2019 için piyasa stratejisi:  “Ortalamalara Yakınsama”

ABD’de neler yaşanacak?   Bloomberg’de yer alan tahminlerin ortalaması ABD ekonomisinin 2019’da %2.6 büyüyeceğini, 10 yıllık tahvil faizinin %3.30’a yükseleceğini,…
18:1915 Ocak 2019
2019 için piyasa stratejisi:  “Ortalamalara Yakınsama”
ABD’de neler yaşanacak?   Bloomberg’de yer alan tahminlerin ortalaması ABD ekonomisinin 2019’da %2.6 büyüyeceğini, 10 yıllık tahvil faizinin %3.30’a yükseleceğini,…

ABD’de neler yaşanacak?

 

Bloomberg’de yer alan tahminlerin ortalaması ABD ekonomisinin 2019’da %2.6 büyüyeceğini, 10 yıllık tahvil faizinin %3.30’a yükseleceğini, S&P500 endeksinin de yılı 2,975 seviyesinde kapatacağını işaret ediyor. Bu tabloya dolarda zayıflama beklentisi de eşlik ediyor. Piyasanın beklentisi her zaman doğru çıkar diyemeyiz, ancak şurası kesin ki bu rakamlara göre ABD’de bir resesyon, ya da kriz beklenmiyor.

 

 

 “2019 dünyada sorunsuz bir yıl olacak, her şey çok güzel olacak” denemez

 

Küresel ekonomik büyümenin olgunlaştığı bu dönem, geçmiş 10 yıldan çok daha farklı olacak, bu da hem merkez bankalarının, hem de siyasetçilerin oyuna çok daha fazla katılması demek. ABD’de 2015’ten bu yana Fed’in faizi 9 kez artırarak %2.25-2.50 aralığına çıkarması artık hisse değerlemelerine ucuz dememize engel. Bunun üzerine iç siyasi tartışmaları ve ticaret savaşlarını eklediğimizde ABD borsaları için çok olumlu olmak zor.

2019 Avrupa piyasaları için hem büyüme kaygıları, hem de Brexit’in yarattığı belirsizlik nedeniyle daha da zor olacak. Gelişmekte olan ülkelere bir bütün olarak bakmak da artık anlamlı değil; bu ülkeler  dinamikleri ile birbirlerinden çok farklılaştılar. Türkiye ise oldukça sıkıntılı geçen 2018’in ardından ekonomide yeniden dengelenme sürecine girdi, ancak bu süreç de hiç kolay olmayacak. Gerek ekonomide, gerekse de piyasalarda ezberlerin bozulacağı, sürekli tetikte olmamız gereken bir dönemdeyiz.

 

2019’dan ne bekliyoruz, nasıl bir yatırım stratejisi öneriyoruz?

  • Dünyada ve Türkiye’de büyüme daha düşük olacak. ABD’de vergi indirimlerinin etkisinin bitmesi, Çin’de ticaret savaşlarının getirdiği ek vergilerin iç talebi etkilemesi, Avrupa’daki sorunların farklı şekillerde ortaya çıkması küresel büyümeyi baskılayacak. Gelişmiş ülke hisse piyasaları 2018 son çeyreğinde bunu kısmen satın aldılar.
  • Benzer şekilde BIST de uzun bir süredir Türkiye ekonomisinin 2019’da ciddi şekilde yavaşlayacağını fiyatlıyor. 2019 için büyüme beklentimiz %1.0.
  • Gelişen ülke hisse piyasaları, 2018’e göre daha iyi bir performans gösterecek. Türkiye için beklentimiz ise “ortalamalara yakınsama”. Gelişen ülke hisse piyasaları 2018’de ticaret savaşları, Fed faiz artırım süreci, dolardaki güçlenme gibi kaygılarla baskı altında kalmıştı. Bunlar, tamamen olmasa da, 2019’da piyasalar üzerinde daha az etkili olmaya aday. Gelişen ülke hisse piyasaları değerlemeleri çoğu ülkede tarihi düşük seviyelerinde, büyüme oranları

bir çok gelişmiş ülkeden daha yüksek olacak: IMF tahminlerine göre GOÜ grubu 2019’da %4.7 büyürken, gelişmiş ülkelerin ortalaması 2018’e göre yavaşlayarak %2.4’ten %2.1’e gerileyecek.

  • Her ne kadar bu ülkeler kendi içlerinde ciddi şekilde ayrışıyor olsalar da, paranın seçici olarak büyüme oranı yüksek, temelleri görece güçlü ülkelere gireceğini varsayabiliriz. Bu, aynı zamanda 2019’da GOÜ hisse piyasalarının tahvil piyasalarına göre daha cazip olması demek. Bu durumda portföylerin ağırlıklı kısmı yine hissede olmalı. Küresel eğilimleri, yurtiçi makroekonomik sorunlar nedeniyle zorlanarak da olsa izleyen BIST, 2019’da da yurtiçi mali piyasalarda gözde yatırım alanımız olacak. Ancak doğrudan endeks seviyesine odaklanmak yerine, bir hikaye sunan sektör ve şirketler seçilmeli.

 Dünyada para politikaları daha sıkı olacak, likidite azalacak. Geçen 10 yıl boyunca düşük faiz oranları ve likidite sağlama şeklinde etkili olan gevşek para politikaları tüm piyasaları desteklemiş; hisse, tahvil ve gayrimenkul fiyatlarını yükseltmişti. 2019’da bu dalganın etkisinin iyice azaldığını göreceğiz. Hatta 2019, kriz zamanından bu yana merkez bankası bilançolarının küçülerek tamamlanacağı ilk yıl olacak. 2019’da gelişmiş ülkelerde resesyon beklemiyoruz, enflasyonun kontrol altında kalacağını, merkez bankalarının büyümeye olan hassasiyetlerinin artacağını, bu yüzden faizlerde makul artışlar olacağını düşünüyoruz. Türkiye’de ise tam tersini konuşuyoruz: Faizler, enflasyondaki gerilemeyi takiben indirilecek.

 

 

Küresel gelişmeler zaman zaman bizi üzecek

 

ABD-Çin ticaret savaşına ek olarak 2019’da ABD-AB ilişkilerine de temkinli yaklaşmak gerek. 2020 ABD’de seçim yılı, bu yüzden de Trump’ın önündeki zaman kısıtlı. Siyaset sadece ABD’de değil Türkiye ve bir çok gelişen ülkede de zaman zaman ekonominin önüne geçecek. Bu risklere karşı korunmanın tek yolu, portföy çeşitlendirmesi. Farklı varlık sınıflarına yapılacak yatırımlar, portföy oynaklığını azaltıp olası şoklara karşı korunaklı bir yapı sağlar.

Bu nedenle 2019’da yatırım ağırlığımız hissede olsa da, tahvil, emtia ve para piyasalarının da hem getiri sunma, hem de riskten korunma anlamında aktif kullanılması şart. Tek bir piyasa ya da enstrümana yatırım 2019’un içerdiği belirsizlikler sebebiyle oldukça riskli.

 

Getiriler genel olarak her yerde düşecek

 

Küresel hisse piyasalarında son 10 yıldır gördüğümüz neredeyse soluksuz yükseliş eğiliminde artık yokuş yukarı gidiyoruz. Borsa getirilerinin büyüme oranlarını katladığı geçmiş yıllarda merkez bankalarının sağladığı likidite tahvil faizlerini olması gereken seviyelerin çok altına çekti. 2019’da dünya piyasaları için çok ciddi bir düzeltme beklentimiz yok, ancak mevcut seviyeler hem hisse, hem de tahvil piyasası için uzun vadeli cazibenin geçmiş yıllardaki gibi olmaması demek. Türkiye açısından ise, geçmiş yıllardaki aşırı olumsuz ayrışma nedeniyle bu kadar kaygılı değiliz.

Gelişen ülke para birimleri için 2019 daha olumlu geçecek

 

2018’de ABD kaynaklı gelişmeler ve Avrupa’da İtalya’ya dair kaygılar dolar endeksinde %4.2 değerlenmeye yol açmıştı. 2019’a ise Fed’in hem daha az faiz artırımı projeksiyonu, hem de piyasalardaki çalkantılara tepki vererek politikalarını gözden geçirebileceği mesajı ile başladık. Bu rapor tarihi itibarı ile piyasa fiyatlaması Fed’in 2019’da hiç faiz artırımı yapmayacağı, 2020’de ise faiz indireceği yönünde. Bu şartlar devam eder ise, tüm dalgalanmalara ve risklere rağmen, 2018’deki olumsuz fiyatlamanın kısmen geri alındığını görebiliriz.

 

TL açısından da tablo benzer olmakla birlikte, bize has riskler nedeniyle yılı yine değer kaybı ile kapatacağımızı, ancak TL’de bu kez reel değerlenme görebileceğimizi düşünüyoruz.

Görüldüğü üzere küresel piyasalar açısından karamsar değiliz, sadece daha farklı bir döneme uyum sancıları yaşandığını düşünüyoruz. Öte yandan gelişen ülkeler lehine bir görünüm olduğunu, Türkiye’nin de bir çok olumsuzluğun fazlasıyla fiyatlandığı bu ortamda gelişen ülkelere yakın bir performans izleyeceğini düşünüyoruz. Peki, neden “yakın” da, “daha iyi” değil? İşte bu noktada Türk mali piyasaları açısından hala devam eden risk ve belirsizlikler devreye giriyor:

 

Türkiye’nin sıkıntısı “belirsizlikler”

 

 31 Mart yerel seçimleri: Yılın ilk çeyreği için tartışılması gereken konu olası seçim sonuçlarından ziyade, bu dönemde ekonomi tarafında atılacak adımların ne olacağı. Seçime kadar yapısal değişiklikler içeren kararların alınmasını beklememek gerekiyor. Seçim öncesinde kamu maliyesini zorlayıcı bazı adımlar atılabilir, bu adımların mali boyutu ve seçim sonrasında ne şekilde telafi edilecekleri önemli olacak. Buna ek olarak, Türkiye’de tüm seçimlerin bir genel seçim havasında geçtiği ve siyasi ortamın oldukça gerildiği de unutulmamalı. Bu gerginliğin piyasalara sirayet etme riski oldukça yüksek. Ancak seçim sonrasında siyasi ortamın rahatladığını göreceğiz, zira 2023’e dek takvimde başka bir seçim yok, icraatların ön plana çıkacağı bir dönem yaşanacak.

 Maliye politikaları: Türkiye ekonomisindeki belirgin yavaşlama, verilen teşvik ve desteklere rağmen devam ediyor. Para politikasından taviz verilmese de, maliye politikasında bir miktar daha gevşeme yüksek olasılık. Bu esnada Hazine’nin de faizleri düşürmek için piyasadan borçlanma gereksinimi azaltıcı yöntemlere başvurduğunu göreceğiz. Ancak hem mali gevşeme, hem de faizleri düşürme yönünde atılan bu olası adımların yatırımcı nezdinde kafa karışıklığı yaratması ve arzu edilen etkileri sağlamaması riskleri göz ardı edilmemeli.

 TCMB para politikası: Her ne kadar beklentimiz TCMB’nin enflasyonda kalıcı bir eğilim görülene dek faiz indirimlerinde aceleci davranmayacağı olsa da, büyüme görünümündeki zayıflığın devamı tabloyu değiştirebilir. TCMB’nin faizlerde hızlı ve yüksek oranlı bir indirim sürecine girmesi, büyük ölçüde küresel piyasalardaki ortama da bağlı olmakla birlikte, TL’de değer kaybına yol açabilir.

 Jeopolitik gelişmeler: Son dönemde Türkiye-ABD ilişkileri belli bir düzleme oturmuş olsa da, Türkiye’nin Suriye’deki terörist gruplara yönelik operasyon hazırlığı ve ABD’nin tutumu ilişkileri yeniden gerebilir. Benzer şekilde Türkiye, ilk partisi Ekim 2019’da teslim edilecek Rus S-400 füze sistemi kararından  taviz vermezken, ABD’den de Patriot sistemini satın alma niyetinde. Bu durumun yönetimi, ABD’deki siyasi iklim de göz önünde bulundurulduğunda, oldukça dikkat isteyen bir süreç olacak. Karşılıklı açıklamalar dönem dönem yurtiçi piyasalarda sert dalgalanmalara yol açabilir. Öte yandan 15 Temmuz darbe girişiminin sorumlusu FETÖ liderinin Türkiye’ye iadesi konusunda atılabilecek adımlar ilişkileri tamamen ters bir yönde, gayet olumlu da etkileyebilir.

 Avrupa ile siyasi/ekonomik ilişkiler: Türkiye ile AB arasındaki soğuk ilişkiler, 2018’in ikinci yarısında bir ölçüde telafi edildi, ancak Mayıs 2019’daki AP seçimleri bu ilişkileri yeniden bozabilir. Geçtiğimiz dönemlerde ulusal seçimlerde ortaya çıkan hava ve eğilimlerin devamında, merkez partilerinin oykayıplarına uğraması, ulusalcıların ve sağ popülistlerin oylarını artırması söz konusu olabilir. AB-Türkiye ilişkilerini yaralayacak bu duruma ek olarak, Brexit konusunun da belirsizliğini koruması, ikinci büyük ihracat pazarımız olan İngiltere kaynaklı bir talep daralmasını beraberinde getirip, ihracat performansımızı olumsuz etkileyebilir.

 

Hisse ağırlıklı portföy öneriyoruz

 

Tüm bu beklentiler, varsayımlar ve riskler altında yurtiçi piyasalarda hisse ağırlıklı bir portföy öneriyoruz. Bankacılık hisselerinin GOÜ benzerlerine göre oldukça iskontolu olduğu piyasamızın en önemli gerçeği… Son iki yılda bankacılık sektörünün BIST 100’deki ağırlığı %32’den %23’e düştü. Önümüzdeki dönemde gelişmekte olan ülkelere fon akımlarının artması durumunda BIST’in bankacılık hisseleri önderliğinde yükseldiğini göreceğiz. Ancak, yılın ilk yarısında düşük kredi büyümesi ve daralan marjların etkisi ile bankacılık sektörünün karlılık performansı baskı altında kalacaktır. Dolayısıyla, model portföyümüzde bankaların ağırlığını şimdilik endekse paralel olarak tutuyoruz ve ağırlık artırmak için fonlama maliyetinin düşeceği dönemi bekliyoruz.

İşte tercih ettiğimiz hisseler

 

Tercih ettiğimiz bankacılık hisseleri Akbank ve Vakıfbank.

Banka dışındaki hisse seçimlerimizde ise ana temalarımız “güçlü nakit yaratma kapasitesi”, “ihracat ağırlıklı satışlar”, “toplam gelirleri içerisinde yabancı para ağırlığının yüksek olması”, “net nakit pozisyonu” ve “güçlü FAVÖK yaratma kabiliyeti” dir. Bu hisseler ve endeks üzeri getiri tavsiyesi verdiğimiz diğer hisseler güçlü temelleri ve cazip değerlemeleri ile öne çıkıyor.

Halihazırda 8 hisseden oluşan Model Portföyümüzde 2 banka ve 6 banka-dışı hisse bulunmaktadır. Model Portföyümüzdeki hisseler ve ağırlıkları:

AKBNK (11.5%), VAKBN (11.5%), MAVI (12.0%), SODA (13.0%), TCELL (13.0%), TKFEN (13.0%), THYAO (13.0%), TUPRS (13.0%).

TL’de Fed “coşkusu” ve yılbaşı öncesi iyice çekilen likiditenin geri dönmesi ile ilk çeyrekte bir miktar toparlanma görsek dahi, bunun devamı konusunda iyimser olmakta zorlanıyoruz. Tahvil faizlerinde ise Hazine’nin 2018’in son aylarında olduğu gibi nakit rezervini borçlanma ihtiyacı için kullanacağını tahmin ettiğimiz için, ihaleler ile piyasada geçen işlemler arasında fark oluşmaya devam edeceğini, bunun da sağlıklı fiyat oluşumunu engelleyeceğini düşünüyoruz.

Enflasyonun ilk çeyrek sonrasında düşecek olması ise uzun vadeli tahvillerdeki olası satışlarda alım tarafında olmamıza yol açacak. Altın, 2019’un portföylerde mutlaka belli bir miktar bulundurulması gereken enstrümanı olmaya aday. Fed belirsizliği ve ana para birimlerine güvensizlik ile altın fiyatının yılı 1,350 USD/ons seviyesinde bitirmesini bekliyoruz.

 

 

Garanati Yatırım Araştırma Raporu’ndan alıntıdır

 

Yorumlar

Son güncelleme: 18:1915 Ocak 2019
Paylaş Tweet