Sosyal Medya

Ekonomi

Kurda hedeflenen bir seviye var mı?

Döviz arzı ve talebindeki dengeleri bozan nedenlerin ekonomik değil, siyasi gelişmelerle ortaya çıktığı yönündeki görüş piyasadaki karar alıcılar arasında diğer…

Kurda hedeflenen bir seviye var mı?

Döviz arzı ve talebindeki dengeleri bozan nedenlerin ekonomik değil, siyasi gelişmelerle ortaya çıktığı yönündeki görüş piyasadaki karar alıcılar arasında diğer görüşlerin açık farkla önünde gidiyor. Özellikle yıl başından bu yana yeni anayasa çalışmaları ve olası bir referandum süreci ile ilgili olarak yoğunlaşan gündem kurdaki hareketlenmeyi önemli ölçüde tetikleyen bir unsur oldu. Yıl başından önce ise, Fed’in faiz artırımı beklentisi dışında temel bir ekonomik nedenin var olduğu söylenemez.  15 Temmuz’un etkisi, kısa sayılabilecek bir sürede zayıflamıştı.

Kurdaki yükselişin nedenleri üzerinde genel bir mutabakat söz konusu iken, bu dalgalanmanın giderilmesine ilişkin çözüm önerilerinde aynı ölçüde bir mutabakatın var olduğunu gözlemleyemiyoruz. Çünkü, kurdaki dalgalanmanın temel sebebi siyaset ise, çözüm de siyasette olmalı ve TCMB herhangi bir müdahale kararı almamalı görüşünü ortaya atan bir kesim var. Bu görüşü savunanlara göre, TCMB’nin kur artışına karşı hiçbir önlem almaması gerekiyor.

Sorunun temelinde siyaset olmasına rağmen TCMB’nin müdahalede bulunması gerektiğini düşünenler iki grupta toplanıyor. Birincisi, hiç beklemeden ve farklı yollar denemeden faiz artırımı yapılması gerektiğini savunanlar. İkincisi ise, faizi artırmadan her yolun denenmesi gerektiğini ve eğer faiz artırımı dışındaki önlemler çare olamıyorsa faiz artırımına gidilmesi gerektiğini düşünenler.

Yukarıda, okuduklarımdan  ve gözlemlediklerimden elde ettiğim sonuçları düşününce, şu soruları sorma gerekliliği ortaya çıkıyor:

  1. Kurdaki dalgalanmanın sebebi büyük ölçüde siyasi ise, para politikası bir kenara mı konulmalı?
  2. Türkiye’nin ekonomi politikalarını yönetenlerin kurda olması gereken seviyelerle ilgili herhangi bir hedefi var mı?
  3. Piyasada, TCMB’nin müdahale etmesi gerektiğini savunanların kur seviyesi için müdahale sonrasına ilişkin bir öngörüleri var mı?

Bu sorulara ilişkin yanıtları kendi görüşlerim çerçevesinde vermeye çalışayım.

Ekonomi politikaları sadece ekonomik gelişmelere odaklanarak harekete geçirilemez. Ekonomi, siyaset ve uluslararası ilişkiler ile iç içedir. Ekonomi politikaları, ekonominin sağlıklı işleyişine yönelik bir riskin hangi alanda ortaya çıktığına bakmadan araçlarını kullanır. Türkiye, örneğin terör sorunu ile mücadele etmek için savunma sanayine yönelik kamu harcamaları yapmaktadır. Vergiler ve diğer kamu harcamaları terörün önlenmesi amaçlı harcamaları dikkate alarak yönetilir ve mali disiplin prensibi çerçevesinde hareket edilir. Bu yolla, bütçe açığının milli gelire oranı belli bir seviyede tutulmaya çalışılır. Yani, ekonomi ile hiç ilgisi olmayan gelişmeler karşısında maliye politikaları uygun şekilde kullanılır.

TCMB’nin kurumsal misyonunda fiyat istikrarını sağlamak bulunmaktadır. TCMB, fiyat istikrarını bozan ya da bozulmasına neden olan unsurların temelinde ne olduğuna bakmamak durumundadır. Yani, fiyat istikrarını bozan kur hareketliliğinin temelinde salt ekonomik koşulların ya da siyasetin olup olmadığı merkez bankalarını ilgilendirmez. Bu nedenle, Türkiye’nin bugünkü koşullarında fiyat istikrarını bozucu etkilere sahip olan kur hareketliliğinin temelinde ne olduğuna TCMB bakmamalıdır.

Türkiye’nin, temelinde büyük ölçüde siyaset olan nedenlerle yaşadığı kur hareketliliğini herhangi bir noktada ya da aralıkta durdurmak konusunda bir hedefi bulunmamaktadır. Böyle bir niyetin var olması durumunda kullanılabilecek kriter reel efektif döviz kuru olmalıdır. TCMB, geçtiğimiz yıllarda TÜFE bazlı reel efektif kurunda 120 değerini hedeflemişti. Ancak, merkez bankası bağımsızlığından söz edilemeyecek koşullarda reel efektif döviz kuru değeri hedeflemenin pek bir anlamı kalmamaktadır. Dolayısıyla, ekonomi politikalarını yönetenlerin herhangi bir kur hedefi olduğundan söz edemiyoruz.

Piyasalarda karar alıcıların da yukarıda dile getirdiğim görüşleri çerçevesinde herhangi bir kur seviyesi öngöremediklerini gözlemliyoruz. TCMB’nin hangi müdahale türünün hangi kur seviyesine işaret edebileceğini öngörebilmek pek isabetli bir sonuç verebilecek cinsten değil zaten. Fakat, hangi müdahale yönteminin daha etkili olabileceğini söylemek mümkün.

TCMB’nin yaklaşık olarak son 2 hafta içinde Türk Lirası’nı sıkılaştırmaya çalışmak yönündeki çabaları faiz artırımı dışındaki her yolu denemeye yöneliktir. Bu nedenle, önümüzdeki PPK toplantısından faiz artırımı beklemek mümkün gözükmüyor.

TCMB, kurdaki sert yükselişin başladığı günlerde yumuşak olduğu düşünülebilecek bir müdahale yapabilseydi, TCMB’nin kararlarında bağımsız olabildiğine dair bir görüş ya da önümüzdeki dönemlere ilişkin bir beklenti oluşabilirdi. Ancak, böyle bir görüş ya da beklentinin oluşmasını beklemek de Türkiye’nin mevcut koşullarında mümkün değildi. Doğru zamanda atılmış küçük bir adım yanlış zamanda atılmış büyük bir adımdan daha etkilidir. Yani, kurdaki sert yükselişin başladığı günlerde ($/TL kuru örneğin 3.20 iken) yapılabilecek düşük oranlı bir faiz artırımı piyasaya verdiği mesaj itibariyle önemli olabilir ve kurdaki yükselişi önemli ölçüde durdurabilirdi.

Para otoritesinin böylesine önemli süreçlerde sahayı boş bırakması spekülasyona davetiye çıkarır. Bu durumda, spekülatörlere kızmanın bir gereği yoktur. Çünkü, spekülasyon özendirilmiştir. Ayrıca, kurda bir düşüş meydana gelmeyeceği yönündeki güçlü beklenti oluşumuyla dövize olan talebi durdurmak ve yabancı para cinsinden mevduat artışını engellemek de imkansızlaşır.

Faiz oranı yükseldiğinde ne olur? Kredi kullanımı düşer. Çünkü, parayı kullanmanın maliyeti artmıştır. Peki, Türkiye’de faiz artınca yatırımlar durur mu? Pek değil. Çünkü Türkiye’de kredi kullanımları ağırlıklı olarak işletme sermayesi finansmanı için kullanılıyor. Türkiye’nin yatırım iklimi pek sıcak değil.

İşletme sermayesi finansmanı yapan firmalar için faizde oluşacak 1 puanlık artışın mı, yoksa $210 milyar açık pozisyonu olan Türk şirketleri için 2.90’dan 3.80’e yükselen kur farkının mı maliyeti daha yüksektir? Faiz ya da kur farkı maliyeti! Maliyetin nereden kaynaklandığının ne önemi var işletme sermayesini çevirecek ya da yatırım yapacak para kalmadıktan sonra?

Zamanında faiz artırılsa idi ve siyaset istikrar kazanınca kur düşse ne olurdu? Cevap kolay. PPK her ay toplanıyor. Küresel konjonktürün de izin vermesi koşuluyla, doğru zamanda artırdığınız faizi doğru zamanda da indirirsiniz. Yeter ki şartları oluşsun. O şartlar, öncelikle verdiğiniz güvenle oluşuyor ama.

Yorumlar

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler