Sosyal Medya

Piyasalar

Sermaye piyasamız neden gelişmiyor ve nasıl gelişebilir? Birkaç öneri

Sermaye piyasamız ve sermaye piyasası kurumları özellikle son 15-20 yıldır neredeyse yerinde sayıyor. Ülkemizde bankacılık sektörüne kıyasla sermaye piyasamızın yeterince…

Sermaye piyasamız neden gelişmiyor ve nasıl gelişebilir? Birkaç öneri

Sermaye piyasamız ve sermaye piyasası kurumları özellikle son 15-20 yıldır neredeyse yerinde sayıyor.

Ülkemizde bankacılık sektörüne kıyasla sermaye piyasamızın yeterince gelişmemiş olduğu Borsa İstanbul’daki işlem hacimlerinden, halka açık şirketlerin toplam piyasa değerinin Milli Gelire oranından, dolaşımdaki pay senetlerinin toplam değerinin büyüklüğünden, pay senedi yatırımcılarının sayısından, toplam tasarruflar içinde pay senetlerine yatırılan kısımdan, aracı kurumlarda çalışanların sayısının bankacılık sektöründe çalışanların sayısına oranından ve benzeri kriterlerden kolaylıkla anlaşılabilir.

Sermaye piyasamızın ve Borsa’nın imaj sorunu var. Borsa denince sokaktaki vatandaşın aklına spekülasyon, manipülasyon, kumar kavramları geliyor. Halka açılmış sonra da iflas etmiş şirketler dolayısıyla yatırımcı mağduriyetleri akla geliyor. Bu kötü imaj bir türlü düzeltilemedi. Aslına bakarsanız biraz da haksız bir şekilde sermaye piyasası günah keçisi haline geldi. Spekülasyon sadece Borsa İstanbul’da mı oluyor, bakın taksi plakası fiyatlarına bakalım, taksi plaka fiyatları mı daha manipulatif, daha spekülatif yoksa hisse senedi fiyatları mı?

Başka bir açıdan bakalım şimdi de. Hisse senedi alıp, hissesini aldığı şirketin iflası dolayısıyla zarar eden yatırımcılar var elbette, ama 1970’lerde bu ülkede gayrimenkul piyasasında kooperatif batıkları, parasını verip daire alamayanlar, bir daireyi birden fazla kişiye satan dolandırıcı vakaları yaşanmadı mı? Daha yakın geçmişte 2001 krizinde bankalar batmadı mı ya da bankalara devlet el koymak zorunda kalmadı mı? Bunlar olmasına rağmen gayrimenkul sektörü, bankacılık sektörü bunun üstesinden geldi, iyi ki de böyle oldu. Ülkemizin lokomotifi oldu bu sektörler, ama sermaye piyasası kurumları maalesef bunun üstesinden gelemedi. Bu imajı silemedi, ya da düzeltemedi.

Çocuklar TEOG sınavına hazırlanırken faiz hesaplarını, mevduat kredi gibi kavamları öğreniyorlar ama hisse senedi yatırımı temettü geliri vb. kavramları hiç bilmiyorlar, bu bile sermaye piyasasının ne kadar geride kaldığının ya da gerilemiş olmasının mukadder olduğunun bir göstergesi değil mi?

Öte yandan, şirketlerimiz sermaye piyasaları yoluyla kaynak toplama konusunda isteksizler. Bu isteksizlik temelsiz değil, nedenleri var elbette. Sermaye piyasası yoluyla halka açılan şirketler sıkı denetimler ve halka açık olmaktan kaynaklanan yüksek maliyetler ile karşı karşıya kalırken, bunun karşılığında TTK hükümleri çerçevesinde faaliyet gösteren şirketlere kıyasla önemli avantajlara sahip değiller. Elbette halka açılmış olmanın getirdiği piyasada daha fazla tanınmışlık, şirket değerinin çok daha rahat ve kolay anlaşılabilir şekilde hesaplanabiliyor olması ve kurumsal yönetim açısından daha hızlı ilerlemenin sağlanabilmesi başlıca avantajlar olarak sayılsa bile daha somut teşviklere ihtiyaç duyuluyor, bu açık.

Şirketlerin halka arza teşvik edilmesi amacıyla yapılabileceklere dair bazı önerilerde bulunmak istiyorum.

Halka açık şirketler için kurumlar vergisinde indirim yapılması çok faydalı olabilir, ancak Maliye Bakanlığımızın vergi gelirlerindeki azalmaya karşı son derece hassas olduğunu bildiğimden benim bu noktada farklı bir önerim var. Ülkemizde kurumlar vergisinin mevcut oranı birçok ülkeye kıyasla zaten yeterince düşük. Örneğin Almanya’da kurumlar vergisi oranı % 29,5, Fransa’da % 33 civarında… Dolayısıyla bütçe disiplini açısından kurumlar vergisi oranlarının halka açık şirketler için indirilmesine Maliye’nin karşı çıkması anormal değil.

Ancak ülkeden ülkeye kurumlar vergisi uygulamalarına bakıldığında bazı ülkelerde kurumlar vergisinin küçük şirketler için daha az olarak uygulandığını (örneğin İngiltere, Brezilya), bazı ülkelerde o ülke vatandaşları tarafından kontrol edilen şirketler için daha düşük oranda kurumlar vergisi uygulandığını (örneğin Kanada) görebiliyoruz.

Dolayısıyla kurumlar vergisi politik amaçlar açısından esnek kullanılabilir bir uygulama olarak göze çarpıyor.

Bu çerçevede, kurumlar vergisi oranınını halka açık şirketler için düşürmek yerine, belirli bir süre faaliyette olan ve toplam satışları ya da aktif toplamı belirli büyüklüğün üzerinde olan şirketler için halka açılmak için belirli bir süre verilmesini ve bu süre içinde halka açılma gerçekleşmez ise kurumlar vergisinin kademeli olarak arttırılmasını öneriyorum.

Verilen süre içinde (örneğin 5 yıl) halka açılmayan şirkete, bu süreyi takiben  ilk yıl kurumlar vergisi bir puan, ikinci yıl bir puan daha, üçüncü yıl bir puan daha arttırılarak kurumlar vergisi oranı % 25’e kadar yükseltilebilir. Detaylar elbette çalışılabilir, örneğin grup şirketleri için belli istisnalar tanınabilir, bu kadar detaya girmemeyim. Ancak bu uygulama ile halka açık olmayan büyük şirketlerin halka açılması teşvik edilirken, küçük ve orta büyüklükte işletmeler ya da yeni kurulan şirketler olumsuz etkilenmemiş olacak, ayrıca halka açılmaların artması halinde sermaye piyasamız da gelişecektir. Büyük şirketler halka açılmayı tercih etmez iseler de bu defa kamu maliyesi olumlu etkilenecek kurumlar vergisi gelirleri artacaktır.

Kurumlar vergisi teşviği dışında başka bazı düzenlemeler de faydalı olabilir. Örneğin, toplam vergileri içinde % 2,5 civarında yeri olduğundan hareketle damga vergisi oranları da halka açık şirketler için indirilebilir düşüncesindeyim. Ya da Ticaret sicilinde uygulamakta olan tescil ve ilan ücretleri halka açık şirketleri için halka açık olmayan şirketlere göre yarı yarıya indirebilir. Bir başka örnek daha vereyim. İhracatçı şirketler için yapılması planlanan yeşil pasaport verilmesi şeklindeki düzenlemenin yine halka açık şirketler lehine hükümler içermesinin halka açılmayı ya da halka açık şirket olarak devam etmeyi teşvik edeceğini düşünüyorum.

Özetle, hükümetimiz halka açılmayı teşvik ettiğine dair yukarıdaki türden ya da benzeri sinyaller vermedikçe, sermaye piyasamızdaki bu kısır döngü kırılamayacak, bilelim. Bir sonraki yazımda da inşallah yine sermaye piyasamızın gelişmesi konusunu ele alacağım, başka önerilerim de olacak.

Yorumlar

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler