Sosyal Medya

ANALİZ: Bütçe iyi mi dediniz? Bir daha bakın detaylara!

16 Şubat 2019

Geçen yıl yaşanan kur krizi sonrasında liranın istikrar kazanmasında merkez bankasının neden sonra gelen faiz artırımı bir yana, Eylül sonunda açıklanan Yeni Ekonomi Programı (YEP) da verdiği üç yıllık mali disiplin sözüyle etkiliydi. Dolayısıyla bu yıl, bütçe performansı, içindeki detaylar, gelirlerin nerelerden sağlandığı ve nasıl harcandığı kalan son çıpa olması nedeniyle ülke ekonomisinde belirleyici rol üstlenecek.  Türkiye ekonomisinin esasta ancak dış borç üzerinden büyüdüğü ve harcama politikasının dış borç kadar büyüme üzerinde etkili olmadığı bilgisi önemli olsa da, işte o dış borcun ne kadar gelip ne kadar kaçacağında bütçe performansı kritik önemde.

Sayın Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın Twitter üzerinden bütçe rakamlarıyla ilgili yaptığı değerlendirmelere göre mali performans neredeyse kusursuz. Bakan’ın sözlerine göre, “her gerçekleşme, her gösterge bütçe disiplinindeki güçlü duruşumuzu ortaya koyuyor. Ocak ayı, bütçe fazlasını, bütçe gelirlerini ve faiz dışı fazlayı önemli oranda artırdığımız bir ay oldu.” Rakamlara manşetler itibarıyla bakarsak durum gerçekten de şahane olarak algılanabilir: bütçe Ocak’ta 5.1 milyar TL fazla yaratmış ve faiz dışı fazla Ocak’ta 12.4 milyar TL seviyesinde.

Fakat manşetler sizi yanıltmasın. Şeytan ayrıntıda gizlidir; gelin detaylara beraber bakalım.

Buna göre, ocakta bütçe gelirleri, geçen yılın aynı ayına göre enflasyondan arındırılmış yani reel haliyle %39 artarak 97 milyar lira, bütçe giderleri de reel olarak %35 artışla 91,9 milyar lira olarak kaydedildi.  İkisinin birleşiminden de geçen yıl ocak ayında sadece 1,7 milyar fazla veren bütçe Ocak 2019’da 5,1 milyar lira fazla verirken, faiz dışı fazla da 7,7 milyar liradan 12,4 milyar liraya yükseldi.

Ekonomi daralırken gelirler nasıl bu kadar artar?

Hemen akla gelmesi gereken soru mesela, ekonominin hızla daraldığı bir ortamda nasıl olup da mali performansın bu kadar “güçlü” olabildiği. Detaylara bakmaya başlayınca ise daha karanlık ve sürdürülemez bir yapı ortaya çıkıyor ne yazık ki.

Vergi gelirinin Ocak’ta reel olarak %11 gerilemesi çok daha gerçekçi geliyor ekonominin genel performansı açısından örneğin. Özellikle ekonomik aktivitenin bir yansıması olan “mal ve hizmetlerden” alınan dolaylı vergilerin reel olarak Ocak ayında %19 daralması; daha özelde KDV gelirlerinin reel olarak %21 ve ÖTV gelirlerinin de reelde %24 gerilemiş oluşu yaklaşık %5-6 daralması beklenen ilk çeyrek GSMH açısından çok daha tutarlı.  Ve tabi olumsuz anlamda da son derece önemli. Üstelik geçen sene ilk yarı boyunca hızla artan ithalatın çift hanede çok hızlı daraldığı da hesaplandığında çok yakında dış ticaret üzerinden alınan vergilerin de reel olarak eksiye dönmesi kaçınılmaz olacak.

Dolayısıyla gelirdeki “başarının” tek nedeni, “vergi dışı” gelirlerin Ocak 2019’da reel olarak %452 artarak 6,2 milyar liradan 41,3 milyar liraya gelişi. Bu inanılmaz rakamın içinde, resmen açıklanmamış olsa da merkez bankasından Nisan yerine Ocak ayına çekilerek erkene alınan kar transferi kadar, “imar barışı” gelirleri de olsa gerek.

Merkez Bankası, sıfır maliyetle bastığı parayı 2018’de yaklaşık %18 ortalama faizle piyasaya kullandırarak elde ettiği 37 milyar lira karı Nisan yerine Ocak ortasında Hazine’ye transfer “ettirilmişti”.  Bu şark kurnazı manevra sayesinde bütçede gelir tarafında performans “olağanüstü” hale gelirken, AKP hükümetine de tam da seçim öncesi önemli bir harcama kaynağı yaratılmıştı.

Harcamalar bir kara delik

Harcamalar kapısını ardına kadar açabilmek için gelirin böyle yaratıcı yöntemlere artırıldığı Ocak ayında harcamaların detayları da elbette çok önemli.

Ocak ayında toplam harcamalar reel anlamda rekor bir sıçramayla %35 artarak geçen seneki 56,5 milyar liradan muazzam bir seviye olan 92 milyara ulaşmış! Bunun içinde önemli kalemler reel olarak %9 artan personel giderleri; tüm mali disiplin sözlerine, yatırımlarda frene basılacağı açıklamalarına rağmen reel olarak %82 artan yatırım harcamaları ve en dikkat çekici olarak tabloda duran reel olarak %53 artarak 20 milyar liradan 36 milyar liraya yükselen cari transferler bulunuyor.

Daralan bir ekonomiye destek amaçlı harcama artışı hele seçim öncesi dönemdeyse bir ölçüde anlaşılabilir.  Ancak, örneğin transfer harcamaları içinde ekonomik aktiviteyi desteklemek adına hiçbir etkisi olmayan sosyal güvenlik açığına aktarılan kaynakların, Ocak’ta reel olarak %65 artması ve 8,8 milyar liradan 17,4 milyar liraya yükselmesi her fani açısından endişe verici olmalı.

Sosyal güvenlik primi işveren hissesinin 5 puanlık kısmının Hazine tarafından ödenmesinin maliyeti 3 milyar lira olurken, hemen her alanda seçim öncesi verilen teşviklerin de maliyeti hakkında yavaş yavaş fikir sahibi olmaya başladık.

Faiz giderleri ise tam da beklendiği gibi artmakta; nominal %20,8 artış reelde sıfıra denk geliyor; ancak reel olarak sıfır artış yanıltıcı olmasın.  Tam da kur krizi sonrası beklendiği gibi faiz yükü bütçe üzerinde şimdilik yavaş ancak yılın ikinci yarısında hızlanacak bir tempoda giderek artıyor ve artacak.

Ya merkez imdada yetişmeseydi?

Hesap çok net aslında.

Geçen yıl yine çeşitli aflar üzerinden yaratılan vergi dışı gelirin sabit kalacağını varsayarak ağırlıklı olarak merkez bankası kaynaklı ekstra geliri ayıklarsak; mevcut harcama yapısıyla Ocak ayında bütçe dengesi 5,1 milyar lira fazla değil; 30 milyar lira açık vermiş olacaktı.

Yanlış okumadınız; 30 milyar lira aylık bütçe açığı.

Merkez bankası kaynaklı gelirin Şubat ayından öteye bir tekrarı sene içinde olmayacak.  Gelir tarafında ise sert ekonomik daralma performansı düşürürken, yılın ikinci yarısında beklenen ekonomik büyüme, gelirlerde fazla bir artış yaratamayacak.

Harcamalarda ise faiz harcamaları yükselen faizler eşliğinde yılın ikinci yarısında daha hızla yükselirken, esnekliği olmayan sosyal güvenlik veya personel harcamalarının üzerine bir de seçim öncesi verilen teşviklerin etkileri de hissedilmeye başlanacak.

Sonuç ne peki?

Sonuç, gerçekte Ocak ayı bütçe verilerinin başarı hikâyesi olmaması bir yana son derece korkutucu olduğu.

Bu harcama bu gelir ikilisinin mevcut şekliyle sürdürülemez olduğu.

Seçimden sonra harcamalarda frene basılsa bile, gelir tarafına etki yaratacak ve mucizevi bir şekilde ekonomik daralmayı büyümeye çevirecek gelişme olmadan bütçe açığının hızla artacağı.

Kalan son ekonomik çıpanın da sallantıda oluşu; gelir kaynakları kururken harcamaların tam gaz devam etmek zorunda oluşu, bir de özel sektör borç sorunu olan Türkiye ekonomisinin çok daha sert fırtınalı sulara doğru ilerlediğini anlatıyor.

İşte IMF haberleri, spekülasyonları ve tabi seçim sonrası dönemi için tam olarak ne kadar kaynak olduğu hesapları bu nedenlerle sona ermiyor.  Hükümet tarafından yapılan “IMF’ye gerek yok” ya da “IMF’ye gitmeyeceğiz” açıklamaları da bu nedenlerle ciddiye alınamıyor.

Tam aksine Mali Kural eşliğinde bir IMF programı beklentisi hızla akıllara yerleşiyor.   

 

@guldematabay

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları