Sosyal Medya

Ekonomi

Düşük faiz-Yüksek kur politikasının getirdiği fırsatlar

Cumhurbaşkanımızın ısrarlı bir şekilde faizlerin yüksekliğinden bahsetmesi, bu çerçevede Hazine Müsteşarlığı’nın ihraç etmekte olduğu tahvil ve bono faizlerinin kurlardaki yüksek…

Düşük faiz-Yüksek kur politikasının getirdiği fırsatlar

Cumhurbaşkanımızın ısrarlı bir şekilde faizlerin yüksekliğinden bahsetmesi, bu çerçevede Hazine Müsteşarlığı’nın ihraç etmekte olduğu tahvil ve bono faizlerinin kurlardaki yüksek oynaklığa ve sermaye çıkışına karşın yükselmemesi reel sektör için son derece önemli fırsatlar sunuyor bence.

Rüzgara karşı kürek çekmek yerine rüzgardan yararlanmak en doğrusu değil midir? Madem böyle düşük faiz rüzgarı esiyor, reel sektörden şirketlerimizden hazine bonolarına devlet tahvillerine kıyasla daha yüksek getiri sağlayacak borçlanma araçlarının ihracının artmasının tam zamanıdır. İktisat biliminde “Dışlama Etkisi (crowding out effect)” diye bir kavram vardır bilirsiniz.

Borçlanma piyasası için basitçe ifade etmek gerekirse, “Devlet borçlanma piyasasına yüksek faiz vererek girerse, şirketlere kıyasla ödeyememezlik riski neredeyse hiç olmayan bu güç boşta para bırakmaz ortalığı siler süpürür, şirketleri borçlanma piyasasından uzaklaştırır” der kısaca “Dışlama Etkisi” kavramı.

Türkiye’nin 24 Ocak 1980’de başlayan ekonomide liberalleşme sürecinde bugüne kadar Hazine, piyasanın istediği faizi genelde verdi ve borçlanma stratejisi buna göre oluşturuldu, bu yüzden de şirketler borçlanma piyasasından dışlandılar ve kalan tek çare olan bankalardan kredi alma yoluna başvurdular. Banka kredileri yoluyla borçlanmanın bazı olumlu tarafları var elbette, ama ekonomik büyümenin, hele hele özkaynak sıkıntısı çekilen Türkiye gibi bir ülkenin şirketlerinin borçlanma ihtiyacının tamamının bankacılık sistemine yaslanması sağlıklı değil. Bunun bir orta yolu olmalı, bir kısım borçlanma özel sektör tahvil bono sukuk vb. araçlar yoluyla da yapılmalı.

Ancak burada yine değinmeden geçemeyeceğim bir hata yapılıyor. En son Ekonomi Koordinasyon Kurulu(EKK) kararlarını hatırlayın, Sayın Başbakanımızın EKK’ya ilişkin açıklamalarındaki bir bölümde şöyle bir ifade vardı: “Üretim, istihdam, ihracat ile uğraşan sektörün sıkıntılarını azaltmak amacıyla yeni tedbirler alınacak. Firmaların piyasada nakit ihtiyaç sıkıntılarını gidermek amacıyla Kredi Garanti Fonu’nun kefaletiyle 250 milyar liraya kadar kredi hacmi oluşturulacak. Söz konusu tedbirle, ihracat kredilerinde teminat, yüzde 100, KOBİ’lerde yüzde 90, ticari kredilerde yüzde 85 uygulanacak.” Bakın hala bankacılık sistemi üzerinden kaynak sağlanması yönünde eğilim devam ediyor ve bu son derece yanlış. Daha önce bu konuya yine ParaAnaliz’de 17 Ekim 2016 tarihli “Hazine reel sektör kredilerine kefil oluyor iyi de…” başlıklı yazımda da değinmiştim, bir defa daha meramımı anlatayım. Banka kredilerine kefil olacağım diyen Türkiye Cumhuriyeti Devleti neden şirketlerin borçlanma araçları ihraçlarına da kefil olacağını söylemiyor. Bu olmazsa, şirketler borçlanma aracı çıkarsa mevduat garantisi şemsiyesi altında olan ve aslında buna da ihtiyaç duymayacak kadar sağlam olan bankalara mı yatırır bireysel yatırımcı parasını yoksa nispeten riskli özel sektör tahvillerine mi? Yatırım fonları, bireysel emeklilik fonları şirket borçlanma araçlarını alıp da Allah korusun borçlu şrketler borçlarını ödeyemezse karşılaşacakları sıkıntıyı düşündüklerinde özel sektör borçlanma araçlarını alırlar mı? İşte mevcut yapı böyle yanlış kurgulandığından dolayı gelişmiyor, büyümüyor özel sektör borçlanma enstrümanları.

Ülkemizin sağlıklı büyümesi, şirketlerimizin daha uygun maliyetlerle fonlama sağlaması için doğrudan yatırımcılardan kaynak bulunmasına imkan veren borçlanma araçlarının gelişimi desteklenmelidir. Bu arada elbette devlet her zaman piyasayı izlemeli, ülkemizin en ileri sektörlerinden olan bankacılık sektörünün mevduatlarında tehlikeli azalmaya yol açabilecek gelişmeler olursa tedbir almalı, alınmış kararlar gözden geçirilmelidir. Buradan bir defa daha tavsiye ediyor ve çağrıda bulunuyorum: Lütfen kredi garanti mekanizmasını borçlanma araçları piyasasına da yayınız değerli büyüklerimiz.

Kurlardaki yüksekliğin ortaya çıkardığı fırsatları da kısaca anlatmaya geçmeden önce bir konuyu sizlerle paylaşmak isterim. ParaAnaliz’de daha önce çıkan bazı yazılarımda kurlardaki hareketin paniğe dönüşmemesine olan vurgumu, kurların yükselmemesini savunduğum yönünde algılayan okuyucular oldu. Ben kurlar yükselmesin ya da baskılansın demedim hiçbir zaman. Dediğim şudur: Kurlardaki hareket borsacı deyimiyle kademesi olmayan yükseliş ya da düşüş şeklinde olmamalı, piyasa bir anda 3,35’ten 3,50’ye çıkmamalı ya da aniden 3,55’ten 3,30’a düşmemeli. Buna can dayanmaz, kalp dayanmaz. Şirketler işi gücü bırakıp piyasaları izlemeye başladılar bu doğru değil, dolayısıyla bu tür hareketler daha yumuşak olmalı, piyasa hareketlerini yumuşatma da bana göre devletin görevi. Piyasa kendi başına buyruk hareket edecek şekilde serbest bırakılmamalı. Temelde benim bakış açım bu şekildedir.

Şimdi yüksek kur yani düşük TL ne avantajlar getirebilir ona bakalım. Birincisi ithalat kaynaklı tüketim azalacak, muhtemelen cari açığımızın düşmesine faydası olacak yüksek kurun. İkincisi başta hisse senetleri olmak üzere Türkiye’deki varlıklar döviz cinsinden ucuzladı, siyasi sorunlar artmazsa yabancı yatırımcının iştahı tekrar kabarabilir.

Ayrıca, gayrimenkul piyasasında bir süredir durgunlaşma eğiliminde olan satışlar canlanabilir. Dolar 3 TL iken 900,000 TL fiyattan satılan bir dairenin 300,000 Dolar olan değeri, hadi diyelim satıcı 950,000 TL dese bile dolar 3,50 olduğunda yaklaşık 270,000 Dolara inmiş durumda. Dolayısıyla yüksek kur özellikle büyük projelerdeki daire ve ticari ünite satışlarını ve TL cinsinden karları olumlu etkileyebilir. Her ne kadar ihracatta etkisi sınırlı olduğu bilinse de yüksek kur, yurtiçinde satınalma gücünün azalmasıyla da birlikte ihracatın artışına da katkı sağlayabilir, şirketlerimizin dış pazar arayışlarını canlandırabilir.

Rahmetli Çetin Altan’ın deyimiyle enseyi de karartmamak lazım. Ya da Albert Einstein’ın “In the middle of difficulty lies opportunity” sözünü hep akılda tutnalı.

Yorumlar

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler