duyguların bir sonucu olarak hem de iki ülke yönetimleri arasındaki yakınlaşmanın bir sonucu olarak yorumlamak mümkün. Cumhurbaşkanı Erdoğan 19 telefon görüşmesiyle 2018 yılında Rusya Başkanı Putin ile telefonda en çok görüşen ülke lideri olmuş.

 

 

1-4 5-7 8-10 Ortalama
Japonya 64,7 22,8 12,5 3,48
Almanya 71,4 20 8,7 3,13
Rusya 72,1 21,4 6,5 2,93
Çin 78,4 17,6 4 2,57
Birleşik Krallık 80,1 13,9 6 2,53
Fransa 80,4 15 4,6 2,51
ABD 84,3 9,6 6,1 2,2

 

 

Peki Almanya’yı nasıl açıklamak lazım? Bunun cevap ekonomi olmalı diye düşünüyorum. Zira AB ülkeleri arasında en yüksek ticaret hacmimiz Almanya ile. Böyle de pragmatik bir tarafımız var.

 

Benzer bir şekilde kamuoyu Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve ABD Başkanı Trump’ı, Merkel ve Putin’e göre çok daha başarısız bulunuyor. Başarılı bulunma konusunda şampiyon Putin olsa da, bu sonuçlar aslında toplumdaki kutuplaşmayı da bir kez daha ortaya çıkıyor. Diğer hiçbir ülkenin lideri için başarısız bulunma oranı bu kadar yüksek değilken Putin’i başarısız bulanların oranı ile başarılı bulanların oranı neredeyse aynı. Putin özelindeki bu sonuç, Erdoğan’ın Putin ile yakınlığına bağlı. 16 Nisan referandumundan beri süre gelen 50-50 bölünme her konuda kendini gösteriyor.

 

Başarılı Ne Başarılı / Ne Başarısız Başarısız
Vladimir Putin 41,3 13,5 45,2
Angela Merkel 52,7 18,4 28,8
Emmanuel Macron 64,6 19,8 15,7
Donald Trump 74,4 11,5 14,2

 

Rusya konusuna biraz daha derinden baktığımızda toplumun yarısının Rusya ile daha uzun süreli siyasi bir ittifaka sıcak baktığını görüyoruz. Bu sonuçla beraber okunması gereken bir başka sonuç ise toplumun %66,2’sinin NATO’nun küresel güvenliğe olumsuz etkisi olduğu yönündeki görüş. Aynı zamanda toplumun %56’sı Türkiye’nin güvenliğini sağlamak için NATO’ya ihtiyaç duymadığını düşünüyor.

Şekil 1: Sizce Türkiye, Rusya ile uzun süreli siyasi bir ittifak kurmalı mı?

 

Yukarıda paylaştığım veriden birkaç sonuç çıkıyor. Türk toplumunda Batı’ya karşı ciddi bir memnuniyetsizlik hatta hayal kırıklığı var. Buna iç politika dinamiklerinin etkisi kadar AB ülkelerinde son yıllarda desteğini arttıran aşırı sağ siyasi akımın söylemlerinin ve özellikle Avro bölgesi krizinden sonra oluşan algının etkisi var. Birçok karmaşık duygunun aynı anda sebep olduğu Amerika ve NATO’ya dair bir memnuniyetsizlik olduğu da aşikar.

 

Ama bir saniye. Burada enteresan bir sonuç var. Araştırmada katılımcılara, eğer imkanları olsaydı çocuklarının yüksek öğrenimlerini yurt dışında yapmasını isteyip istemedikleri soruldu. Katılımcıların %30’u bu soruya evet cevabını verdi. Aşağıdaki grafik, bu %30’a hangi ülke diye sorulduğunda verilen cevapları gösteriyor (en çok verilen 3 cevap ve Rusya). Her ne kadar dış politikada batıya bir kızgınlık ve bunun karşılığı olarak NATO karşıtı ve Rusya yanlısı bir duruşu sergileyenler toplumun yarısını oluştursa da, iş çocukların eğitimine geldiğinde tercihler batı sistemlerinden yana.

 

Şekil 2: Çocuğunuzu herhangi bir ülkeye yüksek öğrenime gönderebilme imkanınız olsaydı, hangi ülkeyi tercih ederdiniz?

 

Bu grafiğe gelebilecek ilk tepkinin toplumun belirli bir kesiminin, kim olduklarını biliyorsunuz, batı hayranlığından dolayı bu cevabı verdikleri olacağını düşündüğüm için aşağıdaki tabloyu çok anlamlı buluyorum. Aşağıdaki tablo, yukarıdaki soruya ABD cevabını verenlerin 24 Haziran seçimlerinde oy verdikleri Cumhurbaşkanı adayına göre dağılımını gösteriyor. Bu tabloya göre imkânı olsa, toplumun her kesiminden insan çocuğunu ABD’de yüksek öğrenime göndermek istiyor.

 

  Recep Tayyip Erdoğan Muharrem İnce Meral Akşener Selahattin Demirtaş
ABD 30,40% 21,20% 22,20% 26,20%

 

Bu sonuçlara bakınca toplumun genel hissiyatının şu olduğu sonucuna varıyorum; Dünya ile kaçınılmaz entegrasyonumuzun doğru adresi batı ittifakı ama bize bu şekilde yanlış yapmaya devam ettikleri için alternatiflere bakıyoruz. Bu hissiyatın oluşmasında neo-liberal politikaların sonucu olan vahşi kapitalizmin yarattığı gelir adaletsizliğinin de olduğunu düşünüyorum ama bu konu yazının kapsamının çok dışında kalır.

 

 

Can Selçuki, İstanbul Ekonomi Araştırma Genel Müdürü

 

Websitesini ziyaret edin

 

Yorumlar

Banner

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları