Sosyal Medya

Altınla borç, altınla ticaret mi?

17 Nisan 2018

Cumhurbaşkanı Erdoğan dünyada siyasetin ve ticaretin odak noktalarının değiştiğini dün yaptığı bir konuşmada belirtirken, dış borçlanmanın da dolarla değil altınla yapılmasını öneriverdi.  Cumhurbaşkanı’na göre dış borçlanma altınla yapılırsa dünya doların değerindeki oynamaların yarattığı kur baskısından kurtulacak çünkü Erdoğan’a göre altın hiçbir zaman baskı unsuru olmadı. Sayın Cumhurbaşkanı yeni bir liderlik girişimiyle altınla borçlanmayı başlatmış olmayı istiyor.

“Başlatmak” aslında doğru bir kelime değil.  Çünkü ekonomi tarihinde bilen bilir, dünyada ticaretin dolara; doların da altına endekslendiği uzun bir dönem var.

1821-1914 arası hüküm süren “Altın Standardı” ya da ikinci dünya savaşından 1973’e kadar devam eden “Bretton Woods” sistemleri özünde altının dünya ticaretinde paraların değerini belirleyen temel emtia olmasına dayalıydı.  II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa merkezli savaşa silah satışları üzerinden aşırı zenginleşen ABD, en büyük pazarı Avrupa’yı yeniden ayağa kaldırmak için önlemler peşindeydi.  Kambiyo kurlarının dünya ticaretini artırması hedefiyle yapılan çalışmalar sonucunda Temmuz 1944’te ABD’nin New Hampshire eyaletinin küçük bir beldesi olan Bretton Woods’da toplanan Birleşmiş Milletler Para ve Finans konferansında imzalanan “Uluslararası Para Anlaşması” (Bretton Woods Anlaşması) ile uluslararası ödemelerde kullanılacak yeni bir sistem geliştirilmişti. Hatta bu toplantıların ardından IMF ve Dünya Bankası’nın yaratıldığını eklemek gerek.

Doğu bloku ülkeleri dışındaki 44 ülkeden 730 delegenin ABD’nin önerisi etrafında birleştiği bu sistemde, anlaşmaya katılan ve parasını altına dönüştürülebilir yapmayı kabul eden her ülkenin parasının değeri dolara göre “sabitlendi”.  Dolar ise altın ile dönüştürülebilir tek para birimi olarak belirlendi.  Böylece 1 ons saf altın = 35 dolar ya da 1 dolar 0,88867 gr. altın olarak açıklandı.  ABD’nin yükümlülüğü yabancı merkez bankalarından talep olduğunda doları bu parite üzerinden altına çevirmekti. Böylece ABD dışındaki ülkeler para birimlerini dolara; dolara ise altına sabitlenerek en geniş kapsamlı ilk “sabit kur” sistemi uygulamaya konmuş oldu. Dünyanın en büyük altın rezervine sahip olan ABD ekonomisi, tüm ülkelerin altın taleplerini karşılayacağına emin bir şekilde yola çıkmıştı.

Zaman içinde bir yandan IMF bir yandan Dünya Bankası’nın Avrupa’yı savaş sonrası ayağa kaldırmak için destekleri yetmeyince, 20 milyar dolara yaklaşan Marshall yardımları da devreye girdi Avrupa için.  Sistem 1960’ların ortalarına kadar önemli bir sorunla karşılaşılmadan devam edebildi. Fakat 1960’ların ortalarında alarm zilleri çalmaya başlamıştı.

Sistemin ABD’ye sağladığı ayrıcalıkları nedeniyle artık zenginleşen öteki ülkeler tarafından aldığı eleştiriler sonun başlangıcı olmaya başladı.  Altına dolaylı yoldan sabitlenen kurlar, dış dengeyi korumak adına devalüasyonlara izin vermediğinden geriye daraltıcı maliye politikaları veya ticaret yasakları kalmaktaydı.  Fakat en önemlisi ortaya çıkan likidite sorunuydu.  Bretton Woods Sistemi’nde likiditeyi oluşturan temel rezerv araçları, altın ve dolardı.  Fakat altın üretimi, altın stokları hızla artan küresel ticaretin ihtiyaç duyduğu likiditeyi yaratmakta yetersiz kalmaya başladı.

Sonuçta ABD ekonomisi başta Almanya ve Japonya olmak üzere, Avrupa’nın savaşı izleyen 10 yıl içinde şahlanmasıyla beraber ile artan dış ticaret sonrasında cari fazladan cari açığa dönünce altına sabitlenen dolar kuru da hedef haline dönüştü.  Çünkü cari açığı yükselen ekonominin para birimine karşı güven kaybı kaçınılmazdı.  Üstelik ABD’nin Avrupa ile dış dünya ile yaptığı ticaretin dolar bazında boyutu öylesine artmıştı ki, doların altına sabitlenen değerini korumak mümkün olmadı.

Vietnam Savaşı’yla beraber Amerika’da savaşı finanse etmek için gereken para arzı da hızla artarken, doların değeri sorgulanır hale geldi.  Dolardan kaçışın büyük boyutlara ulaşması sonucunda 1971 sonunda yapılan kur Ayarlamaları ile sistemin merkezinde olan dolar devalüe edildi. Spekülatif akımların devam ettiği görülünce de 1973 başlarında dolar ikinci kez devalüe edildi.  İkinci devalüasyon sonrasında dünya borsalarının kapanmasına kadar giden baskının hafiflemeyeceği anlaşılınca Avrupa Topluluğu ülkeleri, yerli para birimlerini dolara karşı dalgalanmaya bıraktıklarını açıkladı.  Böylece, 1971-73 arasında geçen sancılı birkaç yılda Bretton Woods Sistemi tamamen yıkılırken, altın standardı sisteminin de işlemeyeceği netleşmiş oluyordu.

İşte küresel çapta dalga dalga kriz yaratan, ardından petrol şoklarıyla hemen her ülkeyi sarsan zincirleme devalüsayonlar dolarla altının değerinin kopmak zorunda kalışı; başka bir ifadeyle sabit kur rejiminin çökmesi ile beraber geldi.  1973 yılında petrol fiyatlarındaki ani ve yüksek artış sonrasında 1973-4 dönemindeki borsaların çöküşü 1929 krizinden beri küresel ölçekte yaşanan ikinci büyük kriz olarak tarihe geçti.

Konumuza tekrar dönersek, sayın Cumhurbaşkanı’nın altınla borçlanma önerisine, altınla ticaret önerisine Bretton Woods bilgisiyle yeniden bakmak mümkün ve gerekli.

Bugün küresel likiditenin boyutu 50 trilyon dolara ulaşmış durumda BIS’ın 2017 üçüncü çeyrek verilerine göre.  Benzer şekilde ticaret hacmi de 47 trilyon dolara yakın.  Bugün dünya genelinde altın rezervi 56,000 ton, eldeki stoklar da 10,000 ton olarak hesaplanıyor. Altının onsu bugün 1,345 dolar; bu da tonunu yaklaşık 44 milyon dolar yapıyor.  Böylece şimdiye kadar çıkartılmış tüm altının piyasa değeri 8 trilyon dolar civarında.

Bu kadar altınla böylesi devleşen küresel ticareti ya da likiditeyi taşımak mümkün mü değil mi; varın siz karar verin.

@guldematabay

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları