Sosyal Medya
**8*

Zombilerin anayurdu Türkiye

31 Ağustos 2019

Zombi filmlerini sever misiniz?  Ben hiç kaçırmam, insanlık denen bulaşıcı virüsün yok olduğunu anlatan her türlü görsel esere anında yazılırım. Zombi film ve TV dizileri bir rönesans yaşıyor. TV’de Walking Dead taklidi bir sürü dizi Netflix’te boy gösterirken, Güney Kore sineması bile bu konuyu kafaya taktı. Bu janr’ın hayranlarına “Busan Treni’ni”  özellikle öneririm.

 

Siz dinleyin beni, sadece Fransız sanat filmlerini seyretmeyi destur edinmişseniz dahi, bir kaç zombi filmi seyredin, bu kış yaşanacakları anlamanızda “yol gösterici” olacak. Türkiye zombilerin anayurdu olmaya aday. Önce ufak bir tarihsel not düşeyim de bizdeki zombilerin nasıl şimdi saklanıp kışın beyin ve işkembe kemirmek için ava çıkacağını daha iyi anlayalım.  Zombi tiplemesi sinema ve fantazi literatüründe zaman içinde dev bir evrim yaşadı.

Orijinal olarak zombi bir Karayip Adaları vudu (kara büyü) kavramıdır. İlaç verilerek beyni yıkanan kişilerin özgür iradesini kaybederek kötü ruhlu efendi veya sahibelerine hizmet etmelerini yansıtır. 1968’de çekilen büyük usta George Romero’nun  “The Night of the Walking Dead’i”   halihazırda senaryolarda kullanılan, bir virüs ya da uzaylı saldırısı sonucu beynini tamamen kaybedip insan yiyen canavarlara dönüşen zombi tiplemesini yarattı.  Çok daha az kullanılsa da düşünme erkini yitirmeyen ve ustaca “normallerin” arasında kendini gizleyen zombi tiplemeleri de vardır. “Pride, Prejudice and Zombies” 2016’da çevrilen bu çok özel alt-janrın en başarılı örneklerinden biridir.

Bizdeki zombiler vudu etkisine  giren ve hala düşünen, saklanmayı beceren tiplemeler arasında yer alır.  Zombilerin en sık bulunduğu mekan özel sektördür, ama hastalık artık her kuruma ve toplum kesitine bulaşmakta.  Zombi şirket devlet himayesi ya da bankaların batık yazma korkusu sayesinde hayatta kalan, ama diğerlerini kemirerek beslenen bir işletme türüdür. Her konkordato geçici olarak bir zombi şirket yaratır. Bu şirket artık başkalarının en temel hakkı olan tahsilatı geciktirerek onlara virüsü bulaştırır.  “Ücretsiz izin” kullandırarak çalışanını aç bırakır, onların da zombileşerek akraba veya devlet himayesine sığınmasına neden olur.

 

Türkiye’de kaç zombi şirket var, tam olarak bilinmiyor. Çünkü artık konkordatolar devletin emriyle bankalarla borçların yeniden vadelendirmesi anlaşmasına dönüştürülerek, zombi şirkete bir kaç beyin ve barsak sunuyor.

Parantez açalım, 30 Ağustos’ta dahi bir konkordato haberi aldık:  “Türkiye’nin en özgün ve lider emlak sitesi emlak365’in haberine göre;

Yurt içerisinde ve yurt dışında pek çok büyük projeye imza atan Ankara’nın en köklü inşaat firmaları arasında gösterilen Poyraz İnşaat konkordato talebinde bulundu.

Şirketin içerisinde bulunduğu mali sorunlar nedeni ile konkordato talep ettiği, bu süreçte işlerini toplayarak sıkıntılı dönemi atlatmayı istediği öğrenildi”.

Zombi şirketlerin  çoğalması artık bankaları da hastalandırıyor.  İnanmadınız mı?  Hemen son kredi-mevduat istatistiklerini sunayım size:

Bankaların vadesi geçmiş alacakları 122 milyara tırmanırken, batık kredi oranı da %5’le flört ediyor.  S&P ve diğer ulus-üstü kurumların araştırmalarına göre, bir de saklanan zombi şirketler var ki faiz ödemez. Bunların ısırıklarının toplam krediler içinde  payı %10-15 olabilir.

Zombi virüsüne maruz kalan bankanın ilk alacağı tedbir yeni kredileri kesmektir.  Aşağıdaki grafik özel bankaların virüse yakalandıkları ve hayatlarını kurtarmak için tedbir aldıklarını gösterir.  Kamu bankalarının zombileşmiş olup, devletin gayretiyle günahsızlar arasında saklanıyor olması da mümkündür. Çünkü özel bankalar frene basarken  kredi musluğunu açmak ve devletten yeniden kan nakli (sermaye ilavesi) istemek doğal bir davranış değil.

Naçiz teşhisim, inşaat sektörünün bir zombi yuvası haline geldiği, enerjide virüsün hızlı yayıldığı, AVM’ler ve perakendede ilk ısırıkların gözlendiği yönündedir.

 

Yaz bereketinin rehavetini yaşayan güzel insanımız, zombilere karşı iyice korumasız  kalarak, kışın ekonomi daraldığında aç kalıp ava çıkacaklara yem olacaktır.  Yani işsiz kalıp kemirecek başka canlılar arayacak.

Daha kötüsü zombileşme özel sektöre mahsus da değil. Ana akım basın külliyen  zombidir. Kötü niyetli sahibesinin emirlerini yerine getiren cinsten. Çünkü, bu medyada hükümetin istemediği hiç bir haber ve analiz yayınlanamaz. Zombileşmenin en tehlikeli epidemik türü de budur.  Çünük zombi gazete veya TV kanalı binlerce, 10 binlerce masumun beynine virüs zerkedip, düşünüp normal tepki göstermesini engeller.

 

Bürokrasi ve yargı da zombileşme yolunda. Artık üretemediği, kendi başına düşünüp karar alamadığı gibi, hükümet tarafından kötü yola sevkedilerek karşısına gelen vatandaşı ya da şüpheliyi ısırmaktadır.  Vergi İdaresi’nin bütçe açığını kapatmak için önüne gelene Deli Dumrul cezalar kesmesi, yargıda anlamsız gözaltı  huyu ve yüksek mahkeme kararlarına sırt çevirme de zombisel  davranış biçimidir.

Örnekler saymakla bitmez. Türkiye gizli bir zombi istilası altında.  Hükümet kötü niyetli bir sahibe değil, sadece bizim için daha iyisini yapacağı saiki ile zombiler yaratıp ilerde onların sağlığına kavuşacağını umuyor.  İhtimali var mı?  Sinemada çok az. Çok nadir örneklerden bir The Cured filmidir.  Ama çoğunlukla filmin sonu hüzünle biter. Size 28 Days Later ve 28 Weeks Later filmlerini tavsiye ederim.

 

Websitemde yeni yazı:  Global resesyon ve üşüten ekonomimiz 

 

Yorumlar

Banner

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları