Sosyal Medya

Kendi kredisinde boğulan ülke

13 Ağustos 2016

Krediyle Türkiye’yi büyütmek, biz Batı’ya bağımlı kılıyor, siyasi olarak karar alma alanımızı iyice daraltıyor.

Darbe girişimi ardından başlayan FETÖ’yü temizleme harekatı aralıksız devam ediyor. Artık gözaltına alınan, tevkif edilen ve işten çıkartılanların sayısını hesaplamak iyice zorlaştı, ama kaba  hesabıma göre 80-100 bin arası vatandaş etkilendi. Hepsi suçlu mu?  Sanmıyorum, böyle olağanüstü dönemlerde muhakkak kurunun yanında yaş da yanar. Yanan “yaşlar” arasında AKP’nin sevmediği, ya da muhalif ve sivri isimler var mı?  Hiç şüphesiz var. Ama, genel manzaraya baktığımızda  Gülen Pensilvanya’dan rahatlıkla yeni girişimler örgütleyip halk da FETÖ’yü en büyük tehdit olarak gördüğü sürece, bu operasyonun alternatifi yok.  Ayrıca, operasyonun temel amacının AKP’nin muhaliflerini ortadan kaldırmak olduğuna dair yeterli delil de bulamıyorum, yapılan hataların yerel mahkemelerin hoyratlığı veya istihbarat sağlayan birimlerin muhalefete düşmanlığına atfedilmesi daha doğru olacak diye düşünüyorum. Yanılıyorsam? “Kandırıldım!” Diye bağırır, TV’de ağlarım.

 

Yine de AKP içinde dahi bu denli büyük bir süpürme harekatının büyük tepki yaratacağı ve ekonomide istihdam ve harcanabilir gelir açısından çok olumsuz etkiler yaratacağı anlaşılıyor. Belki de bu yüzden akılalmaz bir popülizm rüzgarı başladı. Ne bileyim, çok da AKP’ci olmak istemiyorum, belki de AKP hep bunları tasarlamıştı, fırsat bulamıyordu, şimdi nasıl olsa halk desteği arttı diye bir biri ardına hayata geçiriyor Zihni Sinir projelerini.

 

Bu popülist girişimler arasında beni en çok rahatsız eden bankaları basın zoruyla ucuz kredi vermeye zorlamak.  RTE’in yenilir-yutulur olmayan tehdidi ardından, BDDK Başkanı Akben de kredi faizlerini daha da düşürmek için çarelerle girdi devreye:

İLGİLİ HABERBDDK Başkanı: Bankaların binaları çok lüks, faiz daha da inerBDDK Başkanı: Bankaların binaları çok lüks, faiz daha da iner

 

“Bankalarımızın çok lüks binaları ve şubeleri var” diyen Akben, genel giderlerde yüzde 10’luk tasarrufun 0,25 puanlık daha faiz indirimi getirebileceğine işaret etti.

O kadar kolaysa, Akben BDDK’da %10 gider kısıntısı yapsın da görelim. Neyse, başlarına gelecekleri çakan bankalar da paşa paşa konut kredisi faizlerini indirmeye başladılar. Şimdi ne olacak?  Bu makalede biraz spekülatif olmakla birlikte hükümetin oyun planını ve olası etkilerini sizlere paylaşacağım.

 

Öncelikle, bankaların konut kredisi faizlerini indirmeleri  daha fazla kredi verecekleri anlamına gelmez. Daha ince-eleyip sık dokuyarak, kapıdan giren 10 kişinin dokuzunu geri çevirirler ve yapılan jestle kalır. Bu durumda hiç bir şey değişmez. İkinci bir olasılık, bankalar AKP’nin hışmından korktukları için konut kredilerini artırırlar ve kar ve sermaye yeterlilik oranları düşmeye başlar. Bu durumda dışarda kredi almakta zorlanırlar, sermayelerini artıramazlar, ve bir-iki yıl içinde bankacılık sektörü gerçekten zor duruma düşer. Türkiye’de özel bankalar iyice kredi veremez hale gelir, patronlar satacak müşteri arar.

 

Üçüncü bir senaryo daha var. Her şey karşılıklı demişler. Bankalar kredi faizlerini ucuzlatır, karşılığında TCMB faiz indirimlerine devam eder, onunla da yetinmez, mevduat munzam karşılık oranlarını de kesmeye başlar. Mesela 300-400 puan indirim yaparak bankaların pasif maliyet yükünü gözle görülür ölçüde hafifletir. Bankalar hem ucuz kredi verir, hem de makul ölçüde kar eder. Bu durumda, kredi portföyünün genişlemesi ve bankaların yurtdışından daha fazla kredi alarak bilanço büyütmeye başlamaları da mümkündür.

İLGİLİ HABERTL'nin maliyeti 500 gün sonra yeniden %8'in altında. Bu gelişme ne ifade ediyor?TL’nin maliyeti 500 gün sonra yeniden %8’in altında. Bu gelişme ne ifade ediyor?

Belki yalnız konut sektörü değil, sanayi, ticaret, ne bileyim,  otomotif kredileri de ucuzlar. İşte bu durumda kendi kredisinde boğulan ülke sendromuna gireriz. Daha fazla kredi daha fazla harcama demek. Şimdi daha fazla harcamanın ekonominin temel parametreleri için ne anlama geldiğini çözelim.

 

Öncelikle, hükümetin istediği olur, milli gelir ve istihdam artar, toplumun FETÖ operasyonundan duyduğu ya da duyacağı huzursuzluk bastırılır, temizlik operasyonunu kazasız-gürültüsüz halletmek daha kolay olur.

İllevelakin, faizlerin düşmesi ve yükselen talep zaten fiyat katılığı ve enflasyon çıpası yokluğundan mağdur işdünyasında enflasyon beklentilerini hızla yükseltir. Bana rakam sormayın, ama TÜFE sene sonunda %9 veya üstüne çıkabilir, sonra da tırmanmaya devam eder.

 

Artan iç talep doğal olarak tamamen yerli üretimden karşılanmayacak, en azından enerji ithalatı artacak. Dolayısı ile cari açık da genişleyecek. Halen yıl sonu tahminim cari açığın GSYIH’nın %5’ne varacağı, bu senaryoda daha da yukarda bir rakam hesaplayın.

 

En önemlisi, bir yanda tasarruf etmesi istenen hanehalkı bir kez daha krediye boğularak tasarrufu iyice azaltacak. Özel sektör de kredileri artıracağı için en ufak bir kur şokunda yeniden nakit akımını finansal giderlere feda etmek zorunda kalacak. Türkiye, geçmiş yıllarda olduğu gibi yine Kırılgan Beşli’nin üyeleri arasına girecek. Diğer üyeler belki zaman içinde değişti, ama bizim yerimiz sağlam.

 

Tabii en önemli soru da şu:  Enflasyonu yükselen, buna karşılık para politikası gevşeyen ve  cari açığı %5’i geçen bir ekonomiyi dünya finanse eder mi?   Büyük Göç’ün hikayesi makalemde yazdım, halen Türkiye gibi Gelişmekte Olan Ülkeler’e akıl almaz bir rağbet var. Para yağıyor adeta. Kısa vadede, mesela yıl sonuna kadar Türkiye’nin balon gibi şişmesinin büyük sorunlar yaratacağına inanmıyorum.

 

Ama 2017 için karar vermek nerdeyse imkansız. Şansımız yaver gider, GOP’a talep devam eder, Türkiye kredi ivmeli yeni bir büyüme hamlesini bir sene daha finanse eder. Birden global ortam bozulur ve 2015’i aratmayacak bir kur şoku yaşarız, yani TL %20-30 devaluasyon yer. Bu kez iyice zayıflayan özel sektör bilonçoları ve faiz yükü artan hanehalkı bu şoku göğüsleyemez, resesyon gelir. Kendi kredimizde boğuluruz.

 

En iyi senaryomda bile yıl sonuna kadar belirgin bir risk var:  Türkiye’nin krediyle genişlemesini finanse eden BATI. Bu ilişkiyi bozacak hiç bir davranışta bulunamayız. Gülen’in iadesi hususunda ABD ile bozuşmak, ya da idam cezasını TBMM’ne getirmek, kredilerin aniden kesilmesi, sıcak paranın gazlaması anlamına gelebilir.

Ne acı ki, Yeni Türkiye modeli peşinde koşanlar bu gerçeği göremiyor. Krediyle Türkiye’yi büyütmek, biz Batı’ya bağımlı kılıyor, siyasi olarak karar alma alanımızı iyice daraltıyor.

 

FÖŞ

 

Facebook sayfalarımı ziyaret edin

https://www.facebook.com/ayesilada

Twitter: @AtillaYesilada1

 

https://twitter.com/AtillaYesilada1

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları