Sosyal Medya

Faiz artışının perde arkası ve neden bu iş “bitmez”!

24 Mayıs 2018

Merkez Bankası’nın uzun süre liradaki değer kaybını izlemesinin ardından acil bir toplantıyla Çarşamba akşamı gerçekleştirdiği 300 baz puanlık faiz artışının yankıları devam ediyor.  Salı günü erken saatlerde 4,92’ye çıkan dolar/TL faiz kararının hemen ardından 4,57’ye ulaşırken, kademeli olarak değer kaybına devam etti ve Perşembe günü itibarıyla 4,67’den işlem görüyor.  Geç kalan, sessiz kalan ve Erdoğan’ın açık baskısıyla önemli kredibilite kaybı yaşayan merkez bankası açısından sıkıntı sona ermiş değil. Piyasa 7 Haziran’daki toplantıdan da 150-200 baz puanlık bir faiz artışı beklemeye devam ediyor.  Dolar endeksinin güçlü seyri ve Fed faiz artırımları beklentileri zaten gelişmekte olan ülke kurları üzerinde de baskıya devam ediyor.

Faiz artışı beklentileri devam ederken dikkat çekici bir haberde Bloomberg’den Onur Ant Çarşamba günü gerçekleşen faiz artışının perde arkasını anlatmakta.  Habere göre Cumhurbaşkanı Erdoğan son dakikaya kadar faiz artışına sert bir şekilde karşı koymuş.  Cumhurbaşkanı’na göre liradaki muazzam değer kaybı geçici bir oynaklıktan ibaret ve faiz önlemi almaya gerek yok.

Buna rağmen faiz artış kararı, Erdoğan’ın üst düzey ekonomi takımı tarafından ısrarla istenmekte.  Günlerdir ani bir toplantıyla faiz artırarak liradaki düşüş eğilimini tersine çevirmeyi hedefleyen takım sonunda Erdoğan’ı ikna ediyor.

Her iki tarafa da yakın olan merkez bankası ise faiz artırım kararında aslında çok da fazla etkin görünmüyor haberden anlaşılan.  Banka başkanı Murat Çetinkaya faiz artışı için çalışmalara başlamış ancak Erdoğan’ı ikna eden yine eski Maliye bakanı ve Merrill Lynch ekonomisti Mehmet Şimşek’ten başkası değil.  Binali Yıldırım da Mehmet Şimşek’in tarafında; hatta faiz artış planını Erdoğan’a götüren de Başbakan Yıldırım.

Yerli kurumların yüksek dış borçlarının reel sektör üzerinde şirketleri darmadağın edeceği endişesi Erdoğan’ı faiz artışı kararına onay vermeye iten temel neden.  Yoksa anlaşılan enflasyondaki yükseliş açısından Sayın Cumhurbaşkanı çok muhtemel faizin enflasyon yarattığına olan keskin inancı nedeniyle çok fazla endişeli değil.  Ancak, yüksek dış borçlu yerli firmaların liranın rekor düşüşün yarattığı borç ödeme yükü nedeniyle zincirleme batma tehlikesiyle karşı karşıya olmaları Erdoğan’ın ikna edilme açısı.  Sonuçta, Erdoğan da yaptığı açıklamada para politikası yönetiminde küresel yönetim şekillerine bağlı kalacaklarını söylemiş oldu. Tabi kimsenin “Türkiye’yi bitirmeye izin vermeyeceğini” de ekleyerek.

AKP’deki bölünme faiz artışı kararıyla bile ayyukta

Şimdi önümüze bakınca, liranın değer kaybının geri dönmemiş oluşu aslında çok şey anlatıyor.

Bir kere faiz artışının perde arkası bile AKP içinde bölünmüşlüğün tüm resmini ortaya koymakta.  Cumhurbaşkanı Erdoğan ve saray danışmanlarının fantastik ekonomi dünyaları bir yana; danışmanların düşleri ile Mehmet Şimşek ve Binali Yıldırım’ın olaylara daha gerçekçi ve pragmatik bakışları arasında devam eden sürtüşme Türkiye ekonomisi açısından çok maliyetli oldu.  Muhtemelen önümüzdeki dönemlerde de olacak.

Zaten kritik nokta da bu.

Eğer aklıselimle yönetilen bir Türkiye ekonomisi olsaydı ve AKP içindeki iki tarafın çekişmesi nedeniyle faiz artışı bu kadar gecikmeseydi, artış hem daha az olacaktı hem lira bu kadar değer kaybetmediğinden geri dönüşü daha fazla olacağından daha etkili bir faiz artışı geçekleşmiş olacaktı.  Sonuçta, yüksek özel sektör dış borcu, yüksek enflasyon ve cari açık yanında artan mali açık temel iç faktörler olarak liranın değer kaybının arkasındaki nedenler.  Fed faiz artışı, dolar endeksinin yükselişi ve ABD tahvil faizlerinin psikolojik sınırları aşması sonucu gelişmekte olan piyasalardan para kaçışı da çok kuvvetli dış dinamikler olarak liranın düşüşünü zaten desteklemekteydi.

O zaman madem faiz artacaktı, merkez bunu neden daha yüksek bir maliyetle, kredibilite erozyonu yaratarak geç yaptı?  Bu sorunun cevabı Bloomberg haberinde işte.

Çünkü ekonomi yönetimi gerçek ve hayal arasında patinaj yaparken, Türkiye ekonomisi asıl kaybeden oluyor.

Kötü ekonomi yönetiminin maliyeti bizlere

Bu çift uçlu anlayışın önümüzdeki günlerde de hemen hemen her ekonomiyle ilgili konuda devam edeceğini beklemek mantıklı olur.  Büyümeye fikri sabit şekilde takılı kalarak artan başka makro dengesizlikleri gözardı etmek iyi bir örnek.  İşte tam da bu yüzden, yatırımcılar Türkiye’ye para sokmak için daha yüksek bir risk primi istiyor; daha yüksek bir faizle bu iki uç arasındaki çatışmadan çıkmaya devam eden hatalara katlanırım diyor.

Herhalde bu durumun sadece lira üzerinde değil, Türkiye ekonomisinin genel yönetiminde yarattığı hataların, gecikmelerin nasıl yüksek bir maliyetle her birimize geri döndüğünü anlamayan kalmamıştır. Kısaca ekonomi uzunca bir süredir kötü yönetiliyor ve bu hal de bizlerin her birimizin günlük hayatlarına ağır yükler bindiriyor.  Hele ki küresel ekonomik koşullar bu kadar hızla başka bir yöne doğru değişirken.

Güldem Atabay

@guldematabay

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları