Sosyal Medya

Ekonomi

Analiz: TÜİK verilerine itirazlar çoğalıyor

Atilla Yeşilada yazdı: TÜİK verilerine itirazlar çoğalıyor

Analiz: TÜİK verilerine itirazlar çoğalıyor

11 Eylül Pazartesi günü açıklanacak 2Ç2017 milli gelir istatistikleri yıllık büyümenin bir kez daha %5 veya üstünde gerçekleştiğini müjdeleyecek. Prof Seyfettin Gürsel yönetimindeki BETAM düşünce kuruluşuna göre (Temmuz öngörüsü) 2Ç büyümesi %6.4 kadar yüksek çıkabilir. 3Ç’de ise baz etkisinden dolayı GSYİH büyümesi patlama yaparak %7’yi aşacak. Bu rakamlar hükümete bol bol böbürlenme fırsatı veriyor, ama sokaktaki gerçeği yansıtıyor mu?

Ana akım medyanın tartışmaya cesaret edemediği, ya da pek ilgi duymadığı bir soruyu ParaAnaliz olarak sık sık sorduk: TÜİK’in yeni milli gelir istatistikleri doğru ölçüm yapıyor mu?

Yeni ölçüm metodu uzmanlar tarafından yayınlandığı günden bu yana eleştiri yağmuruna tutuldu. Hemen kaynak gösterelim.

Yabancı uzmanlar arasında Erik Meyersson:

Assistant professor, SITE, Stockholm School of Economics, “Will the real GDP in Turkey please stand up?”

TCMB Ekonomisti Evren Ceritoğlu: MİLLİ GELİR REVİZYONU SONRASI TASARRUF AÇIĞINA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİMİZ DEĞİŞTİ Mİ?

Uğur Gürses: Büyüme neden şaşırtıyor?

TCMB, Zafer Yükseler: 2009 Referans Yıllı Yeni Milli Gelir Serisi ve Analizi

Bu eleştirilere son olarak hepimizin çok yakından tanıdığı, Dünya Gazetesi yazarı ve TEPAV araştırma uzmanı Fatih Özatay da katıldı. Makalesinden alıntı yapalım:

“Geçen yılın sonlarına doğru Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) milli gelir hesaplama yöntemini değiştirdi ve eski milli gelir serisinden çok farklı bir seri açıklamaya başladı. Geçmişte de benzer değişiklikler yapılmıştı. Ancak bu sefer ki değişiklikte önemli iki “ilk” yaşandı: Birincisi, eski seriyle hesaplanan büyüme oranları ile yeni seriyle hesaplanan büyüme oranları önemli ölçüde farklılaştı. Öyle ki 2012-2016 döneminin büyüme oranı yeni hesaplama yöntemi ile eskiden açıklananın yaklaşık iki katı oldu. İkincisi, yeni hesaplama yöntemi geçmişe “uzatılamadı” (daha doğrusu çok küçük ölçüde uzatılabildi). Bu nedenle, 2009 öncesi için yeni milli gelir hesaplama yöntemi ile hesaplanan bir serimiz yok. Farklı bir ifadeyle, 2009 ve sonrası için mevcut yeni milli gelir serisi ile önceki dönemin “yeni” milli gelir serisi tutarsız.

Bu olgu şu anlama geliyor: Bırakın “anormal dönemleri”, normal dönemler için bile önemli makroekonomik büyüklüklere ilişkin öngörülerde bulunmak oldukça zorlaştı. İyi olmadı. Zira, belirsizliğin artması demek bu olgu. İki önemli istisna var. Birincisi enflasyon. İkincisi ise işsizlik oranı. Bunlara ilişkin öngörüleri düşük hata payı ile yapmak hala mümkün görünüyor. Ancak geçen hafta üzerinde durduğum gibi bu sefer de büyüme oranı ile işsizlik verileri arasında belirgin bir tutarsızlık gözleniyor: 2012-2016 döneminde bayağı yüksek bir büyüme oranı varken işsizlik oranı neredeyse kesintisiz biçimde yükseliyor.

Öngörülebilirliği azaltarak belirsizliği artıran, TÜİK’in milli gelir serilerini yeni yöntemle hesaplarken çok sayıda önemli makroekonomik göstergeyi yeni seriyle uyumlu hale getirip açıklamaması. Bunun tipik örneği sanayi üretim endeksi. Halen açıklanmakta olan aylık endeks ile eski milli gelirin sanayi katma değeri alt kalemi arasında çok yakın bir ilişki vardı. Ne var ki yeni milli gelirin sanayi alt kalemi ile aynı ilişki yok. Oysa sonuçta biri sanayide yaratılan katma değer, öteki sanayi üretimi; yakından ilişkili olmalılar.

TÜİK’e önemli bir görev düşüyor. Bir an önce, birincisi, daha sık aralıklarla açıkladığı makroekonomik göstergeleri yeni milli gelir hesaplama yöntemiyle uyumlu hale getirmeli (böyle bir uyum olduğunu varsayıyorum elbette; yoksa durum vahim demek). İkincisi, yeni milli geliri 2009 öncesine de götürmeye çalışmalı”.

Milli gelir verileri çok önemli. Vatandaş zenginleşti mi, fakirleşti mi, bilme hakkına sahip. İkincisi, hükümet makro-ekonomik politikasını bu veriye göre tayin eder. Bunun en çarpıcı örneği, yeni TÜİK istatistiklerine göre milli tasarruf oranının %25 ile dünyanın ene yükseklerinden biri olarak tespit edilmesi. Eğer durum buysa, NİYE OtoBES gibi programlarla devlet kesesinden sübvansiyon dağıtıp halkı tasarrufa teşvik ediyoruz? Niye hala cari açık var?   Bunca tasarruf ve cari açık varsa, sabit sermaye yatırımı/GSYİH de %30’a yakın demektir, nerde bu yatırım? Hepsi konuta mı gitti? Eğer gittiyse, konut alımını daha fazla desteklemek akılcı bir politika mıdır?

TÜİK’ten şu ana kadar eleştirilere cevap gelmedi. Bildiğimiz kadarı ile aylık veri serileri ile GSMH serisini uyumlaştırmaya çalışıyorlar. Başarılar dileriz. Umarız çabalarının meyvesi tüm akademi camiasının benimseyip gururla savunacağı bir veri dizisi olur.

 

FÖŞ

Şahsi websitemi ziyaret edin

www.atillayesilada.com

Yorumlar

Banner

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler