Sosyal Medya

Ekonomi

Varlık Fonu’nun bu icraatı iç ticaretteki büyük sıkıntıya son verebilir

Alacak sigortası ya da ticari alacak sigortası diye bir kavram duydunuz mu bilmiyorum ancak, ekonomik aktivite ve şirketlerin finansmanında önemli…

Varlık Fonu’nun bu icraatı iç ticaretteki büyük sıkıntıya son verebilir

Alacak sigortası ya da ticari alacak sigortası diye bir kavram duydunuz mu bilmiyorum ancak, ekonomik aktivite ve şirketlerin finansmanında önemli bir yeri var bu kavramın. Bu hizmet şirketlerin birbirleri ile vadeli mal alış satışlarında borçlu şirketin ödeyememezlik riskine karşı alacaklı şirketin tazmin edilmesi esasına dayanıyor. Uygulama, adı üstünde “sigorta” olduğu için de hizmeti alan şirketin sigorta şirketlerine prim ödemesi gerekiyor.

Perakende satışlarda müşteriler ürünleri vadeli olarak aldıklarında kredi kartı ile taksitli satın alma yaptıklarından borçlunun ödeyememezlik riski bankaların üzerinde. Perakende müşteri sayısının çok fazla olması ve ölçek ekonomisi nedeniyle bankalar bu riski taşıyabiliyor, takibe düşen kredi kartı alacakları ile şirketler değil bankalar muhatap oluyor, bu açıdan bankalar ticaretin gelişiminde önemli işlev görüyorlar haklarını yemeyelim.

Alacak sigortası da perakende müşteriye kadar ulaşan ticaret zincirinin gelişmesi ve büyümesi için son derece etkin ve iyi bir yöntem. Ülkemizde bildiğim kadarıyla giderek daha yaygın bir şekilde kullanılıyor. Şirketler açısından tahsil edilemeyen alacaklar konusu çok hayati bir konu, düşünün % 10 kar marjı ile çalışan bir şirketin 10 milyonluk bir çeki ya da senedi ödenmezse şirketin bu parayı çıkarmak için bunun 10 katı satış yapması gerekiyor. Ayrıca 10 milyonluk ödenmeyen satışın maliyetleri var, işçi var, hammadde var, elektrik var, su var, var da var ve hepsi zamanında ödeme bekliyor.

Şirketler alacağı ödenmedi diye bunları ödemezse piyasada zincir şekilde kilitlenmeye iflaslara yol açılabilir, tüm piyasayı nakit sıkışıklığı ile yüz yüze getirebilir, şirketleri bankalara gereğinden fazla muhtaç edebilir. Dolayısıyla “B2B” olarak da adlandırılan şirketler arası ticarette karşı taraf (default) riskinin yönetilmesi için son derece faydalı bir hizmet “alacak sigortası”.

Bu sistem faydalı olmasına faydalı, ancak zaman zaman sigorta şirketleri bazı şirketleri bu kapsamdan çıkarabiliyorlar, bu da kapsamdan çıkarılan şirketi ve dolayısıyla ticari hayatı son derece olumsuz etkileyebiliyorlar. Sigorta kapsamından çıkarılan şirketi düşünün; o zamana kadar vadeli satın alma yapan şirket vadeli mal alamıyor, nakit sıkışıklığına düşüyor, hatta iflasa kadar giden süreçler tetikleniyor. Bir örnek vereyim. Varsayalım tüketiciler tarafından yaygın kullanılan bazı ürünleri ithal edip Türkiye’de perakendecilere vadeli satış yapıyorsunuz, bu perakende zincirlerinden A, B, C, D olmak üzere dört tane müşteriniz var ve aynı zamanda alacak sigortası da yaptırdınız.

Bir gün sigorta şirketi size artık bu şirketlerden D isimli olanını alacak sigortası kapsamında çıkarttığını söylüyor, yani diyor ki bu şirkete artık bundan sonra mal satarsan ve bu şirket borçlarını ödeyemezse ben tazmin etmem. Bu durumda muhtemelen siz D şirketine mal satarsanız ya peşin para istiyorsunuz ya da risk alıp vadeli satarsanız da bu sefer daha yüksek fiyat istiyorsunuz ve muhtemelen tedbiren daha az mal veriyorsunuz. Birinci durumda D şirketi peşin para ile satın alma yapmak için banka banka dolaşıp kredi bulmaya çalışıyor, ikinci durumda da alış maliyetleri yükseldiği, yeteri kadar çeşitli mal alamadığı için rakip perakende zincirleri ile rekabet edemez hale geliyor, her iki durumda da D şirketi için şartlar zorlaşıyor. Çoğu zaman birinci durum geçerli oluyor; D ve benzeri şirketler için vadeli satın alma imkanları bıçak gibi kesiliyor, finansman sıkıntısı baş gösteriyor.

Türkiye’de alacak sigortası hizmetini veren şirketlerin en büyük üç tanesi de yabancı şirket. Bilmeyenler için söyleyeyim bunlar Euler Hermes, Coface ve Atradius isimli küresel ölçekte faaliyet gösteren büyük şirketler. Şimdi meseleye şöyle bakalım. Yabancı sigorta şirketleri için Türkiye’deki bir şirketin listeden çıkarılması son derece basit bir karar belki, ama kapsamdan çıkarılan şirket ve çalışanları için sonuçları son derece ağır olabiliyor. Komplocu düşünce tarzına karşıyım ancak yine de tedbirli olmak gerekiyor diye düşünüyorum. Yukarıda bahsettiğim A, B, C ve D isimli şirketlerden varsayalım A ve B yabancı sermayeli, C büyük bir grubun perakende şirketi, D ise ağırlıklı yerli sermayeli ve herhangi bir büyük holdinge bağlı olmadan faaliyet gösteren bir şirket diyelim. D şirketinin sigorta kapsamından çıkarılması durumunda yerli sermayeli bir şirketin pazardan çıkması belki de Allah korusun iflasa sürüklenmesi sonra da pazarın diğer üç şirkete kalması sonucunu doğurduğundan bunun gerçekten detaylı risk analizleri ile verilen adil bir karar mı, üzerinde çok düşünülmeden verilen ve karar veren büyük sigorta şirketi için önemsiz addedilen bir karar mı, yoksa kasıtlı bir karar mı olduğunu belirlemek, bilmek zor, ama sonucu belli. D şirketi finansman sıkıntısına düşecek daha fazla faiz ödeyecek, maliyetleri düşürmek için eleman çıkaracak ve belki de iflas edecek, yazık değil mi?

Ülkemiz açısından ticari faaliyetlerin gelişmesi, büyümesi son derece önemli, milli gelir büyümesinde de ticari faaliyetlerin önemli payı var, o halde bu duruma önlem almalıyız. Devlet de zaten bunun için vardır, zaman zaman müdahale eder ki piyasa dinamikleri rekabeti bozucu, işsizliği arttırıcı şekilde bozulmasın, büyükler küçükleri, küresel büyüklükte yabancı şirketler yerlileri ezmesin, ya da piyasayı kendine göre düzenlemeye çalışmasın, yerli ya da yabancı hiçbir şirkete haksızlık yapılmasın. Bu çerçevede bu sene Ağustos ayında 6741 sayılı Kanun ile kurulan Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketi’ni ben çok önemsiyorum. Önemli faydaları olabilecek bir girişim olacak inşallah. Bu yazı bağlamında ülkemizdeki ticari faaliyetlerin sağlıklı ve istikrarlı büyümesi için Varlık Fonu’nun bizzat kendisinin ya da ağırlıklı ortak olacağı bir şirketin alacak sigortası kapsamından çıkarılan yerli sermaye ağırlıklı şirketlere belirli limitler dahilinde destek olmasının son derece yararlı olacağını düşünüyorum.

Örneğimizden devam edecek olursak D şirketi için devreye girilecek ve denecek ki bu şirketin toplam şu kadar tutarlık vadeli borçlarına şu tarihe kadar kefilim, sonra da bunun hemen ardından şirketle irtibata geçip ‘alacak sigortası’ kapsamından çıkarılmasına yol açan problemler bankacılık sisteminin de desteği ile halledilebilir mi ona bakılacak, gerekirse şirkete sermaye ya da sermaye benzeri finansman sağlanacak.

Elbette bu uygulama, verimsiz çalışan, katma değer üretmeyen, iyi yönetilmeyen şirketlerin yüzdürülmesi anlamına gelmemeli. Etkin ve rekabetçi ekonomik bir yapının tesisi için başarısız şirketlerin iflası ya da kapanmasına da yol vermek gerekir ama bunu biraz daha piyasayı sarsmadan yapmanın yollarını da aramalı. Yapılan şey aslında sadece o şirketi kurtarmak değil, o şirkete mal veren şirketlerin sıkıntıya düşmesine sebebiyet vermemek, piyasanın genel dengesinin bozulmasını önlemek. Türkiye Varlık Fonu’nun ilk icraatlarından birinin bu yönde olması dileğiyle yazımı bitiriyorum.

Yorumlar

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler