Sosyal Medya
**8*

Türkiye’de takipteki kredilerin (NPLs) belirleyicileri üzerine notlar: Küresel faktörler ne kadar etkili?

19 Kasım 2019

Bu yazı 2016 yılında Sosyoekonomi Dergisinde yayınlanan “Türk Bankacılık Sektöründe Kredi Riski ve Modellemesi” isimli çalışmama dayalı olarak Türkiye’de takipteki kredilerin belirleyicileri üzerine notlar biçiminde kaleme alınmıştır. Yazıya temel oluşturan makalemin linkini yazının sonunda paylaştım.

Takipteki krediler gerek yurt içi gerek yurt dışı iktisat literatüründe kendine oldukça geniş yer bulmuş bir alandır. Bunun nedeni banka risklerinin sorgulanmasında iktisatçılar için önemli bir enstrüman sağlamasında yatmaktadır.

Yazının bu hali ve ana makale elbette eleştiriye açıktır ve hatta bu konu hakkındaki son dönem tartışmalara biraz renk katabilirsem mutlu olacağım. İlgili literatüre ve makale bulgularına geçmeden önce Türk bankacılık sektöründeki takipteki kredilerdeki artışın temel nedenlerini tartışmaya açmak istiyorum.

Bu konuda son dönemde yurt içi ve yurt dışından özellikle dikkate aldığım raporlar; Bankalar Birliğinin ilgili raporları, World Bank Türkiye değerlendirme raporu, Moody’s, S&P gibi kredi derecelendirme kuruluşlarının, IMF’nin ilgili raporları ve YEP (Yeni Ekonomi Programları) olarak sıralanabilir.

Bu raporlar bağlamında bende oluşan kanı Türk bankacılık sistemi üzerindeki temel risk kaynağının finansal olmayan özel sektörün içinde bulunduğu bilanço bozuklukları olduğu yönündedir. Banka kredilerinin özellikle FX kredilerin döviz geliri düşük ve döviz yükümlülüğü fazla olan inşaat ve enerji sektörlerinde olmasının olumsuz etkileri nedeniyle Türk bankacılık sistemi aynı zamanda dolaylı olarak kur riski de üstlenmiştir. İşte bu durum Türk bankacılık sektörü üzerindeki kredi riskinin küresel faktörler tarafından belirlenmesine neden olmaktadır.

Öncelikle şu noktadan başlayalım. 2018 sonu itibarıyla finansal olmayan özel sektörün FX borcunun büyük bölümü (% 60) Türk Bankacılık sektöründen sağladıkları kredilerden oluşmaktadır. Sektör bazında incelendiğinde, bankalar tarafından kullandırılan toplam krediler (FX + TL) içinde inşaat ve enerjinin payı yaklaşık % 20 olmakla birlikte tasfiye olacak alacaklar içinde en yüksek pay inşaat sektörüne aittir. Ayrıca son 12 içinde tasfiye olacak alacakların artış oranı dikkate alındığında inşaat sektöründe % 109, elektrik sektöründe oranı %148 artış oranları dikkat çekmektedir.  Bu durumun yarattığı güven sorunu nedeniyle kredi daralmasından en fazla etkilenen ikinci sektör inşaat sektörü olmuş, sektör – % 9 oranında kredi daralması yaşamıştır. Bu durumla ilgili bir başka gösterge de finansal olmayan özel sektöre yönelik toplam krediler / GSYH (Gayri Safi Yurtiçi Harcama) oranının düşmüş olmasıdır. Söz konusu oran 2018 yılı Eylül yılında % 72 iken 2019 yılında % 68 olmuştur. Yine de diğer gelişen piyasa ekonomileri ile karşılaştırıldığında Türkiye’deki finansal olmayan özel sektörün borç yükünün daha fazla olduğu bilinmektedir. Türkiye’deki finansal olmayan özel sektörü diğer gelişen piyasa ekonomilerinden daha riskli oluşunu gösteren bir başka gösterge ise MSCI kapsamında Türkiye’de BİST 100 endeksinin daha yüksek kaldıraçla çalışmasıdır. Ayrıca finansal olmayan özel sektörün faiz karşılama oranının (ICR-I) azalan gelirler ve artan borç yüküne bağlı olarak eşik değere yaklaşmış olması da önemli bir risk göstergesidir. Bunun anlamı şirketlerin faaliyet gelirleriyle faiz ödemelerini karşılamakta güçlük çektikleridir. Bu konuda detaylı veriler IMF ve Dünya Bankasının ilgili raporlarında mevcuttur.

Finansal olmayan özel sektör dışında, bireysel krediler ve kredi kartları içinde tasfiye olacak alacakların payının özellikle 2018 Eylül ayından sonra artış gösterdiği görülmektedir. İlgili verilere Bankalar Birliğinin aşağıdaki linkinden ulaşılabilir.

https://www.riskmerkezi.org/Content/Upload/istatistikiraporlar/ekler/2037/Risk_Merkezi_Aylik_Bulteni_Eylul_2019.pdf

Yukarıda özetlemeye çalıştığım biçimde finansal olmayan özel sektörün borç sorunlarının bankacılık sistemini ilgilen kısmı ise takipteki kredilerde (NPLs) kendini göstermektedir. Burada altını çizmek istediğim birkaç durum var. Söyleyeceğim durumla ilgili görseller Dünya Bankasının Türkiye raporunda (2019) yer almaktadır. Aşağıdaki linkten (sayfa: 41) ulaşılabilir.

https://openknowledge.worldbank.org/bitstream/handle/10986/32634/Turkey-Economic-Monitor-Charting-a-New-Course.pdf?sequence=1&isAllowed=y

Öncelikle FX krediler içerisindeki takipteki kredilerin oranının hızla artmaya devam ettiği görülmektedir. Bu durum bankacılık sektörü üzerinde finansal olmayan özel sektör kaynaklı (dolaylı) kur riski yüklediğini göstermektedir. Gelirleri TL’ye dayalı olduğu halde FX borçları yüksek enerji ve inşaat sektörleri en riskli grubu oluşturmaktadırlar. Ayrıca TL cinsi kredilerin takibe düşme oranının da arttığı ve % 6 seviyesine yaklaştığı görülmektedir. Ancak esas risk ikinci aşamada de yer alan sorunlu kredilerle ilgilidir. Bu tip sorunlu kredilerin % 40’nın yapılandırıldığı görülmektedir. Bu önemli bir gelişme gibi görünse de aşama 2 deki kredilerin toplam krediler içindeki payının % 14’lere yaklaşmış olması önemli bir uyarıdır.

Artık yukarıda bahsettiğim çalışmamım bulgularına gelebiliriz. Aslında 2015 yılında tamamlanmış ve 2016 da yayınlanmış bir çalışma olduğu için veri seti biraz eski ancak ilgili çalışmamda da bahsettiğim gibi finansal olmayan özel sektörün bilançolarının dolarlaşması riskini o dönemden kendime dert edinmiş biriydim ve çalışma için esas risk unsuru da oydu.

2003-2014 dönemini kapsayan çalışmamın tahmin bulguları VAR modeline dayalı olarak varyans hesaplaması ve etki tepki analizlerinden elde edilmiştir. Çalışmanın içsel değişken matrisinde yer alan değişkenler; NPLs (takipteki krediler), G (büyüme hızı), CA (cari açık), USA2Y (ABD 2 yıllık bono getirisi), VIX (volatilite endeksi; korku endeksi), RCG (reel kredi büyümesi), REER (reel döviz kuru), MPI (sanayi üretim endeksi) ve STOCK (borsa İstanbul endeksi) olarak verilmiştir. Metin içinde yer almasa da sonradan hakemlere de belirttiğim gibi reel döviz kuru; 1/reer olarak hesaplanmış böylece reel kur arttığında ülke para birimi değer kaybetmiş olacak hale getirilmiştir.

Tahmin bulgularına gelince her iki analiz yönteminden elde ettiğim bulgular Türk Bankacılık sektörü takipteki kredilerinin büyük ölçüde dışsal faktörlerin etkisi altında olduğu yönündedir. Bu durumun en temel açıklaması finansal olmayan sektörde artan yükümlülük dolarizasyonudur diyebiliriz.

Dolayısıyla küresel likidite koşulları bu durumun temel belirleyicisi haline gelmektedir. Söz konu bağlantı Rey (2015) çalışmasında aşağıdaki mekanizmayla gösterilmiştir. Mekanizmaya göre FED genişlemeci politikası küresel risk iştahının yükselmesine (VIX de azalış) ve sermaye hareketlerinin artmasını sağlayarak gelişen piyasa ekonomilerinde kredi balonlarına neden olmaktadır veya dışarıdan kolay kredi sağlanmasına imkan tanımaktadır. Türkiye’de finansal olmayan özel sektörün bilanço dolarlaşması bu biçimde ortaya çıkarken, küresel likidite terse döndüğünde/azaldığında, 2018 kur şokuna neden olan ani duruş etkisiyle finansal olmayan özel sektörde bilanço bozulmaları ortaya çıkmıştır.

Fed Para Politikası VIX Global Sermaye Hareketleri Yurt İçi Kredi Genişlemesi

Toparlayacak olursam, finansal olmayan özel sektörün bilanço sorunları, enflasyonunla birlikte ekonomimizin ivedi çözmek zorunda olduğu temel problemlerdir. Bu aynı zamanda güven sorununun aşabilmek içinde gereklidir diyebilirim.

Son söz; Borçla peynir gemisi yürümez.

Dr. Baki Demirel

 

Kaynakça:

Baki Demirel ana makale

https://dergipark.org.tr/tr/pub/sosyoekonomi/issue/24710/261338

https://www.nber.org/papers/w21162.pdf

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları