Sosyal Medya
**8*

Kamçılanacak Yiğitler

22 Haziran 2019

İstanbul Sanayi Odası (ISO) 2018 yılı Türkiye’nin 500 büyük sanayi kuruluşunun sonuçlarını bir süre önce açıkladı. Buna göre ilk 500 sanayi kuruluşunun 2018 yılı net satışları yıllık bazda %34,6 artarak 964mlr TL’ye, faiz, amortisman ve vergi öncesi karı (FAVÖK) %41,4 artarak 67,4mlr TL’ye yükseldi. Böylelikle FAVÖK marjı %6,7’den %7’ye ulaştı. Yılsonu enflasyonun %20,3, 2018 yılı ortalama enflasyonunun ise %16,2 olduğu bir ortamda iyi sayılabilecek bir istatistik. Özellikle yıllık bazda zincirlenmiş GSYH’nın da 2018’de %2,6 büyüdüğünü düşündüğümüzde performans çok başarılı, hele bir de faaliyet kolu bazlı değerlendirdiğimizde yıllık %1,1 büyüyen sanayi* koluna oranla performansı yukarı çekenlerin bu 500 şirket olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz.

Peki, bu şirketlerimize bir de dış ticaret katkısı anlamında bakalım… ISO verilerine göre ilk 500 sanayi kuruluşunun 2018 yılı toplam ihracatı 58.1mlr USD (dolar bazlı yıllık %11,1 artış) civarında görünüyor. Bu rakamı alır Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın (HMB) açıkladığı temel ekonomik göstergelerdeki 2018 yılı ortalama dolar kuru ile çarparsak toplam ihracatın 2018 yılı gelirleri içerisindeki payının %29 olduğunu görür ve bir önceki yıl bu pay %26,6 olduğu için mutlu oluruz. TÜİK’ten edindiğimiz yıllık toplam mal ihracatı verilerine de oranladığımızda (2018: 174,6mlr USD, 2017: 166,2mlr USD) 2017 yılında toplam ihracatımızın %31,1’ini oluşturan ilk 500 sanayi kuruluşunun 2018 yılında toplam ihracatımızın %33,3’ünü gerçekleştirdiğini görür daha da seviniriz.

Sonra geçmiş verilere bakmaya başlarız. Bir de bakarız ki 2011 yılında ISO 500 şirketleri 394,8mlr TL satış cirosu yaptığında toplam ihracat rakamı 60,9mlr USD’ye denk geliyormuş (2012: 60,5mlr USD). 2018’de bu rakamın dolar bazında daha düşük seviyede olduğunu görüp üzülmeye başlarız. TL bazında 2011 yılı ihracatını 2,75’e katlayan 2018 yılı ihracatının dolardaki hareket yüzünden aşındığını görüp düşünürüz.

Sonra kurdaki bu artış, şirketlerde başka neye mal olmuştur diye sormaya başlarız kendimize. Finansman giderleri aklımıza gelir ve dönüp baktığımızda gördüğümüz tablo bizi biraz daha düşündürür; çünkü ISO-500 kuruluşlarının 2017 yılındaki toplam net satışlarının %4,9’una denk gelen finansman giderleri 2018 yılında %172 yükselmiş ve artık toplam net satışlarının %9,9’una denk gelir olmuştur. “Finansman giderleri hesabı da nedir?” derseniz Gelir İdaresi Başkanlığı size şu cevabı verir: “İşletme faaliyetlerinin aksamadan yürütülebilmesi amacıyla borçlanılan tutarlarla ilgili faiz, kur farkları, komisyon ve benzeri giderler bu hesaba borç kaydedilir.”

 

2012 yılında ortalama yıllık USD/TL kuru 1,7925 (HMB verisi), TL üzerinden açılan ve akım veri olarak TCMB’den edindiğim haftalık ticari kredi faiz oranının ortalaması %14,03 iken 2018 yılında bu iki değer sırasıyla 4,8135 (2,7 kat artış) ve %24,05 (1,7 kat artış) olmuştur. Haliyle 2012 yılında 8,6mlr TL olan finansman giderinin 2018 yılında 95,8mlr TL olması bizi aslında şaşırtmamalıdır. Yaşadığımız şey kaynayan kurbağa anekdotunda mevcuttur…

Şimdi de gelelim TCMB’nin yayınladığı dış borç stoku (DBS) verilerine… Sınai sektörünün* yurt dışından sağladığı kısa vadeli (KV) dış borç stoku 2018 yılında bir önceki yıla göre %47,8 artışla 2,7mlr USD olmuştur. Aynı sektörün uzun vadeli (UV) borçları ise 2017 yılından kısa vadeye dönen borçların da etkisiyle %9 oranında gerileyerek 39,6mlr USD’ye düşmüştür.

Sanayi’deki bu hareketin ardından büyük resme baktığımızda ise Türkiye’nin 2018 yılsonunda KV dış borç stokunun yıllık %2,6 gerileyerek 116,6mlr USD’ye gerilediğini görmekteyiz. TCMB ve bankaları denklemin dışına çıkardığımızda ise özel sektörün KV-DBS’si %5,5 artışla 53,6mlr USD’ye yükselmiştir. 2018 yılsonunda özel sektörün yurtdışından sağladığı UV kredi borcu ise yine HMB kurlarıyla GSYH’ya oranlandığında toplam GSYH’nın %27,3’ünü oluşturmaktadır. Bu oranın 2012’de %16,1 olduğunu da hesaplarsak bir şeyi daha net anlamış oluyoruz: Boşuna dememişler borç yiğidin kamçısıdır diye…

Anlaşılan bizde yiğit çok ama herkese nakit yok (veya çok kısıtlı). ISO 500’de olmayan daha küçük ölçekli şirketlerin krediye erişmesi ve nakit akışlarını koruyarak faaliyetlerine devam etmesi gerçekten de çok zor. Kredi koşullarının sıkılaştığı ve USD/TL’nin 5,80’lerin üzerinde tutunduğu günümüzde şirketlerin karar alırken olabildiğince seçici davranmaları gerekliliği kendini iyice gösterir oldu. Önümüzdeki dönemde kur ve faizlerdeki seyir bu seçiciliğin derecesini belirlemede kritik rol oynamaya devam edecek gibi görünüyor. Yine de siz siz olun, ihtiyacınız yokken yiğitliğe kalkışmayın.

* Sınai (Sanayi) Sektörler: 1) Madencilik ve Taşocakçılığı, 2) İmalat, 3) Elektrik, Gaz, Buhar ve İklimlendirme Üretimi ve Dağıtımı ve 4) Su Temini, Kanalizasyon, Atık Yönetimi ve İyileştirme Faaliyetleri’nden oluşur.

 

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları