Sosyal Medya

Ekonomi

Dışlama etkisi potansiyeliyle varlık fonu

Türkiye’nin çok sayıda büyük kamu kurumlarının 19 Ağustos 2016 tarihinde 6741 sayılı yasayla kurulan varlık fonuna devri karşısında kamuoyunda hararetli…

Dışlama etkisi potansiyeliyle varlık fonu

Türkiye’nin çok sayıda büyük kamu kurumlarının 19 Ağustos 2016 tarihinde 6741 sayılı yasayla kurulan varlık fonuna devri karşısında kamuoyunda hararetli tartışmalar başladı. Konuyu tarafsız ve politika atmosferinin dışında bakarak değerlendirmek için bir konuyu öncelikle iyi anlamanız gerekir. Anlamak için de soru sormak gerekir. Fona devredilen kurumlara ilişkin haber çıktıktan sonra aklıma ilk gelen üç soru şunlar oldu:

  1. Varlık fonu, kamu kesiminin yapacağı borçlanmalar için bir teminat havuzu görevi mi görecek? Hazine’nin borçlanma modeline bir alternatif mi getirilmeye çalışılıyor?
  2. Varlık fonuna alınan kurumların özelleştirilmesi mi amaçlanıyor? Yani fon, yeni bir özelleştirme modeli olarak mı karşımıza çıkıyor?
  3. Varlık fonuna devredilen kurumların karlarıyla kamu projelerinin finansmanı mı sağlanacak?

Varlık fonunun görevilerine ilişkin bu üç soruya bakan düzeyindedokunan ama net bir açıklaması olmayan bazı yorumları basından takip edebildim. Fakat, net bir cevap bulamadım. Bulabildiğim tek somut anlatım maliye bakanından geldi. Varlık fonundaki kurumların proje finansmanı için rehin olarak verilmeyeceğini ya da ipotek edilmeyeceğini dile getirdi.

Varlık fonları genel olarak bütçede oluşan fazlaları “kamu yararı” için kullanmaya yönelik bir model olarak karşımıza çıkıyor. Bazı doğal kaynak zengini ülkelerin bu doğal kaynaklardan elde ettikleri gelirleri de yine “kamu yararı” için kullanmaya yönelik olarak varlık fonları kurduklarını görüyoruz. Yani, genel olarak ortada bir “kaynak fazlası” oluşması durumunda varlık fonlarının bir anlamı olabiliyor. Yabancı yayınları takip edenlerin ya da fon yönetimi yapanların “sovereign wealth fund” olarak karşılaştıkları bir fon türü bu.

Türkiye bütçesi fazla veren bir bütçe değil. Türkiye’de bütçe açığı var. Fona devredilen kamu kurumlarınınfona devredilmeden önce yarattıkları karlar temettü ödemesi adı altında Hazine’ye yönlendirilmekteydi. Aralarında Halkbank, Ziraat Bankası gibi büyük yapıların olduğu söz konusu kurumların yarattıkları karlar artık Hazine’ye devredilmeyecek. Yaratılan karlar fonun içinde kalacak.

Hafta boyunca okuduklarımdan anladığım kadarıyla, varlık fonu büyük kamu projelerinin finansmanı için kullanılacak. Yani, yukarıda sorduğum sorulardan 3. sırada yer alanına yakın amaçlar için bir kullanım söz konusu sanki.

Bir yatırım, kredi yoluyla finanse edilecekse, kredi için teminat gerekir. Maliye bakanının açıklamasından anladığımız kadarıyla, fondaki kurumlar rehin olarak verilmeyecek veya ipotek edilmeyecek. O halde, bu kurumların karlarıyla oluşacak olan bir varlık havuzu mu teminat olarak sunulacak? Nakdi varlıklar, likiditesi yüksek gayrinakdi menkul varlıklara dönüştürülecek büyük olasılıkla. Bu detaylar ancak ve ancak fonun organizasyonu içinde çalışmalar başlayınca şekillenebilir. Fakat, bu fonun temel görevinin ne olacağının çok net olarak tanımlanması ve kamuoyuna anlatılması gerekirdi. Çünkü, fonun içindeki kurumların sahibi, ülkenin vergisini veren Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıdır.

Bütçe açığı veren bir ülkede varlık fonu kuruyorsanız, neden bütçe disiplini dışına çıkan bir yapı kuruyorsunuz? Konuyu sadece matematiksel boyutu ile düşündüğümüzde, “bütçe içinde yer almakla almamak arasındaki fark ne olacak?”gibi bir soru sorabilirsiniz. Konuyu matematiksel boyuttan bürokratik işleyiş, denetim ve mali disiplin boyutuna taşıdığınızda “kamu yararı” açısından rahatsız edici bir manzara çıkıyor.

Varlık fonu, her tür finansal işlemi yapabilecek, her tür ticari faalilyette bulunabilecek. Sayıştay değil, bağımsız bir özel denetim kuruluşunun denetimine tabi olacak. Her tür vergiden muaf olacak. SPK mevzuatına tabi olmadan menkul varlıklar ihraç edebilecek. KİT’lerin sahip olduğu denetim mekanizmalarının dışında kalacak. Fon yönetiminde çalışanların kamuoyu karşısında herhangi bir sorumluluğu olmayacak. Ücretleri denetlenmeyecek. Kısaca, kamu kesimi altındaki bu fonun herhangi bir kamusal denetimi olmayacak. Hazine, nasıl ki hükümete karşı hesap veriyorsa, bu fon da hükümete hesap veriyor olacak ama denetimin nasıl yapılacağı net değil.

Varlık fonlarının Sayıştay gibi yapılar altında denetlenmesi, taşıdıkları misyona uygun bir esneklikten yoksun kalmalarına neden olabilir. Bu nedenle, başka bir denetim yapısının kurulması anlaşılabilir. Fakat, söz konusu varlık fonunun nasıl denetleneceği konusunda “kamu yararı” açısından net ve şeffaf bir açıklama ortaya çıkmadı. Dolayısıyla, kamu kaynaklarının etkin, verimli, şeffaf ve hesap verilebilirlik ölçüleri çerçevesinde kamuoyunun tedirginliğini yok edecek bir bilgiye ulaşılabilmiş değil. Önemli olan, denetim yapısının anlatılması. “Kaynaklar etkin kullanılacaktır”, “halkımız müsterih olsun” gibi sözler bilgi ihtiyacını gidermekten uzak.

Varlık fonuna devredilen kamu kurumları Türkiye’nin büyük ve önemli kurumları. Böylesine bir yapının kurulması ve bu varlıkların devri Meclis kararıyla olmalıydı. Yani, halkın iradesinin temsil edildiği bir oylama ile devir gerçekleşmeliydi. OHAL ortamında, kanun hükmünde kararnameyle yapılan devir işlemi kamu yararı ve halk iradesi açısından sorgulanması gereken bir nokta.

Varlık fonunun içindeki kurumlar bundan böyle Hazine’ye temettü ödemesinde bulunmayacaklarına göre, bütçeye olumlu katkıları olamayacak artık. Dolayısıyla, bütçe açığında büyüme olasılığı ortaya çıkıyor. Mali disiplin, Türkiye ekonomisinin en güçlü yönlerinden biri. Bu önemli gücü kaybetmemek zorunda. Bütçede oluşacak yeni açıkların ya da büyüyecek olan açığın nasıl finanse edileceği bilinmiyor. Muhtemeldir ki, bütçe açığının büyümeyeceği varsayımı yapılıyor. Peki, nasıl?

Denetiminin nasıl olacağı konusunda henüz detaylı bir fikrimizin olmaması karşısında fonun iyi yönetilememe olasılığı akla geliyor. Bu durumda, fondaki kaynakların etkin ve verimli yönetilememesi kamu kesiminin tahvil piyasasına kendisini finanse etmek için giderek büyüyen bir aktör olarak girmesi sonucunu ortaya çıkarabilir. Piyasadaki mevcut fonları kendisine çekebilmek için yatırımcısına çok cazip faiz oranları ile bono ve tahvil arz edebilir. Böyle bir olasılıkta, hem hisse senedi piyasası, hem de tahvil piyasasında özel sektör için yatırımcı bulmanın ya maliyeti çok yükselir ya da imkansızlaşır. Ekonomide, ortaya çıkan bu sonuca dışlama etkisi denir.

Dışlama etkisinin olduğu bir ortamda, özel sektörün fonlanma olanakları kamu kesimi tarafından engellenmiş demektir. Bütçe ve kurulan varlık fonu arasındaki dengeler gözetilmeden yapılacak kaynak yönetiminin sonuçları dışlama etkisi üzerinden ağır olur.

Fon ile ilgili kanunda “kamuya ait varlıkların ekonomiye kazandırılması” hedefi vardı. Devrolan kurumları ekonomi kazanmamış mıydı ki devredildiler? Varlık fonunun finansal istikrar sağlayacağı da bir amaç olarak belirtildi. Merkez bankasının kurumsal alt yapısının zayıfladığı, bağımsızlığının tartışıldığı koşullarda finansal istikrar hasar görür. Nitekim, Türkiye ekonomisi bu anlamda hasar aldı. Finansal istikrarın en temel unsurunu finansal istikrara katkı sunmak yönünde zayıflatırsanız, finansal istikrarı varlık fonuyla geri kazanamazsınız.

İLGİLİ HABERParaAnaliz'den Varlık Fonu dosyası: İşte aklınızdaki bütün soruların cevaplarıParaAnaliz’den Varlık Fonu dosyası: İşte aklınızdaki bütün soruların cevapları

Yorumlar

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler