Sosyal Medya

Teknoloji Haberleri

Kurlarda hızlı artış reel sektörün dengesini bozuyor

Kurlardaki hızlı artış devam ediyor, ekonominin temel gündemi haline geldi. İlk sözümü hemen söyleyeyim, piyasanın ve reel sektörün psikolojisinin bozulmasına…

Kurlarda hızlı artış reel sektörün dengesini bozuyor

Kurlardaki hızlı artış devam ediyor, ekonominin temel gündemi haline geldi. İlk sözümü hemen söyleyeyim, piyasanın ve reel sektörün psikolojisinin bozulmasına izin verilmemeli. Bu kapsamda geçen yıl Ekim ayında Paraanaliz’de çıkan bir yazı yazmıştım hatırlarsanız. O yazıda önerdiğim TL uzlaşmalı vadeli döviz satışları ile ilgili bir açıklama geldi TCMB Başkan Yardımcısı Erkan Kilimci’den. Borsa İstanbul’da VİOP’tan sorumlu genel müdür yardımcısı olarak görev yapmakta iken kendisi ile de istişare ettiğimiz bir konu idi, bu cesur açıklama için kendisini tebrik ediyorum.

Ancak tekraren ifade edeyim, bu türden önlemler bir nevi ateş düşürücü ilaç gibi geçici rahatlama sağlayan önlemler, asıl problemin temelini düzeltmek gerekiyor. Türkiye tasarruf açığı olan bir ülke, Türkiye yabancı sermaye girişine ihtiyacı olan bir ülke ve bu nedenle hem siyasi hem ekonomik alanda atılan her adım dikkatle atılmalı. Reel sektör şirketleri sıkıntılı, kurlardaki hareket maliyetleri yukarı yönde olumsuz etkiliyor, maliyetlerdeki artışın şirketlerin satış fiyatlarına yansıması hiç kolay değil, çünkü son tahlilde tüketicinin satın alma gücü aynı oranda yükselmediği malum. Hele bir de reel sektör şirketi dövizle borçlanmış ise vay haline, şirket sahipleri şirket yöneticileri neredeyse işi gücü bırakıp tüm gün piyasaları takip etmeye koyuluyorlar, verimlilik hak getire.

Bunu önlemek lazım, kurlardaki hareketliliğe müdahale etmeyip nasılsa bir dengeye ulaşır demek ateşi çıkan hastaya müdahale etmemeye benziyor. Doktor ateşi düşen hastaya müdahale etse, bırakın ateş düşürücüyü, placebo ilaç bile verse hasta moral olarak daha iyi hisseder. Merkez Bankası bana göre piyasaların doktorudur, başı sıkıştığında başvuracağı mercidir, dolayısıyla vadeli döviz satışları ile ilgili açıklamayı ben yerinde ve doğru buluyorum, aksiyona geçmesini de bekliyorum, piyasayı rahatlatacaktır. Aslında TCMB yakın zamanda benzer bir karar aldı hatırlarsanız, 5 Kasım 2017’de de buna ilişkin duyuru yaptı. Söz konusu duyuruda özetle 1 Şubat 2018’e kadar ihracat ve döviz kazandırıcı reeskont kredilerinin vadesinde dolar kurunu 3,70, Euro kurunu da 4,30 olarak belirleyerek, döviz cinsi reeskont kredilerinin TL olarak geri ödenmesine imkân sağladı. Aslında TCMB’nin bu uygulaması bir nevi opsiyon sözleşmesine benziyor. TCMB, kredi kullananlara, “Dolar 3,70’in üzerine çıkarsa gidip piyasadan alma gel bana ben 3,70 kurdan TL olarak senden alırım ama dolar 3,70’in altına düşerse istersen git piyasadan al bana Dolar olarak geri ödeyebilirsin” demekte. Benim önceki yazımda bu türden bir opsiyondan daha ziyade bir vadeli işlem sözleşmesi söz konusu idi. TCMB vadeli döviz satarsa örneğin Mart 2018 için 3,80’den dolar satarsa bu işlemin karşı tarafı olan şirket, dolar 3,70’de düşerse bundan faydalanamayacak mecburen 3,80’den alacak Doları. Bu işleme taraf olan şirketlerden de lütfen ama lütfen teminat mektubu talep edilmesin şirketler bankacılık sisteminin bence oyuncağı olmuşlar kusura bakmasın kimse. Teminat talep edilecekse TL olarak talep edilsin. VİOP’ta istenen teminat tutarı kadar istenmesine gerek yok biraz daha düşük oranlı TL cinsi teminat talep edilebilir, şirketleri de çok sıkmadan TL’ye talebi de biraz arttırabilir bu hamle.

Döviz ile ilgili değerlendirmeler yaparken faizi atlamak olmaz. Merkez Bankası geçen yıl bu Ekim-Kasım aylarında % 8,25 oranından gecelik fonlama yapmakta ve geç likidite penceresi olarak adlandırılan faiz koridorunun üst bandını kullanmamaktaydı. Geldiğimiz noktada neredeyse gecelik fonlamanın tamamı geç likidite penceresi oranı olan 12,25’ten gerçekleşmekte. TCMB’nin piyasayı gecelik ortalama fonlama faiz oranı % 12 civarında. Bir yıldan % 8,25’lerden geldik % 12lerde dolaşan gecelik faiz oranlarına. Hazine bonosu faizlerine bakınca aslında oradaki hareketlilik daha çarpıcı. Devlet tahvili, hazine bonosu faizlerindeki değişim için en kolay yol Borsa İstanbul Borçlanma Araçları Piyasası verilerine bakmak. Ekim 2016’ya bakın, bir yıllık faizlerin % 8,00 – % 8,50 bandında olduğunu görürsünüz, bir de 14 Kasım 2017 bültenine, yani dünkü bültene bakın, yıllık faizler % 13,5 civarında. TCMB faiz konusunda neredeyse dokuz takla atarak geç likidite penceresini kullanarak %12 civarında gecelik faizden para satmakta, kamu kağıtlarının yıllık faizi çok da fazla medyada polemik konusu olmadan %13’ün de üzerine çıkmış. Bir de son olarak 14 Kasım 2017 Hazine ihalesi duyurusuna bakın size zahmet. Hazine Müsteşarlığı 2 yıllık ve altı ayda bir % 6,5 kupon ödemeli yeni bir tahvil ihracı gerçekleştirdi, yıllık ortalama bileşik faiz % 13,75 olarak gerçekleşti. Dolayısıyla faiz konusundaki eleştirilerin hedef tahtasında neden sadece TCMB var ben anlamış değilim. Piyasayı takip etmektense özellikle oynak zamanlarda piyasayı dizginlemek lazım dizginlemek de sert kuvvetle olur, yani yavaş yavaş artan faizle değil aniden artan faizle yapılır. Sonuçta faiz ile dönen bir ekonomimiz var faizsiz enstrümanlar kısıtlı, vatandaşın da çok umurunda değil, o zaman oyunu kuralına göre oynamak faizi rahatça bir para politikası aracı olarak kullanmak lazım. Hazine ve TCMB’nin bu konuda daha serbest hareket edebilmesinin çok önemli olduğu kanaatindeyim.

Diğer yanda, paniğe kapılmamak da gerekiyor, hem kamu hem de özel sektör tarafının serinkanlı olması gerekiyor. Son bir yılda faizler yükseldi eyvallah, ama gidin bakın Hazine Müsteşarlığının web sitesine, nakit gerçekleşmelerine, faiz dışı dengede, nakit dengesinde –bana göre- çok büyük bir bozulma yok. Bunun dışında Hazine Müsteşarlığı 31 Ekim 2017’de Hazine Finansman Programı : 2017 Yılı Gelişmeleri ve 2018 Yılı Öngörüleri başlıklı bir duyuru yayınladı. Bu belgeye göre 2016 yılında 67,4 ay olan nakit iç borçlanmanın ortalama vadesi, 2017 yılı Ocak-Ekim döneminde 71,7 aya çıkmış durumda, faizlerde son dönemde görülen yükseliş yönündeki ivmeye rağmen 2016 yılında yüzde 10,1 olan sabit getirili TL cinsi iç borçlanmanın ortalama maliyeti 2017 yılı Ocak-Ekim döneminde sadece 1 puan artarak yüzde 11,2 seviyesinde gerçekleşmiş durumda. Vadesi bir yıl içinde dolacak iç borcun toplam iç borca oranı da % 13’e düşmüş durumda. Ayrıca artan harcamaların finansmanı için bazı vergilerde de artışa gidildiğini, 2017 yılı içinde büyümeyi desteklemek amacıyla bazı KDV oranlarında uygulanan indirimlerin uzatılmadığını da gözlemlemekteyiz. Enflasyon artıyor tamam ama ekonomik göstergeler bir bütün olarak kurlardaki bozulmayı destekleyecek kadar kötü görünmüyor. Ancak bu durum bizi bir gerçeği görmekten ve dile getirmekten de alıkoymamalı. Türkiye’nin bir an önce gelişmiş ülkelerde yerleşik yabancı yatırımcıları ikna edici yeni adımlar atması gerektiğini düşünenlerdenim. Kurlardaki dalgalanma ve faizlerdeki artış biraz Batı dünyasına karşı stratejik yeni ittifaklar içine girmemizin bir yansımasına benziyor, dikkat etmek lazım. TCMB yeni vadeli döviz hamlesiyle geçici rahatlama sağlayabilir, asıl kalıcı rahatlama Türkiye’nin kendi konumunu Batı dünyasına iyi anlatmasıyla ve gelişmiş Batı ekonomilerinin önemli unsurları ile karşılıklı menfaat ekseninde rasyonel bir bakış açısıyla uzlaşması ile sağlanacak görünüyor.

 

 

Yorumlar

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler