Sosyal Medya

Ekonomi

ABD’de büyüme, işsizlik ve ücretler

Dünya ekonomisini önümüzdeki dönemde önemli boyutta etkileyecek konu başlıklarından birisi Fed’in bilanço küçültme ve faiz artırımları yoluyla Dolar likiditesini düşürmesidir.…

ABD’de büyüme, işsizlik ve ücretler

Dünya ekonomisini önümüzdeki dönemde önemli boyutta etkileyecek konu başlıklarından birisi Fed’in bilanço küçültme ve faiz artırımları yoluyla Dolar likiditesini düşürmesidir. Fed’in genişleyici para politikası ile ABD ekonomisine ve dolaylı olarak küresel ekonomiye 2008’den bu yana sağladığı likiditenin sonuna gelindiğine yönelik beklentiler bugün itibariyle Eylül ve Aralık aylarına odaklanmış durumda. Fed’in piyasadan tahvil alımıyla oluşturduğu portföyün büyüklüğü $4.2 trilyona ulaşmış durumda. Beklenti, Eylül ayından itibaren tahvillerin piyasaya satılması yoluyla piyasadaki Dolar likiditesinin geri çekilmesi yönünde. Faiz artırımları süreci zaten başlamıştı ve bu yıl içinde 2 adet 0.25’er puanlık faiz artırımı gerçekleştirildi. Aralık ayında bir adet 0.25 puanlık faiz artırımının daha gerçekleşmesi güçlü bir beklenti olarak karşımıza çıkıyor.

2008 krizinin ortaya çıkması ve krizin etkilerinin azaltılması sürecinin başlatılmasından bu yana büyüme, enflasyon, işsizlik, v.b. makro ekonomik değişkenlerin oluşan değerlerinin nedenlerine ilişkin tartışmalar yoğun bir şekilde yapılıyor. Değişkenlerin ortaya koydukları değerlere ilişkin öne çıkan tartışma başlıkları ise, ekonominin verim artışında eski gücüne ulaşamaması, gelir adaletsizliğinin sosyal dengeleri bozucu etkiler yapıyor olması ve düşen işsizlik oranına karşın ücret artışlarındaki zayıflığın para politikası uygulamalarının özellikle zamanlaması konusunda sürekli soru işaretleri oluşturması olarak sıralanabilir. Bu tartışma başlıkları altında, son olarak açıklanan büyüme verisini diğer makro ekonomik değişkenlerle ilişkilendirerek ABD ekonomisinin genel bir fotoğrafını çekmeye çalışalım.

2016 yılını %1.5’lik bir büyüme ile kapatan ABD ekonomisi 2017’nin ilk çeyreğinde yıllık bazda %1.2’lik bir büyüme oranı kaydettikten sonra aynı yılın ikinci çeyreğinde yine yıllık bazda %2.6’lık bir oran yakaladı. Böylece, 2017’nin ilk yarısında %1.9 oranında bir büyüme oranına ulaşıldı. Trump, ABD için genel olarak %4’lük bir büyümenin yakalanması gerektiğini dile getiriyor ve 2017 yılı için %3’lük bir büyüme hedefliyor. 2017’nin ilk yarısında ortaya çıkan büyüme verisi, Trump’ın 2017 hedefi olan %3 oranının yakalanmasının çok zor ve genel olarak hedeflenen %4’lük büyümenin ABD ekonomisine ilişkin niteliksel sebeplerden dolayı elde edilmesinin hiç gerçekçi olamayacağını anlatıyor. ABD ekonomisi %4’lük bir büyüme verisini son olarak 2000 yılında görmüştü. 2000’den bu yana görülen en yüksek büyüme oranı ise %3.3 ile 2005’te 2008 krizinin öncesinde gerçekleşti.

ABD’nin ikinci çeyreğindeki %2.6’lık büyümenin temel kaynağını tüketim harcamaları artışı ve makina ve teçhizat yatırımlarındaki artış oluşturdu. Özel tüketim harcamaları ilk çeyrekte yıllık bazda %1.9 artmıştı. İkinci çeyrekteki artış %2.8 oldu.

ABD ekonomisi, aralıksız olarak büyüyor. Zaten, 2008 krizi sonrasında Avrupa ve Japonya gibi kendi sikletindeki rakipleriyle karşılaştırılınca, krizden çıkış süreci çok daha hızlı olmuştu. Fakat, ekonominin verim artışları eskiyle kıyaslandığında son derece düşük seviyelere gerilemiş durumda. Verim konusunun bazı detaylarını başka bir yazıyla paylaşacağım. Bu yazıda, verim artışının son derece düşük seviyelerde olması nedeniyle ücret artışlarının %4.4 gibi düşük bir seviyeye gerileyen işsizlik oranına rağmen son derece cılız kaldığını ve bu nedenle %2’lik sağlıklı bir enflasyon oranının bir türlü istikralı bir trende oturtulamadığını belirtmekle yetineceğim. Ücret artışlarının zayıf kalması, maliyet kanalıyla enflasyon üretilmesini zorlaştırdığı için Fed’in faiz artırım kararlarının zamanlamasının sürekli eleştiri konusu yapılması durumu karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla, $4.2 trilyonluk tahvil portföyünü eriterek bilanço küçültmenin Dolar likiditesinde yaratacağı sıkılaşmanın da zamanlaması diğer bir eleştiri konusu oluyor.

Yukarıdaki, ücretlere ilişkin saptamaları rakamlarla anlatacak olursak, Nisan-Haziran döneminde ücret artışlarının %0.5 ile sınırlı kaldığını görüyoruz. Bir önceki çeyrekte ise oran %0.8 idi. Yıldan yıla artış oranı ise Haziran sonu itibariyle %2.3 düzeyinde. Bu ücret artışlarının gıda ve enerji kalemlerinin dahil olmadığı kişisel tüketim harcamaları fiyatları endeksine yansıması 2017’nin ilk çeyreğinde %1.8, ikinci çeyreğinde ise %0.9 artış oranlarıyla gerçekleşmiş.

Birinci çeyrekten ikinci çeyreğe büyüme oranında artış var, işsizlik ABD için düşük olarak nitelenecek bir düzeyde ve ücret artışı yavaşlıyor. Bu yavaşlama, fiyat endekslerinde de bir yavaşlama olarak yansıma buluyor. İşte bu noktada karşımıza işgücü verimliliği kavramı çıkıyor. Verim artışı çok düşük olduğu için işveren ücret artırmak için bir gerekçe bulamıyor. Böylece, enflasyon istikrarlı bir şekilde %2 civarında seyredemiyor.

Trump, henüz başkan olmadığı günlerde dahi alt yapı yatırımlarının öneminden söz ediyordu. Vergi reformları yoluyla ABD’nin yüksek büyüme oranları yakalaması gerektiğini söylüyordu. Büyük ülkelerle yapılan ticaret anlaşmalarının gözden geçirilerek ABD’nin uluslararası ticari avantajlarına katkı sunacak görüşmelerin başlatılacağını anlatıyordu. Fakat, öylesine istikrarsız bir yönetim tarzı benimsemiş durumda ki, dünya ekonomisi için son derece olumsuz sonuçlar doğuracağını düşündüğüm adımları atamıyor. ABD’nin siyasi gündemi sürekli yeni problemlerin tartışması ile geçiyor. Bu durumdan ABD Halkı memnun olmayabilir ama küresel ekonomi için faydalı bir gelişme olduğu düşünülebilir. Zira, finansal piyasaların sigorta noktaları sayılabilecek bazı alanlarda kanuni değişiklikler yapmasının zaten 2008 sonrasında köklü yapısal değişiklikler görmemiş küresel ekonomik mimarinin temellerinin iyice zayıflatılması ile sonuçlanacağını düşünüyorum. Dolayısıyla, Trump’ın bu imkanı bulamamasını ümit ediyorum.

Trump’ın seçim kampanyasında vaad ettiklerini yerine getirmeye başlaması, özellikle yatırımlaın artması ile enflasyonist beklentileri önemli ölçüde artıracaktı. Fakat, bu beklenti en azından şimdilik canlı sayılabilecek bir noktada değil.

Özetle, ABD’de büyüme var, işsizlik düşük ama verim artışı düşük olduğu için ücret artışı da düşük ve enflasyon hedeflenenin altında. Yellen, geçmiş dönemde yaşanan enflasyon düşüşünü geçici olarak görmüştü. Bu konuda haklı ya da haksız çıksa da, likiditeyi sıkarak normalleşme sağlamakla likiditeyi sıkma kararını gerekçelendirmenin zorlukları arasında doğru kararı vermeye çalışıyor. ABD, tarihteki diğer krizden çıkış süreçleriyle karşılaştırıldığında, en zayıf kriz atlatma sürecinden çıkışı yaşıyor. Verimlilik başlığı altında bu konuya dair bazı istatistikleri bir sonraki yazıya sakladım. Bugünü tarihsel perspektifle inceleyince, son derece ilginç veriler çıkıyor karşınıza.

Yorumlar

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler