Sosyal Medya
**8*

Türkiye %5 büyüyebilir mi?

6 Eylül 2019

Başkan Erdoğan Orta Anadolu Ekonomi Forumu’nda çok sert bir konuşma yaptı, köprüleri yaktı adeta. Bir kaç başlık vereyim, çünkü bu konuşma Erdoğan’ın ordinaryusluk döneminin yol haritasıysa, Türkiye 2023 yılına kadar ham hayallerin peşinden koşup zaman yitirecek ve içerde-dışarda gerginlik, küskünlük, kavga bitmeyecek:

• İç düşmanlar adeta Türkiye’nin sıçramasına engel oluyorlardı,
• Şimdi her şey iyi güzel de birilerinin elinde nükleer başlıklı füze var, bir tane iki tane değil… Ama benim elimde nükleer başlıklı füze olmasın! Ben bunu kabul etmiyorum.
• Ankara’da il başkanları toplantısında ise bahsi büyüttü: Suriyeli mültecilerin yükünü sadece Türkiye’nin çekemeyeceğini belirterek, “Misafir ettiklerimiz için başta Avrupa Birliği olmak üzere dünyadan gerekli desteği alamadık. Destek verdiniz verdiniz, aksi halde bu yolculuk bizi farklı yerlere götürebilir. Farklı yer nedir? Güvenli bölge olmazsa kapıları açmak zorunda kalırız” dedi. Erdoğan, en az 1 milyon mülteciyi oluşturulacak ‘güvenli bölge’ye yerleştirmeyi hedeflediklerini söyledi.

Başkan Erdoğan’ı bu denli kızdırıp içerde ve dışarda herkesi rahatsız edip, gözlerini faltaşı gibi açıp not almaya zorlayacak sebep nedir? Zaman içinde cevabı bulacağız.
Ben Başkanımın ekonomiyle ilgili gösterdiği parlak hedeflere dönmek isterim:

“Fakat 2020 ile ilgili ben bir büyüme oranı veriyorum. Ona kilitleneceğiz. O da büyüme oranını bir defa kesinlikle inşallah yüzde 5 olarak planlayacak ve bunun üzerinde oynayacağız.”

Türkiye %5 büyüyebilir mi? Bir kaç ay önce olsa “Büyür büyümesine de, akabinde cari açıkla enflasyon patlama yapar, bir sonraki sene resesyon ve ödemeler dengesi darboğazına gireriz” derdim. Şimdi ise “havada karada imkanı yok. Şans ve akıllı politikalarla belki %2-3” diyebiliyorum.

Niye artık %5 büyüyemeyiz? Valla, ilk neden halkın, yatırımcı ve işdünyasının bu hükümetten tamamen umudunu kesmiş olması. Dün yapılan açıklamalar da bu umutsuzluğu körükler. Yine iç düşman avı, yine AB’yle kavga, nükleer silah edinme hevesi. Millet artık keyifle mangal yapıp kazandığı ekmeğin tadını çıkartmak istiyor, yeni bir savaş veya savaşlara takati yok.

Büyümek için önce dış kaynak lazım. Çünkü biz tasarruf açığı olan ve büyürken yükse dozda ithalat yapmak zorunda olan bir ekonomik yapıya sahibiz. Sene başından beri Türkiye’ye yabancı fon gelmediği gibi, ufaktan da vitesi ikiliyor. Bu açıklamalar da yabancıda olan güvenin son kırıntılarını tüketecek. Size daha önce yaptığım haberden bir alıntıyla ispat edeyim:

Büyümek için özel sektörün sabit sermaye yatırımı yapması lazım. Bakalım yapıyorlar mı?

 

Mafiş, bırakın büyümeyi, elimizdeki fiziki sermaye eskiyor, yerine yenisini koyamıyoruz. Büyümek için kredi de lazım. Bakalım özel bankalarımız kredi veriyor mu?

Vermiyorlar. Niye? Çünkü faizi hükümet belirliyor, bankaların karı yılın ilk yedi ayında %28 daralmış. Neyle verecek?

İhracatla büyüsek? Böbürlenme ve şaaşalı karşılıklı sırt sıvazlamaların altını kazıyın, ihracat yılın ilk sekiz ayında %3 civarında büyümüş. Büyümez de. Arap ülkeleri ve Irak’la kavgalısın, AB’de zortlamak üzere.

Tüketimle büyüsek? Resmi rakamlara son bir yılda 800 bin kişi işsiz kalmış, TUIK’e göre ücretler yılın ilk yarısında yıllık %18 hızında büyümüş, yani reel harcanabilir gelir hemen hiç artmamış. Cepte para, gidecek işin yoksa neyle harcayacaksın?

Maliye politikasıyla, yani bütçe harcamalarını pompalayarak büyüsek? İlk sekiz ayda tonlarca TCMB transferine karşın, 80 milyar TL açık. Daha fazla harcayamadığın her Odin’in günü ota-taşa zam yapmandan belli.

Geriye kaldı para politikası. TCMB faizleri %5’e indirse, tüm şirketler kredi alıp yatırım yapar, bir büyüme patlaması yaşar mıyız? Kesinlikle hayır. Faizi %5’e çekersen, halen %50’si döviz olan mevduatın tamamı dövize döner ve bankalardan çıkıp yastık altına gider. Kredi verecek tek kör kuruş para bulamazsın. Ek olarak, swap pazarında, bankalarda “mevduat” olarak tutulan ne kadar yabancı fon varsa soluğu Edirne’nin Batısı’nda alır, ödemeler dengesi darboğazı ve bankalarda pasif kıtlığı yaşanır.

Döndük dolaştık, Yeni Ekonomi Programı’ndan ekonomiyi batıran, bütün dengeleri alt üst edip enflasyonu %15’e çeken, her sene TL’nin defalarca sarsıntı yaşamasına neden olan kör inada geri döndük:

“Benim faize alerjim var, yüksek faize karşıyım. Bunda iyi bir noktaya gelmiştik. Çünkü yüzde 63’te almıştık faizi ve 4,2’ye kadar düştük. O zaman enflasyon da 7,6’ydı. Maalesef bu Gezi olayları vesaireyle beraber dışarıdan çok ciddi bir çelme takıldı ve sıkıntı yaşadık. Bütün bunlarla beraber şu anda yeniden faizde düşüş başladı. Faizdeki düşüşle beraber enflasyonun düşüşü, biliyorsunuz son olarak 15,1’e kadar düştü. Şimdi politika faizi daha da düşecek. Buna inanıyorum. Çünkü yeni Merkez Bankası yönetimi bu konuda anlayışı ortaya koydu.”

“Erdoğan, faizin doğru orantılı olması hasebiyle enflasyonu da aşağıya doğru etkileyeceğini vurgulayarak, şöyle devam etti:….”

Maalesef dünyada hiç bir banka, fon, devlet ya da ekonomist yüksek faizin yüksek enflasyona neden olduğuna inanmıyor. Hata da inat, hep felaketle sonuçlandı. Erdoğan’ın BloombergTV’de dünyaya meydan okumasından 2 hafta sonra TCMB nasıl faizleri yükseltmek zorunda kalmıştı? Hatırlayan var mı? Sayın Erdoğan’a hatırlatan var mı?

Türkiye’nin %5 büyümesi ve Erdoğan’ın bu ülkeyi yönetmesi eş zamanlı gerçekleşecek bir hedef değil. İkisinden birinden vazgeçeceğiz.

Websitemdeki yeni makaleleri okumak için teşrifiniz rica olunur. Adres buradadır. 

 

Yorumlar

Banner

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları