Sosyal Medya
**8*

FÖŞ: Gelişmekte Olan Ülkelerin Dramı

29 Kasım 2019

Çarşamba günü Latin Amerika para birimleri tam anlamıyla göçtü.  Perşembe akşamı Şili pezoyu koumak için $10  milyar satmak zorunda kaldı. Brezilya Merkez Bankası da kura müdahale etti. Kolombiya, Venezuela ve Ekvador da değişik sebeplerden dolayı yoğun ekonomik baskı altında olan Latin Amerika ülkeleri.

Hong Kong’da demokrasi cephesinin vilayet meclisi seçimlerinde tulum çıkartması gösterilere geniş halk desteği olduğunu ortaya koyarken, Trump da Kongre’den gelen Hong Kong’da göstericilere manevi destek vadededen yasaları imzaladı. Beijing kafayı yemiş durumda.

Daha yakına gelelim ve mikroskopun ölçeğini büyütelim, çünkü komşuda pişer, bize de düşer.  Lübnan artık finansal krizin eşiğinde. Bankalardan döviz çekmek çok zor. Akaryakıt bayileri grevde. Vatandaş sokakta aylak aylak dolaşıp siyasi eliti protesto ediyor. Şii Hizbullah’ın şiddet yoluyla gösterileri dağıtma girişimi akim kaldı.

Dün Irak’ta  Şii çoğunluğun yaşadığı 3 kentte- ki biri Bağdat- en az 40 gösterici ve güvenlik görevlisi hayatını kaybetti.  3 İran konsolosluk binası kundaklandı.  Olayları yakından izleyen Amnesty International gözlemcileri “Savaş yeri” diyor.

Tahran ilk kez gösterilerin bitmediğini itiraf ederek, dün 731 banka şubesi ve aralarında 50 polis ya da milis karakolu olmak üzere 140 kamu binasının ateşe verildiğini beyan etti. En az 1 bin kişi göz altında. Amnesty International’a göre sadece dün 140 kişi öldü, toplam gözaltı 4 bin.

Ama Gelişmekte Olan Piyasalar (GOP, Ülkeler = GOÜ) hisse ve tahvil varlık sınıfı altın çağını yaşıyor. Yatırım bankaları stratejistleri bu ülkelerin demografik potansiyeli ve büyüme kapasitesini öve öve bitiremiyor. Dünyada stoğu $10 trilyon doları aşan negatif getirili tahvilden kaçan, Ticaret Savaşı bitecek diye gün sayan, Fed ve AMB para basacak diye ağzı sulanan ne kadar fon varsa, bastırıyor parayı GOP’a.

30 yıldır danışman olarak Gelişmekte Olan Ülkeler ve yatırım işinin bir ucundan tutuyorum. Sahadaki gerçekler ve yatırımcıların olayı ele alış tarzının bu denli ayrıştığı bir dönemi hatırlamıyorum. Yaşlandıkça hafıza hep eski günleri arar, onların methiyesini düzer. Halbuki eski günler hep boktandı. Ne varsa yarında var. Ama, bu gün sergilenen “ülke batıyor da, batmadan son bir tur para kazanırız” anlayışı beni  aşıyor.  No country for old men yani. Gerçekten en azından bir süreliğine “fundamental analysis” dediğimiz, bir ülkede yatırım yapmadan önce mali varlıkların adil değerini ölçmek kadar siyasi ve ekonomik trendlerin yatırım yapmaya uygun olup olmadığını tartma sanati öldü.

Çünkü, “GOP parlayacak” diyen her stratejist Latin Amerika ve Orta Doğu’da Şii ülkeleri saran, Afrika’da tahvil ihracı yoluyla elde edinilen fonların ham-hum-şaralopçu elit tarafından buharlaştırıldığı bir dünyada yaşadığımızı görür. Yatırım yapmayın demiyorum, ama önce “bu ülkelerin problemi nedir?” diye sorar basiretli para yöneticisi. Eğer kolaylıkla iyilleştirilebilecek bir hastalıksa, tabii ben de yatırım yaparım. Çünkü yatırım sanatının esası budur. Geçici bir fiyat anomalisi bulup yararlanmak. Ama bence teşhis bu değil.

Türkiye ve Çin dahil, GOÜ bir varoluş krizi yaşıyor. Bunun iki boyutu var. Birincisi, Taiwan ve Güney Kore dışında hepsi Orta Gelir Tuzağı’nda tıkandı kaldı. Emperyalist-vampir Çin’in “hepsi benim olacak” açgözlülüğü ve Gelişmiş Ülkelerde globalleşmeye yükselen tepkinin, kendi içlerinde ise demokratik reformdan caymanın kurbanı oldular. Teknoloji merdiveninde tırmanıp daha fazla mal satamıyorlar. Hizmet ekonomisinde de çok iyi değiller.

Daha derin ikinci sorun var. Hükümetler 15 yılda yetiştirip kente taşıdıkları, zengin ettikleri, eğittikleri orta sınıf ve gençliğin siyasete katılımını istemiyor. Ülkeyi onların çıkarları doğrultusunda yönetmeye, reform yapmaya  hazır değil. Şili, Lübnan, Irak ve İran’da bu durum açık. Aslında Türkiye’de de. AKP gençliği eğitimi İslamlaştırma ve tarikatlara havale etme projesiyle kaybetti. Son vergi yasası ve EYT  mağdurlarına karşı aldığı aşağılayıcı tutumun da ispat ettiği gibi, yeni peydahlanan seçmen kümlenmesini anlamıyor, ilgilenmiyor, dışlıyor.  Göya kadın eşitliği için çabalıyor, ama masumane amaçlarla gösteri yapan kadına polis şiddeti uygulanması ve evde oturup bol çocuk doğuran kadın, ataerkil toplum için bastıran azgın-azınlık İslami tabanı yoluyla verdiği mesaj çelişiyor.  Sonuçta bürokrasi ve güvenlik güçleri resmi mesaja aldırış etmeyip, o azgın azınlık İslamı tabanı dinliyor.

Özetle, GOÜ hükümetleri halkla bağını koparttı. Bu kez de Lübnan dışında gösterilere çare zor kullanmak, protestocuları vatan haini ilan etmek.  Alışık olduğumuz bir taktik, çünkü bizde hergün uygulanıyor ve bi dirhem para etmiyor.

Eğer bu yolda devam edilirse, GOÜ’in hiç bir potansiyeli olamaz. Aksine gelecek yıl Türkiye, Arjantin ve Güney Afrika Cumhuriyeti de ekonomik veya sosyal kriz kervanına katılan ülkeler arasına girer. Çin ve Hindistan sürpriz yaparak manşete çıkabilir.

Genç bir nüfus ve sayısı hergün artan eğitimli kentli kitle büyük bir demografik avantaj olabileceği gibi,  poposunun doğrultusunda kimseye danışmadan ülke yönetmeye alışmış dar bir elitin en büyük karın ağrısı da olabilir. İşte bu ikinci duruma vardık, Sayın Seyirci.

 

İran ve Irak’ta Yangın Türkiye’yi Nasıl Etkiler

 

IMF ve S&P’den Güney Afrika ekonomisi hakkında ciddi uyarılar var

 

Küresel ticaretten kötü haberler var

 

2020’de dünya: Daha Sıcak, Daha Yavaş, Daha Tehlikeli

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları