Sosyal Medya

Paracıkları ne yapıyorsunuz?

6 Şubat 2017

Başlıktaki soru için kusura bakmayın. Hiç benim tarzım bir soru değil. Ama zaten soruyu soran da ben değilim, ING Bank. Banka, düşük faiz ortamında yatırım ve tasarruf eğilimini anlamak üzere anket yanıtlarına dayalı bir rapor hazırlamış. Ipsos tarafından 4-18 Ekim 2016 arasında 15 ülkede toplam 14,606 kişilik bir örneklemde gerçekleştirilen anketten ilginç sonuçlar çıkıyor.

Önce anket sonuçları içinden Türkiye’ye dair rakamları aktarmaya çalışayım sonra da yorumumu aktarayım:

*Anket katılımcılarına tasarruf ettikleri miktardan memnun olup olmadıkları sorulmuş. 15 ülke içinde Hollanda hariç diğer bütün ülkelerde güvenin/memnuniyetin arttığı ya da aynı kaldığı görülüyor. Türkiye’de ise memnunum diyenlerin oranı %25’ten %37’ye yükselmiş.

*Avrupa’da ankete katılanların %29’u “tasarrufum yok” demiş. Bu oran Türkiye için %33. Geçtiğimiz iki yılda ise %48 imiş. Yani, daha önce iki kişiden birinin tasarrufu yokken, artık üç kişiden birinin tasarrufu yok.

*Her kuruşa saygım olmakla birlikte, banka yaptığı işin doğası gereği tasarruf için kafasında bir de miktar belirlemiş. Bunun da kişiyi 3-6 ay idare edecek bir miktar olduğunu belirtiyor ve anket katılımcılarının tasarruflarının miktarını bu kerteriz üzerinden anlamaya çalışıyorlar. Anketteki ülkeler içinde en kötüsü Türkiye çıkıyor. Tasarruf edenlerin yarısı, eldeki paranın onları 3 ay idare etmeye yetmeyeceğini söylüyor. Ama efendim, ilk madde de söylediğim üzere, buna rağmen tasarruf etmiş olmaktan yana pek memnunuz. Yetmese de, orada bir tasarruf var uzakta…

*Tutarsızlık devam ediyor. Tasarrufun “idare etme gücü” en düşük ülke Türkiye olmasına karşın, “kişisel borç” (rapordaki tanım:kredi kartları, limit aşımı, alım-satım anlaşması vs) oranında en yüksek ülke Türkiye! Ayran, tahterevalli…

*Bu tarz borcun dağılımına baktığımızda ise kredi kartının en temel borçlanma aracı olduğu görülüyor. Kişisel borçlanma ve aile ve arkadaştan borçlanma da yine en çok başvurulan yöntemler.

*Şimdi işin şenlikli kısmına geliyoruz. Hem borcu hem tasarrufu olan bir grup var. Avrupa’da bu grubun payı %28, Türkiye’de ise %46. Aslında yapılan iş mantıksız değil. Ev almak için kredi kullanan birini düşünün. Bir miktar nakit ödeme yapıyor ve gerisini kredi kullanıyor. Ama elindeki paranın tamamını peşinat için kullanmıyor da, bir kenarda tutuyor, bu sebeple de daha yüksek miktarda kredi kullanmak zorunda kalıyor. Peki mantık ne? İşten çıkarım, yeni iş bulana kadar zaman geçer, hastalığı, düğünü derneği var bu işin diye düşünen kişi, aslında “her ihtimale karşı” elde avuçta biraz para tutuyor (co-holding puzzle).

Türkiye gibi ekonomik kriz hafızası canlı ülkelerde bu durumu normal karşılamak gerek. Ancak oranın yüksek olması, hem güvenin tesis edilmediğini göstermesi açısından önemli hem de “tasarruf sahibi” oranını değerlendirirken iskonto etmek açısından uyarıcı nitelikte.

*Rakamları tekrar hatırlarsak, tasarruf edenlerin yarısı ellerindeki paranın onları 3 ay idare etmeyeceğini söylüyor. Bir yarısı da (kesişenler olacaktır), tasarruflarına ek olarak borçları olduğunu söylüyor.

*O zaman bizim bu tasarruf miktarına pek güvenmemiz gerek.

*Ancak buna rağmen anket katılımcıları borç sahibi olmak konusunda artan bir rahatlığa sahipler. Burada ekonomist için dertler derya olmuştur artık çünkü iktisadi gerçekle algı çelişmeye başlar.

*Tasarrufu kendisini 3 ay idare etmeye yetmeyecek, tasarrufunun yanında borçlu fakat buna rağmen enseyi karartmayan Türk hanehalkı, en çok gayrimenkul ve değerli metale yatırım yaparsa gelir elde edeceğini düşünüyor.

Peki buraya kadar özetlediklerimden ben ne sonuç çıkartıyorum?

-Yenilenmiş GSYH serimize göre tasarruflarımız artmış gibi görünse de, dağılıma baktığımızda tasarruf miktarının bir kısmının “ıslak barut” olduğu görülüyor.

– Kişisel borç ve eşten-dosttan, aileden borçlanmanın yan etkileri de dikkatle takip edilmeli. Bu tarz borçlanmanın miktarını tam bilememek, bizler açısından kredilerde geri ödeme sorununu zamanında anlayamama riski yaratıyor. Temerrüt durumunda ise, sadece borçlunun değil borçlu ile birlikte ailesinin da batması…yıkıcı etki daha yüksek oluyor.

-Merkez Bankası’nın bütün uyarıları ve harcanabilir gelir içerisinde artan yükümlülük oranlarına karşı, hanehalkının borç konusunda rahatsız olmaması ilginç. “Güvendikleri bir şey var” demek ise, hem tasarruf oranının düşüklüğü, hem ekonomik büyümenin ivme kaybetmesi, hem de bozulan tüketici güveni nedeniyle mümkün değil.

Yazının buraya kadarı tasarruf edenler içindi. Bir de başlığı okuduğu zaman sinirlenip “hangi paracıklar kardeşim, kim kaybetmiş ki biz bulalım?” diyenler olmuştur. Hah işte, o bence de daha doğru bir soru. Elimizdeki çalışmalar, Türkiye’deki gelir grupları içerisinde sadece en üstteki %20’lik iki dilimin tasarruf edebildiğini gösteriyor. Geri kalanların tasarruf edemiyor olmasına üzülürken, bir de tasarruf ediyor zannettiklerimizin tasarrufunun da “şüpheli bakiye” olduğunu gördük ya…aman dikkat!

Yorumlar

Banner

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları