Sosyal Medya

Ekonomi

Erdoğan: Çetinkaya ağır bedeller ödetti dedi ama gerçekler başka…

Önümüzdeki aylarda bir yandan politika sahnesi hareketlenirken, faiz indirimleri marifetiyle ekonomide yeniden büyümeyi körükleyebilmek ve böylece "ümmeti" AKP etrafında bir arada tutabilmek için atılacak adımlar, harcama artışları ve Cumhurbaşkanı'nın vizyonuna bağlı diğer öngörülemeyecek tercihler Türkiye ekonomisini zor bir sonbahar-kış döneminin beklediğinin habercisi. 

Erdoğan: Çetinkaya ağır bedeller ödetti dedi ama gerçekler başka…

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bosna Hersek dönüşü gazetecilerin TCMB başkanlığından Murat Çetinkaya’nın alınıp yerine Murat Uysal’ın getirilmesi hakkındaki soruya, “Merkez Bankası başkanı daha önce layüseldi, hiçbir şey soramazsınız, istediği gibi adım atar. Şimdi burada bu yapı içerisinde sayın başkanın kendine has birçok tasarrufu olmuştur ve bu tasarruflar neticesinde de maalesef ağır bedeller ödendi… çekilmez oldu” cevabını verdi.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak başta olmak üzere çeşitli yetkililerle yaptığı değerlendirme neticesinde başkanın değiştirilme kararını aldığını ifade eden Erdoğan, “Tabi Merkez Bankası özellikle de ekonominin finans ayağında en önemli kilit. Orayı tamamıyla bir revize edemesek, orayı sağlam temellere bağlayamazsak orada ciddi sıkıntıları yaşamayla karşı karşıya kalabiliriz” dedi.

Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mali istikrar diyoruz, finans noktasındaki atılacak adımlardaki kararlılık diyoruz. Bütün bunlarla en önemli adım tabi para politikası meselesi. Para politikası noktasında hep Para Politikası Kurulu toplandığı zaman ‘acaba buradan bu defa ne çıkacak?’ Bir diğer taraftan ayda bir toplanan Para Politikası Kurulu, beyefendinin zamanında biliyorsunuz senede 10 aya indirildi… Bunlar bize sorularak değil kendi kendine yapılmış şeyler… En önemlisi piyasalara güven vermedi. Piyasalarla iletişimi iyi değildi”.

Babacan açıklaması: “Ümmeti parçalamaya hakkınız yok”

Erdoğan, parti kurma hazırlığı içinde olduğu belirtilen Ali Babacan’la yaptığı görüşmeyle ilgili ilk kez konuştu. Babacan’ın kendisine partiye karşı aidiyet duygularını kaybettiği gerekçesiyle istifa edeceğini söylediğini aktardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dedim ki ‘Bak Ali Bey, eğer senin bu kabineye katkı verme noktasında yaptığınız çalışmalar varsa, vereceğiz bilgiler varsa biz bunlardan istifade ederiz. Malum ben sana partide danışmanlık teklif ettim, kabul etmedin.” daha ileri gidiyorum; Özbekistan Başkanı benden orada devletin yapılanmasında eleman istedi. Ali Bey’i teklif ettim. Kendisine de söyledim. Maalesef oraya da evet demedi” dedi.

Erdoğan, “Ben Ali Bey’in kendisine de söyledim; “Yolunuz yolunuzdur eyvallah ama şunu unutmayın ki bu ümmeti parçalamaya hakkınız yok. Siz bunu yapıyorsunuz. Bunun parçalanmasıyla da bir yere gidemeyeceksiniz” dedim. Şunu da söyledim, “Fazla da geç kalmayın” dedim. Bizim dava arkadaşlığımızda bir şey var. Dava terk edilmez. Burada sonuna kadar hizmet söz konusudur” dedi.

Ne anlamak gerekli, doğrusu nedir?

Sayın Erdoğan’ın açıklamaları, uzun süredir yansıttığı görüşlerinin artık harekete geçirildiğini bir kez daha netleştirmiş oldu.

Merkez bankası para politikası kurulu toplantısından ne çıkacağının hükümet tarafından önceden bilinmemesi, ya da dikte ettirilememesi tam da merkez bankası özerkliğinin gereği bir durum esasta.  Fakat bu kanunalara dayanan “araçlarında özerklik” halinin Sayın Cumhurbaşkanını rahatsız etmekte oluşu artık açıkça gün ışığına çıkmış durumda.  Banka başkanının görevden alınması,  yeni başkanın özgeçmişi, arkasından Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamaları, tam da Sayın Erdoğan’ın Mayıs 2018’de Londra Bloomberg TV’de para politikasını aktif olarak yöenetecğini ilan ettiği aşamaya geri dönüş olduğunu gösteriyor.  Hatırlanacağı üzere Ağustos 2018’de zirve yapan kur krizinin ilk sert adımları Sayın Cumhurbaşkanı’nın Londra açıklamaları sonrasında piyasalarda ilk izlerini göstermişti.

Para politikası kararlarının Sayın Cumhurbaşkanı tarafından bilineceği ve belki de para politikası kuruluna dikte ettirilebileceği; yeni başkan Murat Uysal’ın dönemine damga vuracak gibi görünüyor.  Zaten faiz indirilmesinin beklendiği 25 Temmuz’da hem beklenen 100-200 baz puanın üzerinde bir faiz indirimi hem de faiz indirim sürecinin yaz aylarında geçici olarak düşmesi beklenen enflasyona paralel sene sonuna kadar devam ettirilmesini beklemek makul.

Şu durumda, yaz sonunda itibaren Türk lirasında yeni bir tur değer kaybı beklemek de mantık çerçevesinde.

Diğer yandan, Sayın Erdoğan’ın para politikası nedeniyle Çetinkaya’nın AKP hükümetine yerel seçimlerde ya da Türkiye ekonomisine “ağır bedeller ödettiği” iddiası  doğru değil.  Keza, 2015-2018 seçimler dönemleri içinde  ekonominin aşırı ısınmasına yol açacak şekilde, borçla ve harcama ile büyümeye yüklenilmesi, cari açığın sürdürülemez noktalara ulaşması ve iç talebe bağlı enflasyonun yükselmesi tamamen Erdoğan-AKP hükümetinin tercih ettiği ekonomi politikalarının sonucu.  Bu gidişatın sonunda ortaya çıkan kur krizi nedeniyle faizlerin artırılmak yoluyla piyasaların sakinleştirilmesi, lira devalüasyonunun daha da sertleşmesinin engellenmesi sadece yapılan hataların, Türkiye ekonomisine ödetilen bedellerin bir sonucu olarak para politikasının teknik bir hareketi idi.

Kısaca, ekonomideki daralmanın kaynağı para politikası değil, AKP hükümetinin maliye ve genel ekonomi yönetimi.  Para politikasının faiz yükseltmeye yönelmek zorunda kalışı, ekonomi yönetiminde yapılan hataların sadece bir sonucu.  Geçen yıl lira devalüasyonu maliyet baskısı üzerinden enflasyonu sıçrattı ve artan enflasyon karşısında faizler yükseldi. Yoksa yükselen faizlerin enflasyonu yukarı çektiği inancının, ekonomi teorisinde gerçekten yeri yok.

Özetle, “ümmetin” bölünmesi, AKP içinden muhalif kanatta bir kopuşun yaşanması, Sayın Babacan’ın Özbekistan’a uzaklaştırılmak yerine yeni parti çalışmalarına soyunması, ekonomideki daralma (buna demokrasinin kalitesindeki bozulmayı da eklemek mümkün), tamamen 17 yıldır iktidarda bulunan AKP’nin son dönem tercihlerinin sonucu olarak karşımızda duruyor.

Önümüzdeki aylarda bir yandan politika sahnesi hareketlenirken, faiz indirimleri marifetiyle ekonomide yeniden büyümeyi körükleyebilmek ve böylece “ümmeti” AKP etrafında bir arada tutabilmek için atılacak adımlar, harcama artışları ve Cumhurbaşkanı’nın vizyonuna bağlı diğer öngörülemeyecek tercihler Türkiye ekonomisini zor bir sonbahar-kış döneminin beklediğinin habercisi.

Yorumlar

Banner

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler