Sosyal Medya

Ekonomi

Uzay ekonomisi dünyayı temelden değiştirebilir

Günlük ekonomik sorunlardan okuyucularımızı bir nebze olsun ayırmak amacıyla bugün farklı bir alanda yazmak istedim. Aslında orta ve uzun vadede…

Uzay ekonomisi dünyayı temelden değiştirebilir

Günlük ekonomik sorunlardan okuyucularımızı bir nebze olsun ayırmak amacıyla bugün farklı bir alanda yazmak istedim. Aslında orta ve uzun vadede ekonomik gelişme açısından son derece önemli olan uzay araştırmalarının neden yapıldığını bu konudaki gelişmeleri kendi bakış açımdan sizlerle paylaşmak istiyorum.

Uzay araştırmaları zaman zaman haberlere konu oluyor malum. NASA tarafından uzaya gönderilen Hubble teleskopunu duymayanınız yoktur. Dünya yörüngesinde dolaşmakta olan Hubble, muhteşem fotoğraflar gönderiyor uzaydan, evrene ve evrenin oluşumuna ilişkin bilgi dağarcığımıza önemli katkılarda bulunuyor. Örneğin evrenin oluşumu konusunda son yıllarda üzerinde neredeyse hemfikir olunan Bigbang teorisine göre Evren’in genişlemekte olduğu tahmin ediliyordu ancak beklenen bulgu genişleme hızının yavaşlamakta olduğu şeklindeydi. Gelen yeni bilgiler Evren’in genişleme hızının arttığını göstermekte, bilim adamları konuyu araştırmaya devam ediyor.Avrupa Uzay Ajansı’nın “Rosetta” isimli bir uzay aracı vardı hatırlarsanız “Philae” isimli aracı bir kuyruklu yıldıza indirmeyi başardı, sonradan araç ile bağlantı kesilmesine rağmen bu adım uzay araştırmalarında önemli bir aşama olarak kabul ediliyor.Son olarak NASA tarafından fırlatılan “Curiosity” ismindeki uzay aracı Ağustos 2012’de Mars’a indi, orada araştırmalar yapıyor, fotoğraflar gönderiyor Dünya’ya.

Uzaya gitmek, uzay araştırmaları yapmak neden önemli, neden bu iş için büyük bütçeler ayrılıyor, kafa yorulması gereken bir konu. Bu iş ülkeler açısından bir prestij ve güç gösterme aracı mıdır dersiniz? Yoksa Dünya’da çoğalan insan nüfusuna kaynaklar yetersiz kalır ya da büyük bir nükleer savaş çıkar korkusuyla yeni kolonileri uzayda kurarak bu olumsuz gelişmelerden insanoğlunu kurtarmak için mi yapılıyor acaba uzay araştırmaları. Belki de Dünya’ya büyük bir meteor çarpması ihtimaline karşın insanlığın kurtarılabilmesi için yapılıyordur. Bunların hepsinde de gerçeklik payı olabilir, ama çok daha ilginç  başka amaçları ve faydaları var uzay araştırmalarının, bunlara kısaca değineceğim.

Küresel ölçekte en büyük ekonomilerin uzay araştırmalarına  ayırdıkları bütçeler oldukça yüksek tutarlarda. Bloomberg’te Kasım 2016’da yer alan bir habere göre uzay araştırmalarına yaklaşık olarak Hindistan 1 milyar dolar, Japonya 1,6 milyar dolar, Çin 4 milyar dolar Amerika Birleşik Devletleri 19 milyar dolar harcıyor. Başka kaynaklardan edindiğimiz bilgilerden, Avrupa Uzay Ajansı’nın yıllık bütçesinin 4 milyar “euro”nun üzerinde, Japonya’nın 2 milyar dolara yakın bir tutarda uzay araştırma bütçesi olduğunu görüyoruz. Uzay araştırmalarında ABD ile bir zamanlar başabaş mücadele eden Sovyetler Birliği’nin mirasçısı Rusya’dan bahsetmemek olmaz elbette. Rusya 2016 yılında 10 yıllık uzay araştırma bütçesini yaklaşık 20 milyar dolar olarak açıkladı bu da yıllık yaklaşık 2 milyar dolar harcanacağı anlamına geliyor. Harcamalar böyle yüksek olunca ve medyada da yer alınca Cübbeli Ahmet Hoca bile yorum yaptı, belki internette videosu ile karşılaşanınız vardır, “hoca” uzay araştırmaları için “milyarlarca dolar masrafa değmez”dedi, kestirip attı.

Uzay araştırmalarına ayrılan büyük bütçeler boşa giden para olsa kapitalizmin kalesi olan Amerika Birleşik Devletleri bu işe bu kadar bütçe ayırmazdı. Amerika Birleşik Devletleri’nde uzay araştırmalarına sadece devlet değil, özel sektör de yatırım yapıyor para harcıyor. Elon Musk isimli girişimci Mars’a yolculuk için SpaceX isimli bir şirket kurdu. Avatar filminin yönetmeni James Cameron, Google arama motorunun büyük ortaklarından Lary Page gibi bazı ünlü isimler uzayda  maden aramak için kurulan Planetary Resources  isimli şirketin ortakları arasında yer alıyor. Paralarını son derece dikkatli harcayan bu zengin Amerikalıların uzay teknolojisi alanındaki yatırımlarını dikkate alarak Cübbeli Ahmet Hoca’ya bu konuyu yeniden değerlendirmesini tavsiye ediyorum.

Uzay araştırmalarına harcanan devasa bütçeleri uluslar arası politik dengeler açısından değerlendirdiğimde benim anladığımı kısaca şöyle özetleyebilirim: ABD’nin en büyük çekincesi Çin’in uzay araştırmalarına ayırdığı bütçenin giderek artması, bu alanda yapmayı planladığı yatırımlar, Mars yörüngesine uydu gönderebilmesi, Ay’a insansız da olsa bir uzay aracını indirebilmesi gibi önemli başarılara imza atması. Çin gerek ekonomi gerekse teknoloji alanında kendisine biçilen rolün dışına çıkmaya çalıştıkça ABD ile Çin arasındaki mücadele her alanda şiddetlenerek artacağa benziyor. ABD tek küresel güç olma özelliğini kaybetmeye niyetli değil, Trump’ın Çin karşıtı söylemlerini de bu çerçevede bir daha değerlendirmekte fayda var, sanki öyle ayaküstü söylenen sözler gibi durmuyor.

Uzay araştırmalarının küresel güç savaşı, uzayda koloni kurma hesapları dışındaki diğer faydalarına gelelim müsaadenizle. Uzay çalışmalarının en önemli faydalarından biri günlük hayata uygulanabilen teknolojik bazı yeniliklerin bu araştırmalar sonucu ortaya çıkması. Örneğin kısaca LED diye adlandırdığımız teknolojinin uzay araştırmaları kaynaklı olduğu ifade ediliyor. Bu teknoloji tıp dünyasında kas ağrıları, eklem ağrıları ve kan dolaşımındaki problemlerin giderilmesinde kullanılıyor, organ nakillerinde parkinson hastalığında ve şeker hastalığı kaynaklı bazı semptomların giderilmesinde kullanılması yönünde çalışmalar yapılıyor. Bunlara benzer günlük hayata dair örnekler çoğaltılabilir ama verdiğim örnekler yeterince çarpıcı, daha fazlası için NASA web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Uzay araştırmaları alanındaki kamu ve özel girişimcilerin bir diğer hedefi de çevredeki gezegenlerde ve göktaşı benzeri cisimlerde bulunduğu tahmin edilen maden ve mineraller. Uzaydaki bazı gök cisimlerinde hatta Ay’da buz kristalleri şeklinde su bulunduğunu duymuşsunuzdur. Bunun çok önemli faydası var, çünkü su aynı zamanda uzaydaki güneş enerjisi de dikkate alındığında önemli  bir enerji kaynağı anlamına geliyor, gök cisimlerindeki suyun çok daha uzak yerlere gidilebilmesine ve uzayda yaşamın Dünya’ya bağımlı olmadan kurulmasına imkan vereceği düşünülüyor.Diğer yandan, Ay’da bol miktarda Helium 3 adıyla bilinen bir izotop (kütlesi farklı Helyum elementi) olduğu keşfedildi, Helium 3 Dünya’da çok az miktarda var,  bu izotop radyoaktif değil, nükleer enerji santrallerinde kullanılması halinde nükleer santral kaynaklı radyoaktivite problemini kökünden çözebileceği düşünülüyor, bu konuda bilimsel çalışmalar devam ediyor.

Gelelim değerli metallere. Uzayda bazı göktaşlarında yüksek miktarda platin olduğu yönünde bulgular var, bazılarında petrol olma ihtimali var, bazılarında yüksek miktarda elmas bulunması ihtimali var. Dünyadaki altın madeninin uzaydan düşen göktaşları kaynaklı olabileceği yönünde bilimsel makaleler yayımlandı, dolayısıyla uzayda altın arayışı da devam ediyor. Uzay araştırmaları, uzay yolculuğu, uzayda maden ve mineral arama amaçlı şirketlerin kuruluşu, Amerika kıtasının keşfi sonrası yaşanan altına hücum çılgınlığına benzetiliyor, yakın geçmişte ABD’de yüksek büyümenin önemli itici gücü olan internet bazlı şirketlerin kuruluşunu ve büyümesini simgeleyen “dot.com” çılgınlığına benzetenler de var bu gelişmeyi. Günlük hayatın hengâmesinden sıyrılıp bu konulara yoğunlaşmazsak küresel ölçekte çok daha gerilere düşmemiz olası, ülkemizi yönetenlerin gelişmeleri dikkatli takip etmesi ve buna uygun stratejileri geliştirmeye odaklanmasında büyük fayda olduğunu düşünüyorum.

 

Yorumlar

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler