Sosyal Medya
**8*

FÖŞ 2020 tahminleri:  Soğuk Savaş’ın sıcak nefesi ensemizde

24 Aralık 2019

Dün akşam artık ikinci yuvam olan YouTube’da “Delete” adlı bir film izliyorum. “Dubito” yani Latince  “Şüphelen” adlı bir hacker grubu önce İran’da bir nükleer reaktörü, sonra da ABD balistik füze testini sabote ediyor.  Ama ediyor mu?  Çünkü bu olayların ardından Dubito’nun tüm üyelerini temizliyorlar!  Kim temizliyor?  Gözler hemen ABD gizli servisine dönüyor tabii, zaten Avustralya’da kanguru ölse, suçlu ABD gizli servisleri. Ama servisin başındaki adamın kızına da ölüm tehditleri geliyor. Vay anasını, çok heyecanlı derken, YouTube “Şehvet Galaksisi” diye bir filmin reklamını attı içeri, hop kanal değiştirmişim.  Niye bütün bilim kurgu filmlerinde hatunlar ya mini etek ya da ancak kerpetenle çıkartılabilecek tayt giyer?

 

Neyse, “Delete” bana 2020 için yapacağım en önemli tahminlerden birini kaleme alma ilhamını verdi. Jeo-politik riskler. Ticaret Savaşı—herhalde—bitti, Fed de faiz indirmez, yatırımcılar artık uzun zamandır göz ardı ettikleri jeo-politik riskleri daha yakından izleyecekler. Zaten onlar izlemese de Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan Latin Amerika ve şimdi de Hindistan’a yayılan kitlesel gösteriler izletecek cancağızlarım.

Eğer dünya veya Türkiye ekonomisi hakkında rasyonel tahminler yapmak istiyorsak, sosyoloji, kitle piskolojisi ve bittabiki siyasi süreçleri dikkate almak zorundayız. Bu değişkenler her zaman önemli olmayabilir. Ama “ekonomi şu kadar büyür” demeden önce sosyoloji ve siyaset cephesinde bu tahmini etkileyecek boyutta bir gelişme var mı diye inceleme yapmadan yazmak olmaz.

2020’de Ticaret Savaşları bitse dahi (emin değilim) ABD-Çin hükümranlık savaşı sürecek. Her fırsatta dünya sahnesinde has oğlan olduğunu ispat etmek isteyen Putin (ki bence halen Super Lig’de oynayan liderler arasında kafası basan tek oyuncu) hemen Çin safında yer aldı.

ABD-Çin arasında bu hükümranlık çekişmesi sıcak savaşa dönüşebilir mi?  Kuzey Kore’nin antikalıkları ve Güney Çin Denizi’nde iki tarafın filoları arasındaki sürtüşmeler böyle bir potansiyelin  tohumun taşısa da, ihtimal çok düşük, belki %10.  Sıcak savaş, ancak iki taraftan biri yenilgiyi engellemek için  başka çare kalmadığını sezerse gündeme gelir ve… elveda Medeniyet dediğimiz tek dişi kalmış Canavar.

Beni ilgilendiren daha çok Soğuk Savaşın ekonomik boyutu ve Türkiye’ye yansımaları olacak, naçizane.  Huawei örneğinden ilk cepheyi açıkça görüyoruz. Karşı tarafın yüksek teknoloji şampiyonlarını çelmelemek. Çünkü Rahmetli John Galbraith’in 1967’de Military-Industrial Complex kitabında yazdığı gibi Yüksek Teknoloji istese de istemese de ya bedenini ya da ruhunu askeriyenin emrine verir. Bu durum Çin’de gönüllü, ABD’de “bedenime sahip olabilirsin, ama ruhuma asla” şeklinde olsa da sonuç farketmez.

ABD şimdi elindeki tüm imkanlarla Çin’in teknoloijk inkişafının önünü kesmeye çalışıyor. Araştırma paylaşımının sıkı denetimi, ABD üniversitelerine konuk gelen profesörlerin kimlik soruşturması “masum” örnekler.  Bir de “hassas ihracat ürünleri” listesi var ki, içinde çalınacak ileri teknoloji olan değil, “olabilecek” her şey izne tabii.  Tabii, Beijing’in eli de armut toplamıyor. Onlar da kamuda yabancı bilgisayar ve yazılımı kullanmayı sonlandırmaya karar verdiler.

Bunlar daha ilk adımlar. “Delete” filmine dönersek, Nazik inkarların ardında askeri ve endüstriyel bilgisayar virüsü geliştirme ve gerektiğinde kritik finansal-enerji-askeri tesis ve sistemleri sabote etme kapasitesi hızla gelişecek. Her filmde olduğu gibi virüs “laboratuardan kaçıp” insanlığın başına bela olacak.

Daha yakın bir tehlike, Çin Asya boyunca uzanan tedarik zincirinin yurt içinde ve Yol ve Kuşak Projesi’yle kolonileştirdiği ülkelerde konsolide ediyor. ABD’ye piyangodan büyük ikramiye çıktı. Kaya(k) petrol ve doğal gaz keşifleri ve 3D printing gibi keşifler sayesinde doğal olarak imalat sanayini “eve taşıyor.”  Trump’ın biraz kafası çalışsa, Meksika ve Kanada’yı da  tedarik zincirine sıkı sıkı bağlayıp Çin’in nüfusuna yakın dev bir pazar ve üretim yelpazesi edinecek de, Xi Jinping dua etsin, narsist bir amatörle aşık atıyor.

Internet de parçalanıyor. Yakında Rusya-Çin ve ABD iki aynı “net” kurarsa şaşırmayın. İlki sıkı devlet denetimine tabii olacak. İkincisi, sonuna kadar liberal, ama CIA bütün serverlere babasının evi gibi rahatlıkla girip çıktığı için aşk e-maillerinizi bile dosyalayacak. Şaka bir yana, problem şu:  Global bilgi ve e-ticaret akışı da “dekuple olma” yani kopma tehlikesi altında.

Vekalet savaşları Odin’in emri. Onlar olmadan salatanın sosu olmaz. Venezuela en güzel örnek. Çin ve Rusya’nın Venezuela’ya destek olmasının başlıca nedeni ABD’nin yan mahallesinde arsa edinmek.  Yakında, kitlesel gösterilerin kalbi ve gövdesini parçaladığı ülkelerde de taraftar kapma oyunu başlar.

Tüm bunların dünya ekonomisine vereceği psikolojik ve maddi zararı tahmin edin. Savaşlar zaten pahalı, ama

  • teknoloji paylaşımının yavaşlaması,
  • tedarik zincirlerinin yeniden configürasyonu,
  • Internet’te serbest bilgi alışverişine kısıtlamalar,
  • Kitlesel gösterilerin vuku bulduğu ülkelerde yatırımların durması,

hep ekonomik aktiviteyi körelten gelişmeler olacak.

 

Şimdi gelelim bize. Suriye, vekalet savaşlarının tüm pisliği ile oynandığı utanç sahnesi. Biz de milli menfaatlerimiz uğruna bu oyuna “sezon bileti” almış durumda olduğumuz için Rusya ve ABD arasında kaldık. İran’ın son gösterilerle sarsılması, Irak ve Lübnan üstündeki hakimiyetinin azalması anlamını taşır. ABD’nin bu fırsatı kaçıracağını sanmıyorum.  Bu iki ülkede Şii hükümranlığını azaltmak için muhalif aktörlere yatırım yapacak.

Türkiye uzun yıllar yakın ülkelere ticaret ve müteahhitlik hizmetlerini aksatacak bir çekişmenin ortasında bulabilir kendisini.

Bir de ABD ve AB gözünde biz İran’a ambargoları delmek ve yasaklanmış ürünleri satma konusunda sabıkalıyız. Teknolojinin en paha biçilmez ürün haline geldiği dünyada, Türkiye’nin teknoloji satın alması veya doğrudan yabancı sermaye yatırım cezbetmesi de kolay olmayacak tabii ki.

Türkiye gerek askeri-ekonomik gücü, gerek coğrafi konumu ile çok kritik bir ülke. Eğer Soğuk Savaş uzun yıllar sürecekse, Kafkaslar, Balkanlar ve Orta Doğu gibi her an patlayıp yolda kalmaya hazır ve nazır bölgelerde denge ve istikrarı sağlayacak Türkiye’yi kazanmak şart. Çin, bir süre sonra Yol ve Kuşak Projesi  Kapsamında yatırımlarla, Rusya Suriye’de sürekli bizi aldatıp Erdoğan’ın Amerikan antipatisinden yararlanarak kalbimizi çalmaya çalışacak. ABD serbest ticaret antlaşması ve Halkbank davasının unutulmasını teklif edecek. Eğer uzlaşmazsak, finansal yaptırımlar gelecek.  Eğer Çin ve Rusya AB’nin politik dengeleri ve ekonomik çıkarlarını tehdit eder bir duruşa geçerse, AB de Türkiye üzerinde taraf seçme baskısını artıracak.

Jeo-politik risklerin öne çıktığı, global kredi furyasının sona erdiği, Berat Albayrak’ın artık kısa vadeli sıcak para istemediğinin iddia edildiği bir dönemde, sizce risk primimiz düşer mi?  Bu ülke huzur bulur mu?

 

Kurtulamadık Şu Yaptırım Tehdidinden

 

İran ve Irak’ta Yangın Türkiye’yi Nasıl Etkiler

 

2020’de piyasalar jeopolitik riskleri görmezden gelemeyecek

 

 

 

 

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları