Sosyal Medya

Reel sektör

Uğur Gürses:  Türkiye’nin şarap dosyası

Uğur Gürses çok itinalı bir çalışma ile üzüm potansiyelimizi nasıl boşa harcadığımızı anlatıyor.

Uğur Gürses:  Türkiye’nin şarap dosyası

 

“Bir bulut olsam, yüklenip yağsam,

Dökülsem damla damla toprağıma

Bir deli nehir bir asi rüzgar

Olup kavuşsam üzüm bağlarına” – Sezen Aksu

 

 

Bugün dünyada 292 milyon hektolitre (29.2 milyar litre) şarap üretiliyor ve Türkiye 64.3 milyon litre iç pazara, 2.9 milyon litre ihracat ile toplamda payı çok çok düşük bir ülke; binde 2.2

 

Şarap Üreticileri Derneği Başkanı Ali Başman’ın, 2018 Şubat’ında TBMM’de kurulan komisyon toplantısında yaptığı sunumdan çıkardığım özet şöyle:

 

Dünyada yıllık 75 milyon ton üzüm üretimi yapılıyor. Türkiye’nin bağcılıkta, bağ üretiminde yüzde 7’ye yakın payı var. Türkiye’deki üretimin de yüzde 52’si sofralık, yüzde 36’sı kurutmalık. Şaraplık ve şıra üretiminin payı ise sadece yüzde 12. Bunun içinde rakı üretiminin de dahil olduğu not ediliyor. Rakı ve diğer alkol üretimi çıkarılırsa gerçek şarap üretimi oranının yüzde 4 civarı olduğu hesaplanıyor.

 

Fransa’da ise bu yüzde 99 şaraplık, yüzde 1 sofralık. İtalya’da ise yüzde 85 şaraplık, yüzde 15 sofralık.

 

2015 verileriyle, dünyada yaş üzüm üretiminin yüzde 35’i taze, yüzde 8 kuru, yüzde 47’si şarap, yüzde 5.5’i üzüm suyu, şıra ve yüzde 3.4 de diğer kullanımlar için değerlendiriliyor.

 

Başman verim konusuna işaret ediyor:

 

“Bazı ülkeler tarımı daha teknolojik yaparak daha yüksek verimler elde etmektedirler fakat bu, şarapçılıkta tam tersidir, verim ne kadar artarsa kalite o kadar aşağıya iner. O yüzden şarabın üretiminde biz mümkün olduğu kadar kıraç̧ araziye bakarız, verimin düşük olduğu araziye bakarız ki bu bir yerde de aslında verimsiz arazilerin değerlendirilmesi açısından çok önemli bir faktördür. Böylece çok daha yüksek kalite yakalayıp uluslararası pazarda daha iyi bir değer yakalayabiliriz.”

 

 

Türkiye’de siyasetçilerce sakız gibi çiğnenip bir arpa boyu mesafe alınmayan konu şudur; “katma değerli üretim”, “katma değerli ihracat”. Verilen örnekler de “Almanya’nın ihracatında 1 kilo ihraç ürününün fiyatı şu kadar Euro, bizde bu kadar” diyerek “ağlaşmaktır”.

 

Kuru üzüm üretiminde de ihracatında da Türkiye küresel şampiyondur. FAO verilerine göre; 2016’da 236 bin ton kuru üzüm ihracatı ile Türkiye dünya birincisi. Bu ihracatın dolar karşılığı ise 426 milyon dolar. Türkiye’nin en yakın rakibi ise ABD; 118 bin ton, 323 milyon dolarla. Satış değeri olarak üçüncü sırada ise Şili geliyor; 55 bin tonla.

 

Akdeniz’den İtalya ve Fransa ise 2-2 buçuk milyon dolarlık ihracat yapmışlar. Ama bu ülkelerin şarap ihracat değerlerine bakınca tablo ortaya çıkıyor; bu ülkeler üzümü yetiştirmeyi bilmediklerinden değil, çok iyi bildikleri “katma değerli üretim-satış” işini yani şaraplık üzüm yetiştirip, bunu katma değerli biçimde satmayı beceriyorlar.

 

Şarap Üreticisi Ülkeler    Milyon Hektolitre

İtalya                        54.8

Fransa                      48.6

İspanya                     44.4

ABD                           23.9

Arjantin                     14.5

Şili                             12.9

Avustralya                              12.9

Almanya                                 10.3

  1. Afrika 9.5

Çin                             11.6

Toplam                   243.4

Toplam Dünya                     292.0

Kaynak: OİV, 2018

 

Küresel ligde şarap üreticisi ilk 10 ülke toplam üretimin yüzde 83’ünü yapıyorlar. Türkiye 1 hektolitreye bile ulaşamadı henüz.

 

Çok iyi örnek Şili aslında. Şili, küresel arenada 108 milyon hektolitrelik ihracat toplamının 9.3 hektolitresi Şili tarafından gerçekleştiriliyor. Bunun karşılığı da ise ihracat hasılatı olarak 1.9 milyar dolara yakın gelir elde ediyor. Şili uzun bir süredir küresel pazarın 4. sırasını elinde tutuyor.

 

FAO verilerine göre 2006’da 6.7 milyon dolarlık, 6 bin 269 ton ihracat yapan Türkiye 48. sırada idi. 2016’ya gelindiğinde, 10 yılda ancak 10 milyon dolarlık ihracata çıkabildi. Satılan miktar ise 4 bin 166 ton. TAPDK verilerine göre 2016’da şarap ihracatı 2 milyon 922 litre.

 

Türkiye’de bağ alanı ve üzüm üretimi nasıl?

 

2016’da yaklaşık 435 bin hektar alanda üretim yapılıyor. Toplam 4 milyon ton üzüm üretimi olmuş; bunun 1 milyon 999’u sofralık, 1 milyon 537’si kurutmalık, 473 bini de şaraplık ve şıralık olarak kullanılmış.

 

Üretilen üzümün, ancak yüzde 11.3’lük kısmı şaraplık ve şıralık olarak kullanılıyor. 2016 yılı itibarıyla iç piyasaya arz ve ihracat yaklaşık 53 milyon litre olmuş. Bu kadar şarap için 80-90 milyon kilo üzüm kullanılmış.

 

Türkiye’de iç tüketim görece çok zayıf; Türkiye’de ortalama kişi başı 0.9 litre şarap tüketimi olduğu, buna da ülkeye gelen yaklaşık 30 milyon turistin tüketiminin dahil olduğu vurgulanıyor.

 

Yurtiçi tüketimin Yunanistan’da 23 litre, Almanya ve Kuzey ülkelerine çıkıldığında 33-40 litre, Fransa ve İtalya’da 50 litreye çıktığına işaret ediyor Başman.

 

Türkiye’nin endemik üzüm çeşitleri ise şunlar: Kalecik Karası, Öküzgözü, Boğazkere, Papazkarası, Çalkarası, Adakarası, Karalahna, Dimrit, Horozkarası, Sergi Karası, Foça Karası, İri Kara, Karasakız, Köhnü, Kösetevek, Acıkara, Patkara, Sungurlu, Gök, Merzifon Karası, Sidalan, Yapıncak, Yediveren, Sultaniye, Narince, Emir, Misket, Çavuş, Hasandede, Gaydura.

 

Gittiğim ülkelerde yerel mutfağı, bölgesel üzümlerin ne olduğunu, bunlardan yapılmış şarapların tadının nasıl olduğunu merak ederim. 30 milyona ulaşan yabancı turistin de gezmeye geldikleri ülkenin yerel üzümlerinden yapılmış şarapları tatma isteği olacağı açık.

 

Türkiye’de 140 şarap üreticisi var; Kavaklıdere Şarapları, Doluca Şarapları, Pamukkale Şarapları, Sevilen Şarapları, Vinkara, Urla Şarapçılık, Yazgan, Diageo-Kayra, Diren Şarapları Barbare, LA Şarapçılık, Chateau Kalpak, Selendi, Corvus, Arcadia, Büyülübağ, Chamlija, Gülor, Likya, Nif, Suvla, Turasan,Yazgan, Paşaeli, Kocabağ, Gali, Melen, Yanık Ülke, Küp, Prodom, Urlice, Mozaik, Limantepe, USCA, MMG, Vinolus, Umurbey, Arda Şarapçılık.

 

Yukarıda adını saydığım şarap üreticileri, bir taraftan Cabernet, Merlot gibi klasik üzüm çeşitlerinden şarap üretirken, endemik üzümleri de yeniden canlandırmak, şarap üretimini yapmak için büyük çaba sarf ediyorlar. Giderek çok başarılı örnekler çıkıyor. “Marka saplantısıyla” değil, “bizi ne sürprizler bekliyor?” açısıyla bakıyorum. Adı duyulmadık üreticilerden şahane örnekler çıkıyor. İşin özü de aslında; “butik üretim” diye kast edilen de.

 

Dernek Başkanı Ali Başman komisyon sunumunda, şuna vurgu yapıyor:

 

“Asıl en önemli şey, Türkiye’ye gelen turist, daha ziyade, geldiğinde Türk şarabı olarak Türk üzümlerinden, Türk üzüm cinslerinden yapılmış̧ şarapları tercih etmekteler bir meraktan dolayı. Yani onların Cabernet Sauvignon veya Merlot üzümlerinden yapılmış̧ şaraplarından ziyade bizim Öküzgözü’yle, Boğazkere’yle, Emir veya Narince’yle yaptığımız şarapları meraktan tercih etmektedirler, beğenmektedirler ve bu daha sonra da bize ihracatta bir şekilde ciddi bir gelir olarak dönmektedir.”

 

Başman şöyle bir örnekle ilerliyor: “inanır mısınız biraz önce Çalkarası üzümlerinden, Denizli bölgesi üzümlerinden bahsedildi; para etmediğinden bahsedildi. Bizim en çok sattığımız rose şarap Fransa’ya ihraç edilir ve Çalkarası üzümlerinden yapılmaktadır.”

 

Başman’ın Meclis sunumunda vurguladığı şu:

 

“1.200 gibi çok zengin asma çeşidine sahibiz. Maalesef, kendi üzümlerimize değer veren firma sayısı çok az. Daha ziyade kolaya kaçılıyor, “Cabernet Sauvignon/Merlot” daha kolay satılıyor diye herkes onu yapmaya çalışıyor. Hâlbuki, Türkiye olarak bizim, Öküzgözü, Boğazkere gibi yerli üzüm cinslerine ağırlık vermemiz lazım ve ihracatta da biz zaten ilerleyeceksek bu üzümlerle ilerleyebiliriz çünkü kimse Türkiye’de üretilmiş̧ “cabernet sauvignon”la ilgilenmez ama Türkiye’nin Öküzgözü Türkiye’ye has bir şeydir, sadece Türkiye’de üretilir… Ülkemizin tarihsel, kültürel zenginliğini kullanmamız gerekiyor, bu bize kalmış̧ bir miras, bu fırsatı çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor”

 

Türkiye’nin son 10 yılda yaptığı ithalat bunu söylüyor aslında; TL’nin değerlendiği dönemde turizm de büyüyünce ucuz şarap ithalatı patladı. Öyleyse yerli üreticilerin farklılığı da katma değeri de yerli üzümlerden gelirse bir işe yarayacak.

 

Sorunlar neler?

 

Şunu biliyoruz, alkollü içki üreten de alan da satan da ağır vergilerle “cezalandırılıyor”. İç pazarda satılan şarapların üzerindeki vergi yükü ve perakendeciye verilen komisyon çıkarıldığında bir şişe şarabın bedelinin kuşa döndüğünü anlatıyor üreticiler.

 

Başman, Meclis sunumunda anlatıyor: “30 liralık bir şarabı gördüğünüz zaman “Oo, güzel fiyat, iyi para” diyorsunuz üzüm fiyatıyla kıyasladığınızda. Fakat bu rakamdan geriye doğru gittiğinizde aslında üreticiye, şarap üreticisine kalan rakam 6 lira, 7 lira arasıdır.”

 

Başman’ın hesabı, 30 TL’lik bir şarabın yüzde 18’lik KDV, yüzde 40’lık hipermarket marjı, litre başına 5 TL ÖTV (2018 verisi) düşüldüğünde üreticiye kalan üzerine.

 

Tesise yapılan yatırım ve bunun finansman maliyeti, şarabın birkaç yıl tanklarda bekletilmesi, bağ yetiştirme ve olgunlaşması, iyi şarabın elde edilmesi için geçen sürede oluşan maliyetler ile bunların birikimli maliyeti ve finansmanı, şarapçılığı katma değerli gelir elde etme ve döviz kazandırıcı bir kulvara sokmak açısından pek de katlanılabilir görünmüyor.

 

Türkiye’ye yılda nitelikli para harcayan kabaca 30 milyon turist geliyor, burada Türkiye’nin üzümlerinden yapılan şaraplarını tadıyorlar. Ya ülkelerine dönünce? Destekler yok. İhracata destek sağlanırken esnek değil, ürünün özelliğine, tadarak satışa dönük esneklikler yok. Tarım desteklerinin de perspektifi yok. Kısa vadeli. Yıldan yıla değişen ürünlere veriliyor, burada ise istikrarlı bir teşvik gerekiyor.

 

Başman, “bu konularda teşvikin şirketler bazında da verilmesi, ciddi şirketlere, ihracat odaklı olarak verilmesi talebimiz” diyor.

 

Türkiye’nin ihracatı yanında orantılı bir şarap ithalatı da var. İhracat sayıları ise şunu söylüyor; “ne uzuyor ne de kısalıyor”.

 

Asmanın, üzümün membaı olan ülke kendi tarihsel ve coğrafi değeri üzerine vergi üzerine vergi koyarak güdük bırakıyor. Bunda da “din popülizmi” yatıyor. Seçmen kitlesine örtük biçimde “bakın sarhoşları nasıl cezalandırıyoruz” sunuşu var.

 

Madem “Müslüman mahallesinde salyangoz” muamelesi yapılıyor, bırakın bu engelleme çabasını; turist ve ihracata kolaylık sağlayın.

 

Urla Şarapçılık’tan Can Ortabaş şöyle anlatıyordu: “Birinci dünya savaşı öncesi Karaburun Yarımadası’nda 72 milyon litre şarap üretiliyormuş. 2 sene önce bütün Türkiye, bunca yatırımdan sonra 69 milyon litre; gerisini siz düşünün. Bunun nedeni mübadele ve bunun İslamiyet’le de ilgisi yok çünkü Osmanlı’nın kontrolünde 500-600 sene burada şarapçılık yapılmış, hem de altın çağlarını yaşamış.”

 

Sormak gerekiyor; üretecek ve katma değer sağlayacak bu sektöre neden bu baskı?

 

 

Sadece alıntıdır, araştırmanın tamamını okumak için linki tıklayın

Yorumlar

Banner

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler