Sosyal Medya

Ekonomi

İslâmi Finans’a ilişkin zorluklar

Mevcut bankacılık ve finans sistemini alternatifsiz kabul etme şeklindeki ön yargı toplumumuzda oldukça yaygın. Özellikle dindar çevrelerde faize dayalı klasik…

İslâmi Finans’a ilişkin zorluklar

Mevcut bankacılık ve finans sistemini alternatifsiz kabul etme şeklindeki ön yargı toplumumuzda oldukça yaygın. Özellikle dindar çevrelerde faize dayalı klasik bankacılık ürünlerinin kullanımına devam edilmesi ve faizli işlem yapımasının bazı durumlarda dinen mubah sayılması çabaları büyük ölçüde bu şartlanmışlık yüzünden.  Faizsiz bir sistem sanki ütopya olarak görülmekte. Aslında bu bakış açısının temelinde kanaatimce dini kuralların son derece katı yorumlanması ya da yorumların birbirinden çok farklı olması yatıyor. İlahiyatçılarımızın, ekonomi ve finans alanında yeni yorumlar, yeni açılımlar yapmaları; ancak bunu da tutarlı bir şekilde, vatandaşın kafasını fazla karıştırmadan açıklamaları gerekiyor.

İslâmiyetin ilk dönemlerinde altın ve gümüş esasına dayalı bir sitemin olduğunu, kâğıt paranın olmadığını görüyoruz. Altın ve gümüş üzerinden borçlanmalar ve faiz kavramı biliniyordu; ama sermaye piyasaları yoktu, kâğıt para olmaması dışında, o dönem demir ya da bakırdan yapılmış paralar dahi çok az kullanılmaktaydı.  İslam âlimleri arasında altın ve gümüş dışında başka bir şeyin para sayılıp sayılmayacağı konusu, tartışılan konulardan bir tanesidir.  Genel kabul görmüş yorum, altın ve gümüş dışında buğday, arpa tuz ve hurmanın para hükmünde olduğu, dolayısıyla mübadele aracı olduğu yönündedir. Ancak bunların dışında başka bir şeyin aynı şekilde para sayılıp sayılmayacağı konusunda evet diyen fıkıhçılar da var, bunun tersine, madeni ve kâğıt paraların da para hükmünde olmayacağını söyleyen fıkıhçılar da var. Oysa günümüz ekonomik sisteminde altın ve gümüş değil, devlet tarafından basılan madeni ve kâğıt banknotlar para işlevini görüyor; realite bu.

Para olarak kabul edilen altın, gümüş, tuz, buğday, hurma ve arpa, ticarete konu olursa, bunların birbirine eşit miktarda değişmesi gerektiği; aksi halde faiz almak anlamına geldiğine dair hadisler rivayet edilmiştir; ama bunun aksine görüş ihtiva eden ve yine sahih hadis kitaplarında geçen hadisler vardır.  Madeni paranın peşin yöntemle değişim esasları konusunda Hanefi mezhebi imamları arasında dahi görüş ayrılığı olduğunu dikkate alırsak, konunun aslında ne kadar girift olduğunu anlaşılır. Yani paraların farklı miktarlarda değişimi caiz değilse, 1 TL madeni paraya karşılık 1 Euro madeni para mı değişeceğiz, bu ekonomik gerçeklere uyuyor mu? Tabii uymadığı için de,  farklı para birimlerini farklı miktarlarda değişmeyi caiz sayan fetvalara daha fazla itibar edilmiş, çünkü ticaretin doğası bu yorumu kabul etmeyi zorluyor.

Para ya da para yerine geçen “meta”nın peşin değişiminde görüş ayrılığı var; ama vadeli değişiminde görüş ayrılığı neredeyse yok, diğer bir ifadeyle, fıkıhçıların büyük çoğunluğuna göre vadeli para değişimi caiz değil. Hatta vadeli para değişimi dışında, bir malın teslimatı ve ödemesinin belirli bir vadede yapılması da caiz değil. Ne yapacağız peki vadeli işlem hiç yapılamayacak mı? İthalatçı dolar ödemesini TL/Dolar kontratı ile ve fiziki teslimatlı şimdiden alamayacak mı piyasadan? Böyle yapıp riskini azaltabilecekken “sen gelecekte olan dolar ödemeni “hedge” edemezsin; çünkü İslami değil” mi diyeceğiz. “Garar” yani belirsizlikten korkuluyor ise, borsalarda işlem gören vadeli kontratlarda her iki taraftan da teminat alınıyor; ayrıca takas kurumlarının teminat havuzu var ve tüm yükümlülüklerin yerine getirilmesi sağlanıyor. Eskiden bu mekanizmalar yoktu, şimdi var, bu durumda hala “garar” problemi var mıdır?

İki para biriminin vadeli ticareti ya da pamuk gibi aluminyum gibi bir malın vadeli işleme(futures) konu olması, hadislere düz mantık bakarsak faiz tanımına giriyor, ancak nasıl spot döviz ve altın ticaretinde mevcut durumun zorlamasıyla esnek yorumlar yapıldıysa, vadeli işlemlerde de benzer yorumlara var gibi duruyor.

Faiz konusundaki tartışmalardan devam edelim, alışveriş dışında borçlanma konusunu ele alalım. Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli mezhep imamlarına göre; altın ve gümüş dışında para yerine geçen her ne ise, borç alındığı tarihte ne kadar alınmışsa, vadesinde aynen alındığı miktar kadar geri ödenmelidir. Yani 100 TL borç aldıysan üç ay sonra ya da 6 ay sonra, vadesi ne zaman ise, yine 100 TL ödemelisin; 1 TL bile fazla versen faiz olur. Hanefi mezhebi imamlarından İmam Ebu Yusuf ise, ilk başta bu görüşte olmasına karşın, daha sonra görüşünü değiştirmiş ve borç alınan dönemde ve borcun geri ödendiği dönemde paranın satın alma gücünün hesaba katılarak farklı miktar ödeme yapılabileceğine hükmetmiştir. Kaynaklardan anladığım kadarıyla, Maliki mezhebi içtihatlarında, borçlanılan paranın değerindeki değişim az ise, aynı miktar ödenmesi gerektiği; değer değişimi çok ise, bunun dikkate alınarak ödeme yapılması gerektiği ifade edilmiş. Az nedir? Çok nedir? Kafanız karışmıyor mu sizin de.

Vadeli alışveriş konusunda bir başka problemli alan; para, para ile değiştiği için altın sikke peşin alınabilir; ama vadeli alınamaz şeklindeki fıkıhçıların yorumları haklı da  olabilir; çünkü kredi kartı ile altın sikke alıp hemen bozduranlar ve aslında alışverişi ikrazata çevirenler var; ama diğer taraftan kredi kartı ile bilezik yüzük, küpe vb. alanlar var. Bunlar da mı vadeli alamayacak? Uygulaması zor olan bir şey söylemiyor muyuz?  Meselâ, iki tane kuyumcu var:  Biri  müslüman, diğeri değil (gayrı müslim). Müslüman olan, vadeli altın, mücevherat satamıyor; diğeri vadeli satıyor. Bu durumda, Müslüman sarraf, diğeriyle rekabet edebilir mi? Müslüman sarraf ne yapacak, bir yol göstermek gerekmez mi? Nitekim bu konuda da sonradan farklı yorumlar yapılmış. Altının vadeli satışının dinen caiz olduğu ifade edilmiş bazı ilahiyatçılar tarafından; ancak aksi görüşte olanlar da çok.

Dini kurallar dediğimiz şeyler, vahiy kaynaklı ise elbette uyulmalı; emir, demiri keser; hele Allah’ın emri ise, başımızın gözümüzün üstünde yeri var. Ancak özellikle ekonomi ve finans alanında vahiy kaynaklı olmayan müçtehid yorumları, fıkıhçı yorumları eğer uygulamada zorluklar çıkarıyorsa,  rasyoneliteye aykırı ise, tekrar irdelemekte ve mevcut gerçeklere uygun şekilde yorumlar yapmaya ihtiyaç var sanki.

Borsa İstanbul bir fetva kurulu oluşturma yönünde bir girişim başlatmıştı; ancak araya bazı siyasi çalkantılar girdi, ne kadar ilerleme oldu, bilemiyorum; ama devamı gelse, ekonomik ve finansal konular bu kurulda masaya yatırılsa çok hayırlı olacak.

Özetle, mezhepler arası, hatta aynı mezhepten fıkıhçılar arasındaki ihtilaflar devam ediyor. Biz, Türkiye’de fetva kurulu kursak bile, sadece ülkemizde belirli kesim bunu dikkate alır. Ülkemiz dışında çeşitli fetva kurulları var ve muhtemelen görüşler oldukça farklı.  Ekonomik ve finansal konularda birlik sağlamak çok zor anlayacağınız. Bunu gören yurdum insanı da ne yapıyor? Bakıyor, her din adamından farklı görüş çıkıyor; bunlara bakıp iş yaparsak “nal toplarız” diyor,  klasik bankacılık ve finans sistemi ürünlerini kullanmaya devam ediyor; çok mu haksızlar sizce?   Ancak bu, başka bir gerçeği değiştirmiyor: Mevcut durumda hüküm süren, son derece para odaklı,–bana göre- boğazına kadar faiz çukuruna batmış yapı da sürdürülebilir değil. Çünkü fertler mutlu değil, toplum da mutlu ve huzurlu değil.  Daha insan odaklı, daha paylaşımcı, daha merhametli bir ekonomik yapıya ihtiyaç var. İşin bu tarafı belli de, buradan nasıl bir çıkış yolu bulacağız, o belli değil.

Yorumlar

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler