Sosyal Medya

Teknoloji Haberleri

Dönemin adı: Belirsizlik

Türkiye’de piyasa, yükselen kurların yarattığı belirsizlik ile çalkalanıyor. Türkiye’nin kendine özgü nedenleri var. Hem dünya genelinde ortaya çıkan başlıca gelişmeler…

Dönemin adı: Belirsizlik

Türkiye’de piyasa, yükselen kurların yarattığı belirsizlik ile çalkalanıyor. Türkiye’nin kendine özgü nedenleri var. Hem dünya genelinde ortaya çıkan başlıca gelişmeler belirsizlik yaratıyor, hem de Türkiye’nin siyaset kaynaklı belirsizliklerinin ekonomideki yansımaları belirsizlik unsurlarını arttırıyor. Dünyadan başlayıp Türkiye’ye doğru ilerleyelim.

Son dönemlerin en büyük belirsizlik yaratan gelişmesi Trump’ın ABD başkanı seçilmesi oldu. Meksika ile ABD arasına duvar öreceğini ve duvarın parasını Meksika hükümetinden alacağını, Trans Pasifik Antlaşmasını ve İran ile yapılan antlaşmayı iptal edeceğini söyleyen ve ABD’deki yabancılara karşı ırkçı söylemler geliştiren bir başkan adayının başkan olarak seçilmesiyle dünyada bir şaşkınlık hali oluştu. Bu şaşkınlık, Trump’ın başkan seçilmesinden çok, bu dediklerini gerçekten hayata geçirip geçirmeyeceğine dair oluşan soru işaretlerinden kaynaklandı. Görünen o ki, dediklerini yapacak. Başkanlık koltuğuna oturmasıyla beraber hayata geçireceği politkalara dünyanın ne tepki vereceği pek çok soru işaretini beraberinde getiriyor.

Financial Times’ta, geçtiğimiz günlerde okuduğum bir makale ile irkildim. Soğuk Savaş yıllarından bu yana dünyanın nükleer bir savaşa hiç bu kadar yakın bir noktada durmamış olduğu yazıyordu makalede. Suriye üzerinden ABD, AB, Rusya, Çin gibi ülkelerin sahip oldukları dünyayı yönetme iddiası ve felsefesiyle kapışmaları halinde ortaya nasıl bir dünya çıkar? Makale, en azından “acaba” sorusunu insanın aklına takıyor. Dünyanın “bu da olmaz artık” denecek bir hali kalmadı.

Trump, ABD’nin yılda %4 oranında büyümesi gerektiğini söylüyor. Bunun için alt yapı yatırımlarına ivme kazandıracağını dile getiriyor. ABD’nin askeri gücünü artıracağını ve vergileri düşüreceğini anlatıyor. Bütün bunların anlamı, ABD’nin mevcut $20 trilyonluk borcunun artacağı ve kamu açıklarının milli gelire oranının yükseleceğidir. Trump, gelir adaletsizliğinin Amerikan toplumunu getirdiği yerden faydalanarak oy topladı ve seçimi kazandı. Yaratacağı ABD ve bu ABD’nin dünyaya etkileri hiç olumlu olmayacak. ABD kaynaklı siyasi ve ekonomik belirsizlikler önümüzdeki döneme damgasını vuracak gibi gözüküyor.

Son yılların meşhur konusu Fed’in ne zaman parasal genişlemeyi kısacağı ve faiz artırımı yapacağı. Fed, sürekli olarak gündemde. Zaman zaman faiz artırımı beklentileri üzerine yapılan spekülasyonlar belirsizlikleri arttırıyor. Trump’ın burada da potansiyel bir etkisi söz konusu. Başkan Yellen ile çalışmayacağını açıkça söyledi. Fed’in Aralık’ta faizi artıracağı beklentisi bir hayli yüksek iken, Trump’ın seçimi kazanmasıyla beklenti önemli ölçüde geriledi. İlginç bir nokta ama Fed’in bağımsızlığı ve itibarı Trump’ın seçilmiş olması nedeniyle tartışılma potansiyeline sahip bir konu başlığı halini aldı. Yellen’ın açıklamalarından Aralık’ta bir faiz artırımı olasılığının yüksek olduğu sonucu ortaya çıkıyor. Trump’ın Yellen hakkındaki açıklamaları da değerlendirmeye dahil edilince, Fed’in Aralık’taki toplantısı kurumun bağımsızlığı ve itibarı için bir test niteliği taşımaya başladı.

Dünya genelindeki belirsizlikler Trump öncesinde Brexit ile başlamıştı. Neye oy verdiğini dahi anlamayan bir seçmen kitlesi AB’den çıkıyoruz dedi. Theresa May önderliğindeki İngiltere hükümeti İngiltere’nin iç politika kulvarında Brexit konusunu yönetmeye çalışıyor. Her açıklamaya inanmamakta fayda var. Politika bu. Söylenenlerle kastedilenlerin farklı olabildiği bir alem yani. İngiltere, Brexit’in ülkeye bir yarar getirmeyeceğini “referandum sonrasında konunun içeriğine odaklanınca” anladı.

2008’den bu yana içinde bulunulan küresel ekonomik ortam pek çok ülkenin insanlarında “mevcut düzene” karşı durma refleksi geliştirdi. Krizin şiddetini ölçebildiğimizde dünya genelinde demokrasinin zayıflayacağını düşünüyordum. İnsanlık tarihinin, şiddetli ekonomik krizlerin sonrasında demokrasiden uzaklaşan sosyal ve siyasal yapılara dair çok sayıda ispatı var. Suriye’li göçmenler ile ilgili konular da ekonomik krizin üzerine gelince Avrupa’da aşırı sağın yükselişi gündeme geldi. Avrupa, yanlış kurgulanmış bir parasal birliğin 2008 krizine yakalanması sonucunda ağır bir yavaşlama ile karşı karşıya kalınca ve bir de göçmen sorunu ile yüzleşince aşırı sağın yükseldiği bir kıta oluverdi.

Ağır ekonomik sorunlar, bozulan gelir adaletsizliği, düzene karşı çıkış, popülizm, milliyetçilik ile beraber aşırı sağın yükselişi içinde bulunduğumuz döneme damgasını vuran uzun dönemli gündem başlıkları. Dünya, önemli ama olumsuz ve sonu hiç iyi gözükmeyen karanlık bir tünelin içinde ilerliyor. Bütün bu gelişmeler, yeteri kadar belirsizlik barındırıyor.

2017 yılında Almanya, Fransa, Avusturya ve Hollanda’da seçimler var. Bu seçimler, Avrupa’da aşırı sağın yükselişini takip etmek açısından çok önemli. Merkel’in yeniden başbakanlığa aday olacağını geçtiğimiz günlerde açıklaması önemli idi. Alman toplumu Merkel’in son dönemlerdeki politik duruşunu beğenmiyorsa da, liderlik vasıfları yüksek bir başka adayın ortaya çıkamayacağına dair göstergeler Almanya seçimlerini ilginç kılacak gibi. Fakat, son dönemde gerçekleşen iki tane yerel seçimden Merkel’in mağlubiyetle çıkması da bir başka gösterge olma özelliği taşıyor. Avrupa, demokratik ilkeleri savunan liderlerini sırayla kaybederken ya da kaybetme olasılığını artırırken Merkel’i de kaybederse ne olacak? Bir belirsizlik durumu daha!

Dünyanın belirsizliği ortada iken, Türkiye’nin de kendine has belirsizlikleri Türkiye ekonomisinde karar alıcıların ufuklarını iyice daraltıyor. İç ve dış politikada rotasını kaybetmiş, siyasal ve toplumsal kutuplaşmaların üst düzeye çıktığı bir Türkiye var karşımızda. ABD , Rusya ve AB ile ilişkiler çerçevesinde sürekli yalpalayan bir gidişat var. Türkiye, kurumsal alt yapıda büyük zayıflıklar yaşıyor. Kurumsal alt yapıdaki zayıflamanın ekonomideki en önemli yansıması TCMB nezdinde gösteriyor kendisini. Faiz politikası ile ilgili olarak sürekli olarak yapılan yorumlar TCMB üzerinde siyasi baskı oluşturuyor ve finansal sistemin istikrarının en önemli unsuru olması gereken bir kamu kurumu piyasa itibarını kaybediyor. Bunun anlamı, TCMB’nin piyasa üzerinde etkinliğini kaybetmesidir – ki nitekim öyle oldu.

Türkiye, ekonomi biliminin öğretisinin tersine giden bir mantıkla ekonomiyi yönetemiyor. Yapısal reformları konuşmuyor dahi artık. Yıllardır eleştirdiğimiz ve tehlikelerine işaret ettiğimiz kısa vadeli sermayeye bağımlı olma durumunu dahi yönetememe noktasında. Sürekli olarak ekonominin temelleri sağlam diyerek ekonominin temellerini maalesef sağlamlaştıramıyorsunuz. Sağlam temeller için yeni sektörler yaratacak, mevcut sektörlerin alt sektörlerini oluşturabilecek çalışmalar lazım. Bir seferberlik gibi ele alınması gereken çok zor ve yıllar alacak bir iş bu dönüşüm. Bu dönüşüm gerçekleşmeyince, sağlam kamu maliyesini dar bir vergi tabanı ile sağlayabiliyorsunuz. Sektörel çeşitliliğinizi kaybetmiş durumdasınız çünkü. Bu nedenle, geçici olduğunu söylediğiniz ÖTV’yi bir türlü kaldıramıyorsunuz. Dolaylı vergilerden dolaysız vergilere geçiş yapamıyorsunuz. Böylece, vergi yükü bazı toplumsal kesimlerin üzerinde kalıyor.

Önümüzdeki süreçte, maalesef ve mecburen kısa vadeli sermaye kaçmasın diye bakacağımız üç önemli nokta var. Bankalar sendikasyon kredilerini çevirebiliyorlar mı? Kamu maliyesinin gidişatı hangi yönde? Siyasetteki gelişmeler ekonomiyi ne yönde etkileyecek? Düşünelim. Her birini daha sonra ele alacağız.

Yorumlar

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler