Sosyal Medya
**8*

FÖŞ yazdı: Yaptırımlardan önce son dönemeç

13 Kasım 2019

 

ParaAnaliz’in Washington Post’tan arakladığı pardon intihal ettiği habere göre, Trump Sevgili Başkanım Erdoğan’a $100 milyarlık ticaret antlaşması önerecekmiş.  Televizyon seyrediyorum. NATO dağılıyormuş, ABD’nin bize karşı eli çok zayıfmış, S-400’ler NATO içinden gelecek bir tehdide karşı alınmış (Akla Finlandiya geliyor)…. Ekonomimiz şahlanmış, Kaf Dağı’nı aşmış, hızla Himalayalar’a doğru yükseliyormuş.  Kendimi çimdikliyorum, uyanayım diye, ama uyanamıyorum.

Biz kendimize söylediğimiz yalana bir süre sonra samimiyetle inanan bir milletiz.   Dünyayı okumaktan tamamen aciz bir hale  geldik. Bir kaç saat sonra yapılacak Erdoğan-Trump zirvesinin Türkiye’nin kaderinde bir kene ısırığı kadar önemi yok.  Yaptırımlardan önce son dönemece geldik, mühim olan Kongre’nin gazını almak. Başkanım Erdoğan —Odin, Atena ve Horus’a dua ediyorum—çantasında taleplerle değil, hediyelerle gitmiştir Washington’a, yoksa bizi el sanatları dersinde gibi oyacaklar.  Linkteki makaleyi bir okyun, “Erdogan Will Have Fewer Friends Than Ever When He Visits The U.S. This Week”, yani Erdoğan Washington’a gittiğinde her zamankinden daha az dostu olacak.

Makaleye göre sebebi de basit.  Amerika Ankara’yla bir türlü samimi bir diyalog kuramıyor. SETA’sından Büyükelçiliği’ne, lobicilik yapmaya çalışan gariban işinsanı gruplarına kadar hep aynı kaynaktan aldığı mesajı zombivari tekrarlayıp, itiraz duyunca dellenen ve karşı tarafı düşmanlıkla suçlayan bir kafa yapısı sarmış bizimkileri.

Ben de ekleyeyim. Hafta başında ABD Milli Güvenlik Danışmanı Robert O’Brien CBS programında açıkça ilan etti:  Ya S-400’leri kutusunda hediyelik eşya olarak tutarsınız, ya da CAATSA yaptırımları geliyor.  Eğer bizim ParaAnaliz’de başlangıcı yer alan Washington Post haberinin tamamını okursanız, bakın linki burada,  Trump da bu akşam Erdoğan’a aynı teklifi yapacak. “S-400’leri unutun, sizi idare edeyim, yoksa günah benden gitti”.

Kongre ise diplomatik nezaket göstererek Erdoğan ABD’de bulunduğu sürece yaptırım taslaklarını gündeme almamaya karar verdi. Başkanım dönüş yoluna çıkınca, kaldığı yerden devam edecek.  Üstelik her gün yeni bir madde daha ekliyorlar. Gündemde iki yeni suçlama var. Birincisi ABD’nin sattığı silahları amacı dışında kullanmak. İkincisi kıymetli ve saygın müttefikimiz Milli Suriye Ordusu mensuplarının Kürt sivillere karşı savaş suçu işlemesi.

Türkiye’de “Trump veto eder, biter gider” diyenler ABD sistemini anlamadıkları gibi, ABD siyasetini de anlamıyorlar. Senato’dan Trump vetosunu bozacak 67 oy çıkabilir. Daha önemlisi halen Senato’da azil oylamasına girecek Trump Suriye’yi İran ve Rusya’ya terkettiği için ona burnundan soluyan Senatörleri daha da kızdırmamak için Türkiye’yi aslanların önüne atabilir. Yahu, Trump diye güvendiğiniz adam Suriye’den askerlerini çektikten 13 saat 22 dakika 18 saniye sonra geri getirdi, halen 6 üst kurmuş durumdalar. Ayrıca,  Fırat’ın Doğusu’ndaki tüm petrol yataklarını gasp edip, gelirini de  PKK karbon kopyası SDF, yani YPG-PYD’ye dağıtacak. Bu adamın ipiyle kuyuya inilir mi?  Hel hele hala bu adama ultimatom çekip “Ya SDF’ye ilişkini kesersin, ya da sen bilirsin!” denilebilir mi?

Durun daha bitmedi, kendisinden izin almadığım için adını vermediğim bir kaynağın bana gönderdiği haberi sunayım size:

“Halkbank davasıyla ilgili iki ön duruşma sonrasında dava sürecinin nasıl işleyeceğini New York Barosu Avukatı Cahit Akbulut VOA Türkçe’ye değerlendirmiş. Avukat Akbulut, Halkbank davasının Rıza Sarraf dosyasıyla aynı işlem numarasıyla görülmesinin, Sarraf’ın uzun bir süredir savcılığa tanıklığını sürdürmesinin ve henüz alacağı ceza için hakim karşısına çıkartılmamasının dikkat çekici olduğunu belirterek, “ABD’de bankacılıkla ilgili cezalar genellikle Maliye Bakanlığı tarafından verilir. Halkbank’a New York’ta Rıza Sarraf’ın aynı dosya numarasıyla açılan ceza davasında hedef adece Halkbank olmayabilir. Bu dava dosyasına Halkbank dışında sanık olarak başka isimler de eklenebilir” dedi.

ABD’nin şimdiye kadar çeşitli uluslararası finans ve bankacılık kurumlarını daha çok Amerikan Maliye Bakanlığı aracılıyla para cezasına çarptırdığını belirten Akbulut, New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde Halkbank aleyhine açılan ceza davasıyla farklı amaç ve beklentilerin olabileceğine işaret etti. Akbulut, neden bu yolun seçildiğinin tam olarak bilinmediği ifade ederek, “Bu bir siyasi tercih olabilir. İkincisi kesilecek cezada paranın tahsil edilmesiyle ilgili bir tercih olabilir. Ya da bu davanın içine Halkbank dışında bazı kişilerinde sanık olarak yargılanmasını amaçlayabilir. Rıza Sarraf’ın aynı dosya numarasıyla açılan Halkbank’a yönelik federal ceza davasında hedef sadece bu banka olmayabilir.

Bu dava dosyasına ileride Halkbank dışında sanık olarak başka isimler de eklenebilir. Ek iddianameler hazırlanılabilir” dedi. Avukat Akbulut, Rıza Sarraf’ın savcılıkla uzlaşması sonucunda hala itiraflarını sürdürdüğünü belirterek, “Sarraf’ın dosyasına sürekli yeni gizlilik kararı olan belgeler giriyor. Sarraf’ın aradan neredeyse iki yıl geçmesine rağmen savcılıkla işbirliği yaptığı için verilecek ceza indirimiyle ilgili ceza indirimi yapılmasıyla ilgili belge henüz hakime sunulmadı. Bu da bize Sarraf’ın hala itiraflarını sürdürdüğünü gösteriyor. Belki de Sarraf Halkbank davasında yeniden tanık olarak dinlenebilir.

Halkbank davasının Sarraf dosyasıyla aynı numarayı taşıması bu ihtimali oldukça güçlendiriyor. Bu davanın içine birçok siyasiyi ve bürokratları da sokabilirler. Bunu düşünerek bilinçli olarak New York’ta federal bir ceza davası açılmış olabilir. Eğer Halkbank’a ceza Amerika Maliye Bakanlığı aracılığıyla verilmiş olsaydı sadece kurumsal olarak para cezası kesilmiş olacaktı. New York’ta açılan federal ceza davasıyla kapsam genişletilip Halkbank kurumu dışında bu davaya başka kişilerinde dahil edilmesi amaçlanmış olabilir” dedi.

Yani, Amerikalılar’ın deyimiyle, “the bigger turnip is still in the bag”.   Aslan bir kere kuzuyu yemeyi kafaya koymuş, kuzu derenin alt tarafında olsa ne olur, üst tarafında olsa ne olur?

 

Yaptırımlar başlarsa da, öyle swap pazarı kitlenerek, kamu bankalarına döviz sattırarak depremi önleyemezsiniz. Çünkü depremi son bir yılda $30 milyardan fazla döviz alan bireysel yatırımcı ile aniden Türkiye’ye krediyi kesecek olan yabancı ticari bankalar tetikler.  Önce sistemden, sonra Türkiye’den kovayla döviz çıkar. TCMB’nin resmi rakamlarda rapor ettiğinden $20 milyar daha az rezerv tuttuğu bir haftada belli olur, sonra Rahip Brunson hepimizi yanaklarımızdan öper.

Başkanım Erdoğan’ın kazanamayacağı savaşa girmeyeceğini bilen bir seveni olrak, ABD’yle ne derdi varsa, Trump’la değil, Kongre’yle hallettmesini salık veririm.  Yoksa bu kış yakacak tezek ararız.

 

Döviz ve faiz yükselmeye devam edecek

 

 

 

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları