Sosyal Medya

ANALİZ: Yeni Ekonomi Programı: IMF’siz yumuşak-IMF programı denemesi…

20 Eylül 2018

Açıklanan Orta Vadeli Plan- ya da yeni adıyla Yeni Ekonomi Programı (YEP) ilk bakışta içine konan ekonomik büyüklüklerin, son dönem AKP söylemlerinin aksine gerçeklere çok daha yakın olmasıyla dikkat çekiyor.  Bu anlamda, YEP, piyasalarda sert bir olumsuz hava yaratılmasının önüne geçmiş durumda.

Ancak, programın detaylarına bakınca AKP hükümetinin geçmiş beş yıl ekonomik performansı da göz önüne alındığında, hem yeni makroekonomik beklentiler hem de programın ana dayanaklarındaki zayıflıklar, tutarsızlıklar gözden kaçacak gibi değil.

IMF’siz bir IMF programını; olabilecek IMF programından çok daha yumuşak bir versiyonu olarak devreye sokmuş gibi görünen AKP hükümeti açısından güvenilirlik sorun olarak kalmaya devam edecek özetle.

Hemen kolay kısmı olan, makroekonomik büyüklüklerden başlamak gerek.

Ülkede yaşanan ekonomik sorunlarını “kur krizi” başlığı altında toplamayı reddettikçe; ya da hatta herhangi bir “krizin” varlığı reddedildikçe, bütün programın inandırıcılığı açısından kullanılan varsayımlara dikkat etmek gerekli.

Büyüme verilerinin dolar ve lira cinsinden tabloda verilen beklenti seviyeleri, her seneye ait ortama kuru hesaplamaya yeterli.  Buradan da 2019’un ortalama lira/dolar seviyesinin 5,59 olarak alınması hemen ilk soru işaretinin kaynağı.  Fed’in faiz artışına devam ettiği, Avrupa Merkez Bankası’nın da buna eklenmeye daha da yaklaştığı 2019 yılında gelişmekte olan ekonomilerin kurları için değer kazancı beklemek gerçekçi değil.  Hadi diyelim, lira %10-15 arasında aşırı değer kaybı yaşadı bu sene ve YEP sayesinde beklentiler olumluya dönecek ve lira yeniden bugünkü seviyesinin yaklaşık %15 üzerine çıkacak.  Peki, nasıl olacak da 2019 boyunca bu seviyede devam edecek?    Benzer bir durum 2020 ve 2021 için de ortalama lira/doların sırasıyla 6,00 ve 6,28 alınışında var.

Büyüme verilerine gelince…

Açıklanan her ekonomik veriden üçüncü ve dördüncü çeyrek itibarıyla Türkiye ekonomisinin sert bir daralma sürecine girdiğini gözlemliyoruz.  Bu daralma sürecinin ardından da uzun soluklu birçok yavaş büyüme dönemi bizleri bekliyor ne yazık ki.  Elbette, ekonomide doğru adımları atmaya çalışan YEP ile bu süreç yumuşatılabilir.  Ama doğru varsayımların akıllı uygulamalarla birleşebilmesi kritik nokta.

Büyüme verileri içinde de, önümüzdeki yıl %2,3 büyüme hayal kadar tatlı görünüyor.  Hele daralan bir ekonomide kamu harcamalarında büyümenin %1,4 olarak sağlanabilmesi bir yana, özel tüketimin böylesi bir şok ardından 2018’in üzerine  %2,0 artması gerçeklerden oldukça uzak.  İthalat seviyesinin iç taleple olan bağlantısı malum.   Cari işlemler açığında ekonomik kriz şokuyla ithalat üzerinden başlayan daralma süreci 2019’da elbette hız kazanacak.  O zaman nasıl olacak da 2019 yılında ithalat da %3,4 artacak 2018’in üzerine?  Sayın Albayrak’ın bu öngörüsü inandırıcı bir açıklamaya muhtaç.

Cari Açık/GSYH bu yılsonu için %-4,7 güncel tabloda; mevcut %6,5 seviyesinden düşüş zaten başladı ekonomik daralmaya bağlı olarak ve bu açıdan %4,7 makul.   Plana göreyse 2021’e kadar da kademeli bir düşüşle %2,6’ya inecek.  Yerli malı üretim reformu ışık hızıyla yapılacak ve ara mallarının temini %100’e yakın oranda Türkiye kaynaklı olacak demenin rakamsal ifadesi olsa gerek.  Ancak böylesi bir dönüşüm gerçekleşse bile bunun üç yılda tamamlanmasını beklemek gerçekçi olmaz.  Artması beklenen enerji fiyatları da hesaba katılınca, ithalatını sadece enerji için yapan bir Türkiye’de cari açığın GSMH’nin %3’ünün altına sabitlenmesini beklemek kolay değil.

Başka bir açıdan cari işlemler açığı/GSMH hedefine bakarsak da, büyüme nasıl 2019 için tablodaki %2,3’ün çok daha altında kalacaksa; cari işlemler açığının GSMH oranı da %3,3’ün çok daha altında olma potansiyeli taşıyor.  Bunu da bir kenara not etmekte fayda var; hele ki bu finansman darboğazı her geçen gün daha da ağırlaşırken.

Enflasyon tarafında da birkaç söz söylemek gerekli. 

İlk not enflasyon tarafında kira artışlarının üretici fiyatları yerine tüketici fiyatlarına sabitlenmesi kararı.  Enflasyon yükselirken alınan bu karar enflasyon düşerken yöneticileri pek memnun etmeyebilir.  Keza TÜFE tarafında yapışkanlık ÜFE tarafından her zaman daha fazladır Türkiye’de yapısal/tarihsel nedenlerle.

İkinci not, kurulması planlanan “Finansal İstikrar ve Kalkınma Komitesi” nin (FİKKO) nasıl olup da bağımsızlığı devam ettirilecek Merkez Bankası ile uyumlu çalışacağı.

Üçüncü not enflasyon tarafında rakamsal olarak beklentilerde.

Sayın Bakan Albayrak, doğru bir tespitle tüketici fiyatları enflasyonunun (TÜFE) Eylül-Ekim aylarında zirve yaptıktan sonra gerilemeye başlayacağını söylemişti.  Burada beklenti, mevcut %18 seviyesinden %25’lere doğru yaklaşmak.  2018 yılsonu beklentisi %21 bu anlamda gerçekçi sayılabilir.  Ancak, YEP’in resmi ortalama kur beklentisi hesaba katıldığında, devam eden lira değer kaybı maliyet tarafında baskı oluşturmaya devam edecektir böylesi bir kur şoku sonrasında.  Yapılan fiyat ayarlamaları- hadi kelimesini kullanayım-zamlar kademeli olarak en az bir 12 ay daha kademeli olarak piyasada ürün fiyatlarına yansımaya devam edecek.  1990’lar bu dersi öğretmişti.  Bu açılardan en zor geçmesi beklenen 2019 yılında ancak %16’ya inebilecek TÜFE enflasyonu nasıl olacak, liradaki hangi değerlenme sonucu ya da hangi köklü yapısal dönüşüm sonrası 2020’de bir anda %10’a ve daha sonra %6’ya gerileyecek?

Kamu maliyesi tarafına daha dikkatle bakmak gerek bunun olasılığını akıllıca tartışabilmek için.

Albayrak ana hedefin “ekonomide yeniden dengelenme” ve “bütçe disiplininin sağlanması” diyor.  Bu açıklama yüksek büyüme uğruna ekonomideki dengesizliklerin de nasıl son üç senede özellikle körüklendiğinin farkında olunduğunun bir ifadesi herhalde.

Hemen rakamlar dikkat çekiyor: dananın her alanda kuyruğunun kopacağı belli olan 2019 için hedef GSMH’nin %1,7’si kadar; 75,9 milyar lira tasarruf.   Bunun 16 milyar lirası gelir artıcı önlemler üzerinden ağlanacak planda.  Yeni vergiler anlamına geliyor; daralan bir ekonomide böylesi miktarda gelir artırabilmek mucizeyle eş değer olacaktır.

Harcamalardan tasarruf hedefi ise 59,9 milyar lira.  Bunun yatırımlardan tasarruf kısmı 30,9 milyar lira.  Yeni kamu idari binaları yapılmayacağı, makam araçları ve benzerlerinden tasarruf hedeflendiği notların içinde var.  İhalesi yapılmış/yapılmamış; başlanmamış tüm projelerin askıya alınacağı; Sn. Erdoğan’ın arzusu mega projelerin de dış finansmanla tamamlanacağı eklenmiş.  Teşvik sistemi yine notlarda anlatıldığı üzere ihracattan tarıma her alanda gözden geçirilecek ve hedeflenen harcama tasarrufu 13,7 milyar lira.  Açığı sürekli artan sosyal güvenlik sisteminin de “yeniden yapılandırılacağı” vaadi olan YEP bu taraftan hemen 2019 içinde 10,1 milyar tasarruf elde edeceğini düşünüyor.

Bu önemli büyüklüklerin detayları gerçekten merak uyandırıcı.

Diğer yandan, BDDK benzeri bir “Türkiye Finansal Hizmetler Kurulu” finansal hizmetlerin düzenlenmesi ve denetlenmesi için kurulacak açıklanan YEP’e göre.  BDDK varken buna neden ihtiyaç duyulduğu ayrı bir belirsizlik konusu.

Bankacılık konusunda gelince, önemli belirsizlikler burada da görülebiliyor.  Şayet Türkiye ekonomisinin geleceği açısından zurnanın zırt dediği yer zaten özel sektör lira/dolar borçları ve buna bağlı olarak bankacılık sektörünün her gün artan sorunları.

  • Bankaların güncel mali yapılarını ve aktif kalitelerini tespit etmek için mali bünye değerlendirme çalışmaları yapılacaktır. Bu çalışmaların sonuçlarına göre gerektiğinde bankacılık sektörünün mali yapısını güçlendirecek, böylece reel sektörün uygun maliyetlerle krediye erişimini ve mevcut kredilerinin yeniden yapılandırılmasını temin edecek bir politika seti devreye sokulacaktır. (Sf 6/md.6)

Çok güzel.  Bu çalışmanın yapılması önemli.  Ancak çalışmanın sonuçlarına göre, bankacılığın mali yapısının güçlendirilmesi ve buna bağlı olarak reel sektörün “uygun” yani cari faizden düşük faizle borcunu yeniden yapılandırması için kaynağın nereden geleceği bütün ölçekte Yeni Ekonomi Programının en zayıf noktası.

Türkiye ekonomisini sert daralmadan ve uzun süreli düşük büyümeden kurtarmanın yolu yüksek dolar paketli bir IMF anlaşmasından geçiyor diyenler, IMF’yi çok sevdikleri için değil; bu tür bir finansmanı karşılayabilecek tek kurum olduğu için bu tezi savunuyorlar. 

YEP içinde planlar, yapılmak istenenler doğru rotada olsa da, bu finansmanın nereden bulunacağı sorusuna cevap gelmeden, planın inandırıcılığı; dolaysıyla piyasaların ve liranın performansı hep zayıf kalmaya mahkûm görünüyor.  

Uzunca bir yazı oldu ve hala eksikleri var.  Yeni Ekonomi programının piyasalardaki olumsuzluklar ve belirsizlikleri besleyen kısımlarına öncelik verdikten sonra, planın olumlu yanlarından da bahsetmek gerekli.  O da bir sonraki yazının konusu olsun. 

Açıklanan planda zaten uzun süredir bahsi geçen ve artık kimse için uzay fiziği düzeyende olmayan “yapısal dönüşüm ihtiyacının” gereklerini kavramış bir AKP ekonomi yönetimi görüyoruz.  Kısa vadede aciliyet yaratan bunca ciddi sorun olmasaydı da 2013’ten bu yana Fed faiz artışının ilk sinyalini verdiğinde bu plan uygulamaya konsaydı bugün Türkiye ekonomisi zaten çok farklı bir noktada olurdu.

Şimdiyse, gelinen kriz aşamasında aynı AKP ekonomi yönetiminin mevcut ekonomik darboğazın, kriz gerçeklerinin tamamıyla yüzleştiğini söylemek kolay değil.  Keza, atılması gereken adımların önemli kısmı AKP’nin kendini var ediş modeliyle önemli çelişkiler içeriyor.  Bu açıdan zaman azalırken, gözler açıklanacağı vaat edilen uygulama takvimi ve performans kriterlerini içeren IMF- vari hazırlandığı anlaşılan YEP Eylem Planı’na kilitleniyor.

GA.    

@guldematabay

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları