Sosyal Medya
**8*

TL’yi Koruma ve Yüceltme Derneği

23 Kasım 2016

Çocuğa (çocuk!) tacizi meşrulaştırmaya çalışmasaydın, TL/Dolar 3,4 olmazdı! Diyeceğim budur!

Yazının kalanını okuyacaklar için bir de ekleme yapayım: Bu bir ‘duygusal kadın ekonomist’ yazısı değil (ki o da benim, sorun yok), ‘serinkanlı finansal iktisat’ yazısıdır. Ancak doğrudur, yazıyı yazmaya karar verişim, ekranda “TL değer kaybederken ekonomiyi konuşalım, taciz meselesi büyütülüyor” yorumunu yapan bir uzmanı!?! dinledikten sonraya denk gelmektedir.

Yazının ilk cümlesinde “TL” geçtiği için “ama şu anda gelişmekte olan ülkelerin hepsinde yerel para birimi değer kaybediyor, bu durum Türkiye ile ilgili değil” diyenler olacaktır elbet. Derim ki, bir de beni dinleyin, sonra yine istediğinize inanın.

ABD’de sıkı para politikasına geçiş sinyallerinin belirginleşmesinin ve Trump’ın ekonomi politikalarının da bu geçişi daha belirgin hale getireceği düşüncesinin, gelişmekte olan ülkelerin para birimlerine satış getirdiği doğrudur. Satışın keskinleşmesiyle birlikte, bahsi geçen ülkelerin bazılarında gerek faiz artırımı gerekse doğrudan müdahale gibi yöntemlerle, değer kaybına karşı mücadelenin başladığı da öyle.

FED’in kararına müdahale edemeyeceğimiz ya da Trump’ın kabinesini belirleyemeyeceğimiz ortada. O nedenle TL’nin ve benzer ülke para birimlerinin değer kaybına yol açan temel unsurun kontrolümüz dışında olduğu konusunda hemfikiriz.

E ama zaten bu yazı da TL’nin değer kaybetmeyeceği iddiası üzerine kurulu değil. Fakat hani o “benzer ülkeler” ligi var ya, işte o lig içerisinde nereye düşeceğimizi kontrol edebileceğimizi anlatmaya çalışacağım.

Tane tane gidelim ve öncelikle bir noktayı netleştirelim: senin para birimin, seninle ilgilidir. Yani ABD’de olanları ya da Brexit’i vb kontrol edemezsin ama bu gelişmelere karşı ne kadar kırılgan olduğunu belirleyen, senin ekonomi politikalarındır. Küresel fırtınadan etkilenenler sıralandığında, adın altta mı yazılacak üstte mi, işte onu belirleyen sensindir.

Örneğin,

*Tasarruf açığı yüksek bir ülke isen,

*Tasarruf açığını iyileştirmek için on yıldır bir şey yapmayan üstüne üstlük yakın zamanda büyüme yavaşlayınca yine ahaliyi borçlandırtıp tüketime sevketmek hevesine kapılan bir ülkeysen,

*Enflasyon hedefini yıllardır tutturamamış ancak buna uygun bir para politikası uygulamamakta ısrar eden bir merkez bankan varsa,

*İstihdam piyasasına yansımayan bir büyüme modeline sahipsen,

*Küresel eğitim liginde geri düşen, bilgiye dayalı rekabetçiliği azalan bir ülkeysen,

*Hukukun üstünlüğü, şeffaflık, kurumların işleyişi konularında güven eksikliği yaşayan bir ülkeysen,

…ABD’nin faiz artırımına karşı daha kırılgan olursun, listenin en sonuna düşersin.

Buraya kadar saydıklarım çok genel makro veriler. Peki ya sosyal yapının bir etkisi var mıdır TL’nin seviyesinde? İktisatçı gibi yanıt vereyim: hem evet hem hayır! Ama sonunda illa ki evet!

Not etmekte fayda var ki, piyasanın fiyatladığı ile hanehalkının yaşadığı sıklıkla ayrışır. Piyasa oyuncusu, aldığı reel getiriye bakar. Örneğin, ülken sana güvenli sokaklar değil de, sokaklar güvenli olmadığı için otobüsten durak haricinde inme hakkı veriyorsa, bu durum yatırımcının sorunu değildir. Aile içi şiddete kurban gidenler, iş cinayetlerinde hayatını kaybedenler de, FAVÖK marjını (bir süre) etkilemez.

Fakat bu ayrışmanın da bir sınırı vardır.  Güvensiz sokaklar, elbet bir gün güvensiz bir yatırım ortamı yaratır.

Örneğin, 6-17 yaş grubunda okula gitmeyen 1,3 milyon çocuğun olması, kız çocuklarının %24’ünün evli olması, evli çocukların %65’inin 15-18 yaş arasında olması, reşit olmayan bir çocuğun düğününe devlet erkânının katılmasının normal olarak anlatılması, bir problem olarak dayanır illa ki yatırımcının karşısına. Ahlâk problemi olarak olmasa, insan kaynağı problemi olarak. Sen seç! OECD anketine göre toplumdaki bireylerin sadece %24’ünün diğerlerine güveniyor olması iş yapma ortamını illa ki zehirler. Transparency International’ın verilerine göre anket katılımcılarının %41’inin memurların yolsuzluğa bulaştığını düşünmesi, gün gelir doğrudan yabancı yatırımcı iştahını da vurur.

Geceyarısı çocuk tacizini meşrulaştırmayı içeren bir tasarının Meclis’e getirilmesi, o tasarıyı Meclis dışında da “kültürel fark, politik tartışmaya açık” diye savunacak entelektüellerin!?! bulunması, sadece benim asfalyalarımı attırmaz elbet. Ülkenin düzeninin sorgulanmasına neden olur, güveni sarsar. Çünkü bir ülkenin en değerli kaynağı hâlâ “namuslu” insan kaynağıdır.

Doğrudur, piyasa kazanırken, o ülkenin halkı da kazanır diye bir kaide yoktur. Ama bilesiniz ki, o ülkenin halkı kaybederken eninde sonunda piyasa da kaybeder. Mesele sadece trenden ilk kimin atlayacağıdır. Şimdi “yabancı çıkıyor” diye korkmanın sebebi budur, uzakta arama.

Velhasıl TL’nin, Türk varlık piyasalarının benzer ülkeler içinde son dönemde en kötü performans sergileyen olması, yani “negatif ayrışması”, Yellen’dan Trump’tan değil, yukarıda saydıklarımdandır. Biz üzerimize düşeni yapsaydık, elbet TL yine değer kaybederdi ama benzer ülkelere kıyas listesinin en altında değil en üstünde olurdu.

Çocukları sev kardeşim, ülkeni sev, ülken için çalış. Sonunda TL de borsa da yükselir, sen de kazanırsın, hiç merak etme! Bir lafım da, bu yazıyı okurken çocuk tacizi meselesine değil de, TL’nin değeri mevzusuna takılan arkadaşa (arkadaş lafın gelişi elbet!) olsun: az öteye git, temiz hava alalım!

İLGİLİ HABERTürklerin serveti 13 yıl geriye gitti, borçları katlandıTürklerin serveti 13 yıl geriye gitti, borçları katlandı

Yorumlar

Banner

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları