Sosyal Medya

Baki Demirel Yazdı: Türkiye’nin 3. Çeyrek Büyüme Oranı Bize Ne Söylüyor

3 Aralık 2019

İktisadi büyüme bir ülke ekonomisinde bir yıldan bir yıla kadarki üretim artışıdır ve reel bir kavramdır. Ekonomik büyüme kavramı esasında bir yıl içinde ekonominin performansını ortaya koyan bir rakam olmakla birlikte çeyrek dönem olarak ölçülen büyüme rakamları ekonomik büyümenin yönü hakkında önemli bir bilgi seti sağlamaktadırlar. İktisadi büyümenin gerçekleşmesi esasında iki biçimde olabilmektedir. Birincisi; üretim faktörlerinin arzında yani daha fazla emek ve daha fazla sermayenin üretimde yer almasının sonucu olarak ortaya çıkan üretim artışıyla gerçekleşmektedir. Büyümenin ikinci kaynağı ise teknolojik gelişmedir.

Bu yazıda yukarıdaki bilgiler ışığında Türkiye ekonomisinin üçüncü çeyrek büyüme performansını değerlendirmeye almaya çalışacağım. Bunu yaparken konuşacağımız rakamlar TUİK tarafından açıklanan rakamlar olacaktır.

TÜİK tarafından açıklanan 3. çeyrek büyüme rakamının binde dokuz (%0.9) olduğu görülmektedir. Aşağıdaki linkten ulaşılabilir.

http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do;jsessionid=bTTjdkbTVNbWtKfdBq2nQ46wnL3LTXqVYY01H35DXP2qKnG1yJbt!-232053077?id=30893

Yukarıda yaptığımız tanıma ilişkin olarak büyüme rakamını değerlendirmeye başlayalım. Öncelikle sabit sermaye yatırımlarında daralmanın devam ettiği görülmektedir. Dolayısıyla sermaye stokunda bir artıştan çok azalış olduğu görülmektedir. Bu durum ekonomik daralmayı işaret etmektedir. Üretim faktörlerinin ikincisine yani emek faktörünün durumuna baktığımızda ise yine TUİK tarafından açıklanan Ağustos ayı işsizlik rakamları bizim için önemli bir bilgi sunmaktadır. İşsizlik ve istihdam rakamlarına göre istihdamın düştüğü ve geçen yıl % 48 olan istihdam rakamının bu yıl % 46 oranında olduğu görülmektedir. Dolayısıyla işsizlik rakamlarında da artış görülmüş ve tarım dışı işsizlik %16.7 gibi bir orana yükselmiştir. Görüldüğü gibi istihdam rakamları da ekonomik büyümeyi değil daralmayı işaret etmektedir.

Elbette istihdam rakamlarının 2. çeyreğe ait olduğu düşünüldüğünde ve 2. çeyrek de ekonominin daralma gösterdiği düşünüldüğünde (-%1.6) üçüncü çeyrek için net bir bilgi seti sağlamasa da 3. çeyreğe ilişkin rakamlarda da çok güçlü bir toparlanma göstermeyeceği açıktır.

Büyümenin ikinci kaynağı olan teknolojik gelişim ve/veya verimlilik artışı sağlanıp sağlanmadığı konusunda da büyümeyi destekleyici olmadığı görülmektedir. Sayın Zafer Yükseler’in sosyal medyada paylaştığı rakamlar verimlilik artışının durgunluğu işaret etmektedir. Burada TL cinsi saatlik verim artışının 3. çeyrek büyüme oranına eşit olması dikkat çekicidir.

https://twitter.com/zafyuks1/status/1198942434002112512

Toparlayacak olursak sabit sermaye oluşumuna, istihdama ve verimlilik artışına yönelik verilerin büyümeyi desteklemediği görülmektedir diyebiliriz.

3. Çeyrek büyümesinin kompozisyonuna bütünsel olarak baktığımızda kamu harcamalarının ve özellikle kamu bankaları tarafından gerçekleştirilen kredi artışları sayesinde ortaya çıkan hane halkı tüketim harcamalarındaki ılımlı toparlanmanın büyümeyi desteklediğini görmekteyiz.

Elbette bu durum ve faizlerde yaşanan düşüş özel sektör yatırım harcamalarını teşvik edebilir. Nitekim reel sektör güven endeksinde görülen ılımlı artış bu yönde bir izlenim vermektedir. Yine sanayi üretimindeki ılımlı artış ve kapasite kullanım oranlarındaki artışlar özellikle 4. çeyrekte durgunluktan çıkılabileceği yönünde işaret vermektedir.

http://www.tuik.gov.tr/HbGetirHTML.do?id=30844

İhracatın büyümeyi destekleyip desteklemeyeceği de önümüzdeki dönemler için önemli bir sorunsal olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çerçevede ABD-Çin ticaret savaşları kaynaklı küresel ticari belirsizliklerin ihracatın büyümeyi destelemesi yönündeki en önemli engel olduğu görülmektedir. Nitekim 3 çeyrek rakamları dış ticaretin büyüme üzerinde negatif yönlü etki yaptığını göstermektedir. Küresel ticaret belirsizliklerin devam etmesi halinde ve iç talebin ithalatı artırabileceği düşünüldüğünde dış ticaretin ekonomi üzerinde etkisi negatif yönlü olmaya devam edebilir.

Bu durumda geleceğe yönelik olarak ekonomik büyümenin iç talebe dayalı olacağı açıktır. Bu noktada esas mesele bu durumun istikrarlı büyüme yaratıp yaratmayacağı veya sürdürülebilir olmasıyla ilgilidir.

Kasım ayı Bloomberg HT Tüketici Güven Endeksinin eşik değer olan 100 rakamının altında olması tüketici güveninin düşük olduğunu göstermektedir. Bu elbette iç talebin sürdürülebilirliğine yönelik önemli bir bilgidir. @verimetrik grafiği aşağıdaki linkte yer almaktadır.

https://twitter.com/verimetrik/status/1201396927520280576

İç talebe dayalı olarak büyümenin ikinci zorluğu ise enflasyonun yeniden yukarı yönlü trend kazanmasına ne olabileceği ile ilgilidir. Böyle bir sonuç elbette faizler üzerinde yeniden yukarı yönlü baskıyı artırabilecektir.

İç talebe dayalı büyümenin üçüncü zorluğu ise cari işlemler hesabının yeniden açık vermesine neden olabileceğine yöneliktir. Bu durum aynı zamanda büyümenin finansman zorluğunu da beraberinde getirebilir. Özellikle FED faiz indirimlerini ve dolayısıyla gevşek para politikasında durmaya karar verirse finansman güçlüğü daha belirgin bir hal alabilir.

İç talebe dayalı büyümenin karşılşabileceği en önemli güçlük ise bana göre kamu kesimi bütçe dengesi kaynaklı olabilir. MB kaynakları da eklenirse nakit açığı 180 milyar TL civarında oluşmuş kamu kesiminin büyümeyi ne kadar destekleyebileceği kuşkuludur. Özellikle faiz dışı açığın daha fazla büyümesi hem enflasyon üzerinde baskı yaratabilir hem de ülke riskini arttırarak yukarıda bahsettiğim finansman güçlüklerini daha da zorlaştırabilir.

Sonuç olarak açıklanan 3 çeyrek rakamı durgunluğa işaret etmektedir. 4. çeyrekte ekonomik büyüme görebiliriz ancak yılsonunda yine sıfıra yakın bir rakamla yani durgunluk haliyle karşılaşacağımızı düşünüyorum. 2020 için ise özellikle küresel koşullarda toparlanama olması destekleyici olabilir.

Baki DEMİREL

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları