Sosyal Medya

Ekonomi

Şirketler için risk yönetimi: Bir tercih değil, zaruret!

Kurlardaki hareketlilik nispeten azaldı, elbette normal zamanlara göre oynaklık hala yüksek ancak buna da şükür diyelim. Siyasi otoritenin kurlar konusunda…

Şirketler için risk yönetimi: Bir tercih değil, zaruret!

Kurlardaki hareketlilik nispeten azaldı, elbette normal zamanlara göre oynaklık hala yüksek ancak buna da şükür diyelim. Siyasi otoritenin kurlar konusunda TCMB’nin hareket alanına giren müdahaleci söylemlerinin azalması ve konuyla ilgili Merkez Bankası’nın görevli ve yetkili, ayrıca teknik konularda kendi başına hareket etme serbestisinin olduğunun ifade edilmesi de olumlu adımlar. Bu konuda yeterince yazdım, dolayısıyla analizimi daha fazla derinleştirmeyeceğim, yazımın asıl konusuna geçeyim müsaadenizle.

Risk yönetiminin iki boyutu var; birincisi finansal risk yönetimi, ikincisi de kurumsal ya da bütüncül risk yönetimi (enterprise risk management). Bu yazıda finansal risk yönetimine özellikle kurlardaki yükselişi de dikkate alarak bir giriş yapacağım.

Şirketler faaliyetlerini temelde iki kaynaktan fonlarlar, yani para iki kaynaktan gelir; bunlardan ilki ortakların kendi parası ya da özkaynak, ikincisi de borçtur. Ülkemizdeki işletmelerin sermayeleri genellikle yetersiz olduğundan borçla finansman yaygındır. Borç almanın iyi tarafı önceden üzerinde anlaşılan bir getiriyi (faiz ya da kâr payı) ödersiniz ve işleriniz iyi giderse bunun üstüne kazandığınız paranın tamamı size kalır. Ancak meselenin bir de diğer tarafı var; eğer yeterince para kazanamazsanız borç veren, ister banka isterse katılım bankası olsun fark etmez, “tamam canın sağolsun ne yapalım ticaret bu” demez, faiz ya da kâr payını ne olursa olsun ister, işte bu da olumsuz tarafı.

Örneğin toplam 600,000 TL yatırım gerektiren ve bir yıllık dönemde size yaklaşık 150,000 TL para kazandıracağını hesapladığınız bir iş fikriniz olduğunu ve sizin sadece 300,000 TL’niz olduğunu varsayalım. Dolayısıyla 300,000 TL’ye daha ihtiyacınız var. Başka birini ortak alsanız kazanacağınızı umduğunuz parayı yarıya böleceksiniz ayrıca ortak olan kişi de muhtemelen şirketin yönetimine de karışacak. Ortak olmak isteyen bulamadığınızı ya da ortak olmak isteyenlerin işletme yönetimi ile ilgili fazla müdahaleci olmaları yüzünden sizin istemediğinizi ya da ortak olmak isteyen olduğunu ama sizin potansiyel kârı paylaşmak istemediğinizi, bu nedenle de borçlanma ile finansman yoluna başvurduğunuzu, faizin de yıllık % 15 olduğunu varsayalım.

Bankadan kredi aldınız yatırımınızı yaptınız her şey yolunda gitti diyelim. Toplam 600,000 TL’lik yatırım ile bir yıl sonunda 150,000 TL kazandınız, bunun 45,000 TL’sini faiz olarak ödediniz -bir de bu faiz giderini matrahtan indirdiniz, verginiz de biraz azaldı benim bu konuda söyleyeceklerim de var ya onu hiç dikkate almayalım -105,000 TL (150,000 – 45,000) size kaldı. Yani 300,000 TL tutarındaki öz kaynağınızın getirisi % 35 olarak gerçekleşti, buraya kadar güzel.

Şimdi işlerin kötü gitmesi ve sizin beklediğiniz  geliri sağlayamamanız anlamına gelen olumsuz senaryonun gerçekleşmiş olması durumunu düşünelim; bu durumda ne olur, onu değerlendirelim. Beklediğiniz geliri elde edemediniz ve hatta 100,000 TL zarar ettiğinizi düşünelim, size kredi veren banka elbette vade sonunda parasını faiziyle isteyecek. Siz de parayı işinize yatırdınız, ofis kiraladınız makine ekipman vs. aldınız, elinizde nakit sadece 150,000 TL var diyelim. Banka faiziyle birlikte 345,000 TL istiyor, yaklaşık 200,000 TL kadar nakit açığınız var, nasıl ödeyeceksiniz? Ya yeni banka kredisi alacaksınız ya da elinizdekileri haraç mezat satıp savıp krediyi geri ödemeye çalışacaksınız. Yeni kredi aradığınızda ekonomi daha da kötüye gitmiş ve faizler yükselmiş ise artık % 15 ile değil daha yüksek faizle borçlanmaya razı olacaksınız. Varsayalım ekonomide durum değişmedi, ama sizin durum bir yıl öncekinden kötü, muhtemelen bankalar sizi daha riskli olarak değerlendirecek, ya istediğiniz kadar kredi vermeyecek, ya kredi faizini yükseltecek ya da fazladan teminat ipotek vb. isteyecekler, ya da hepsi birden gerçekleşecek. Varsayalım ” iş kötü gidiyor daha fazla zarar etmeyeyim” diye işi tasfiye etmeye kalktınız. O zaman da “yandı gülüm keten helva” misali elinizdeki varlıklar, ürün stoklarınız satılacak, elinize belki de krediyi geri ödeyecek para ya geçecek ya geçmeyecek,tüm malvarlığınızı kaybedeceksiniz.

Şimdi işin kurlarla ilgili kısmına da bakalım. Varsayalım gelirleriniz Türk Lirası cinsinden ama TL faizlerine göre daha düşük faiz talep edilmesi nedeniyle krediyi Dolar bazında aldınız, 1 USD = 2,50 TL iken 300,000 TL karşılığı olan 120.000 USD krediyi bir yıllık % 6 faizle kullandınız. Yukarıdaki kötü senaryoda işler kötüye gittiği, yani zarar ettiğiniz durumda aynı zamanda kurlarda 3,50’ye geldiyse iyice yandınız. Toplam kredi borcunuz 127,200 USD ve bunun TL karşılığı 1 USD= 3,50 seviyesinden 445,200 TL. Muhtemelen sadece şirkete koyduğunuz sermayeyi değil, krediye ipotek teminat vs. olarak verdiğiniz varlıklarınızı da kaybetmek riski ile karşı karşıya kalırsınız. Şirket zarar etmemiş ve sizin iyimser senaryonuz gerçekleşmiş olsa bile bütün kârınız kurlardaki artış ve faizden kaynaklanan borç yükünü ancak karşılayacaktı. O kadar çalıştınız, çabaladınız, emek sarfettiniz ama tüm kazandığınız para borcun finansmanına gitti, oysa beklentiniz bu değildi.

Riski gördünüz mü şimdi? İşte risk yönetimi ya da finansal risk yönetimi kavramı burada devreye giriyor. Risk yönetimi işletmelere şunu söyler: Muhtelif senaryoları değerlendirin, bunların gerçekleşme olasılıklarını ve gerçekleşmeleri halinde şirketinize olacak etkilerini hesaplayın ve bunların etkilerini azaltacak önlemleri alın. Önlem alacaksanız baştan alın sonradan üzülmeyin. Bundan sonraki yazımda kur riski yönetimi araçlarını ve bunların mali tablolardaki iyileştirici etkilerini ele alacağım, muhtemelen bir yazı yetmeyecek en az iki yazı daha geliyor. Bekleyin, beklediğinize değecek inşallah.

Yorumlar

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler