Sosyal Medya

Döviz

Bankalar Birliği S&P’ye cevap verdi

S&P’den tartışılacak öngörüler başlıklı haberimizde Salı günü gerçekleşen webcast’te “S&P’ye göre Türk Lirası’nın önümüzdeki üç yıl boyunca istikrarlı bir şekilde…

Bankalar Birliği S&P’ye cevap verdi

S&P’den tartışılacak öngörüler başlıklı haberimizde Salı günü gerçekleşen webcast’te “S&P’ye göre Türk Lirası’nın önümüzdeki üç yıl boyunca istikrarlı bir şekilde değer kaybedecek ve bankalardaki batık kredi oranı önümüzdeki 12 ayda ikiye katlanarak yüzde 8 düzeyine yükselecek.

S&P analisti Magar Kuyumciyan, “Takipteki ve yeniden yapılandırılan kredilerden oluşan sorunlu kredi oranının hali hazırda iki basamaklı seviyelerde olduğunu tahmin ediyoruz, yaklaşık (yüzde) 10-15 seviyesinde. Temel senaryomuza göre daha da yükselebilirler” dedi. Analist baz senaryoda bu kredilerin toplam kredilere oranının azami yüzde 15-20 seviyesine ulaşmasını öngördüklerimi belirtti”ğini anlattık.

 

Çarşamba günü, Türkiye Bankalar Birliği, Standard and Poor’s’un son değerlendirmeleriyle ilgili yazılı bir açıklama yaptı. FOREKS’E göre TBB S&P’nin görüşlerini açık bir dille reddetti:

 

Ayrıntılar şu şekilde:

 

“Bazı basın ve yayın organlarında, 19 – 20 Şubat 2019 tarihlerinde yer alan haberlerde derecelendirme şirketi Standard and Poor’s analistlerinin Türkiye’de bankacılık sektöründe tahsili gecikmiş alacak ve sorunlu kredilere ilişkin açıklamaları yer almıştır

 

Türkiye Bankalar Birliği, Şirketin açıklamalarının en kötü varsayımlara dayalı senaryoların ürünü olması nedeniyle temelsiz olduğu, son dönemdeki toparlanmayı dikkate almadığı, Türkiye’nin kendine has özelliklerini ve gücünü,bankacılık sektörünün tecrübesini ve reel sektörün dinamizmini yansıtmadığı görüşündedir.

 

Kamuoyunun daha iyi bilgilendirilmesini teminen, aşağıdaki açıklamanın yapılması gerekli görülmüştür:

 

Bankacılık sektörünün aktif kalitesinin ölçülmesi ve raporlanması için yapılan temel düzenleme; bankaların kredilerinin beklenen zarar karşılıklarının ayrılması amacıyla sınıflandırılmalarını gerektiren düzenlemedir.

 

2018 yılının başından itibaren uluslararası iyi örneklere tam uyumlu olan düzenleme ile ülkemizde kredi zararlarının muhasebeleştirilmesi, kredilerin sınıflandırılması, yeniden yapılandırılması, teminatların dikkate alınması, aktiften silinmesi, belgelendirme ve raporlama konularında önemli değişiklikler yapılmıştır.

 

Kredilerin sınıflandırılmasında “kredi riskinde önemli artış” kavramı önem kazanmıştır. Geçen yılda yaşanan dış gelişmeler, kur ve faiz artışı çerçevesinde bu kavram dikkate alınarak yapılan hesaplamalar nedeniyle, “ödemelerde bir sorun olmasa da ileride olabilir” yaklaşımı ve bankaların ihtiyatlı tutumlarının da etkisiyle, yakın izlemeye alınan kredilerde artış olmuştur.

 

Ancak, bankaların kendi bünyelerinde geliştirdikleri modellerin sonucu belirlenen“kredi riskinde önemli artış” nedeniyle ikinci gruba alınan krediler sorunlu kredi olarak değerlendirilmemelidir. Değerlendirmenin, “kredinin ilk verildiği tarihe göre kredibilitesinde kısmen azalma olabileceği” şeklinde yorumlanması daha doğru olacaktır.

 

Kaldı ki, zorlu geçen yakın dönemlere ilişkin verilere göre yakın izlemedeki kredilerin takibe intikal oranı yüzde 5’ler seviyesindedir. Bu sınıftaki kredilere takibe atılmış ve donuk alacak haline gelmiş kredi muamelesi yapılması son derece yanlıştır. Sektörün aktif kalitesindeki bozulmanın yüksek olacağına ilişkin değerlendirme yapılması hem bankacılık, hem de reel sektör için büyük bir haksızlıktır.

 

Bu nedenle, ileriye yönelik yapılan tahminler ve hesaplamalara göre ikinc igrupta, yakın izlemedeki kredilerin tamamının sorunlu hale geleceğine ilişkin değerlendirme doğru değildir. Ülkemiz realitesi ile de uyuşmamaktadır.Türkiye’nin ekonomik zorluklarla baş etme becerisini, bankacılık sektörünün risk yönetim tecrübesini, özel sektörün gerçek gücünü ve dinamizmini dikkate almaksızın, sadece uluslararası standart hesaplamalara göre yapılan statik bir değerlendirmenin Türkiye gerçeğini yansıtmadığı düşünülmektedir.

 

Yakın izlemeye alınan kredi müşterilerinin tamamına yakını faaliyetlerini sağlıklı olarak sürdürmektedir. Türkiye’nin güçlü girişimcileri tarafından yönetilmektedir. Yurtdışında yerleşik ortakların mali yapılarında bozulma olsa dahi bunlarınTürkiye’deki şirketlerinin faaliyetleri de katma değer oluşturmaya devam etmektedir. Diğer yandan, yur tdışındaki bankacılık düzenleme ve denetleme kuruluşları tarafından da çok yakından izlenmekte olan yurtdışı yerleşiklere ait ülkemizdeki bankaların faaliyetleri, yerleşik bankalarımıza benzer şekilde devam etmekte, bahsi geçen derecelendirme şirketini yanlışlamaktadır.

 

Bankacılık sektörümüz güçlü ve sağlıklı bir yapıdadır. Beklenmedik risklere dayanabilecek donanıma ve bunları yönetebilecek tecrübeye sahiptir. Sektör ihtiyatlı bir yaklaşımla muhtemel riskler için yeterli kredi karşılıklarını ayırmıştır.Yakın dönemde yaşanan çok sayıda ve yüksek şiddetli şoklara dayanmış ve ekonomik faaliyeti finanse etmiştir. Ekonomimizin performansındaki toparlanmanın da olumlu etkisiyle ekonomiye olan desteğini sürdürmeye devam edecektir.

 

 

 

FÖŞ yazdı:  Özel sektörü yoğun  bakıma yolladık

 

FÖŞ anlattı:  Bankalar niye kredi veremiyor?

 

Yorumlar

Banner

BAKMADAN GEÇME

  • JpMorgan’ın risk algısı: Ölümcül üçlü bahis!

    Dünya genelinde büyük merkez bankalarının ekonomiye destek veren konumda kalmak için istekli olduklarını göstermeleriyle beraber, finansal piyasalarda oynaklık neredeyse buharlaşmış durumda.

  • Mahfi Eğilmez: TL Niçin Değer Kaybetti?

    Görünüşe göre döviz kurları piyasada serbestçe belirleniyor ama gerçekte kurları baskılamak için kamu bankaları aracılığıyla çeşitli müdahaleler yapılıyor. Görünüşe göre faizler piyasada serbestçe belirleniyor ama çeşitli yönlendirmelerle bankalar faizlerini sürekli aşağıya doğru çekiyorlar.

  • Golan Tepeleri: Neden şimdi?

    ABD'nin Golan Tepeleri açıklaması, daha önce aldığı Kudüs kararı ve İsrail'in İran karşıtlığı göz önünde bulundurulduğunda, son gelişmeler Ortadoğu'daki statükonun müttefiki İsrail lehine değişmeye başladığını gösteriyor.

Benzer Haberler