Sosyal Medya

Ekonomi

Kur riskini yönetenlerden misiniz, yoksa eli böğründe bekleyenlerden mi?

Şirketler için risk yönetimine bir önceki “Şirketler için risk yönetimi: Bir tercih değil, zaruret” başlıklı yazımda giriş yapmıştım, oradan devam…

Kur riskini yönetenlerden misiniz, yoksa eli böğründe bekleyenlerden mi?

Şirketler için risk yönetimine bir önceki “Şirketler için risk yönetimi: Bir tercih değil, zaruret” başlıklı yazımda giriş yapmıştım, oradan devam edeceğim. Ancak bu arada ParaAnaliz’in değerli kalemlerinden Arda Tunca’nın risk yönetimi konusunu ele aldığı “Türev ürünler hisse senedi sanıldığında..” başlıklı yazısına da değinmek isterim.  Bu makaledeki tüm görüşleri paylaşmamakla birlikte, risk yönetimi konusunda şirketler tarafındaki bilgi eksikliği ve bakış açısındaki yanlışlıklara ilişkin güzel tespitler olması nedeniyle henüz okumamış olanlara bir göz atmalarını tavsiye ediyorum.

İLGİLİ HABERTürev ürünler hisse senedi sanıldığında...Türev ürünler hisse senedi sanıldığında…

Ülkemizdeki şirketler açısından en önemlisi olduğunu gözlemlediğim kur riskini bir örnek ile açıklamayı deneyeceğim.  Kurlardaki hareketlilik malum,  gelirler ve giderler, ya da borçlar ve alacaklar farklı para birimleri üzerinden ise şirketleri olumlu ya da olumsuz etkiler. Biz olumsuz tarafına konsantre olacağız bu yazıda, çünkü risk olumsuzun gerçekleşmesi ihtimalidir kısaca. Kurlardan kaynaklanan risklerin yönetilmesi için borsalarda işlem gören vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri kullanılanileceği gibi tezgahüstü piyasa  ürünleri olan forward işlemler ve opsiyonlar da kullanılabilir.

Borsa İstanbul’da döviz vadeli işlem sözleşmeleri ve opsiyon sözleşmeleri işlem görüyor ve belirli ölçüde likidite de var, ancak likidite daha çok kısa vadelerde yoğunlaşmış durumda. Dolayısıyla  bir ay ya da iki ay vadeli kontratları alıp satabiliyorsunuz daha uzun vadeler maalesef pek mümkün değil.  Ayrıca şirketler kur riski yönetimini Borsa’dan yaptıklarında işin doğası gereği standart bazı kurallara uymak zorundalar, oysa çalıştıkları bankalardan bu hizmeti aldıklarında daha esnek koşullar sunulabiliyor. Bu açıdan bakıldığında borsalar ile tezgahüstü piyasaları birbirine rakip görmekten daha ziyade birbirinin tamamlayıcısı olarak görmüşümdür her zaman.

Gelelim rakamsal örneğimize. Varsayalım ithalatçısınız ve yurt içinde TL ile satış yapıyorsunuz, 1 milyon dolarlık ithalat yaptınız ve yurt içinde ortalama  vadeniz 6 ay diyelim. İthalatı yaptığınızda dolar kuru 3,50 iken bu malların size maliyeti 1 milyon doların TL karşılığı olan 3,5 milyon TL. Yurtiçinde bunları 6 aylık vade farkını da dikkate alarak varsayalım % 15 kar ile satıyorsunuz, bankadan  6 ay sonrasına forward kur istediğinizde muhtemelen şu anki spot kurdan daha yüksek bir seviye ile karşılaşacaksınız, bunun sebebi de vadeli fiyatların iki para birimi arasındaki faiz farkının (taşıma maliyeti) kullanılarak hesaplanması.

Forward kur hesabını açıklamak için mevduat/kredi faizi farkına ve TL/döviz mevduatı arasındaki stopaj farklarına girmeden basitçe tek faiz oranı kullanacağım her para birimi için. Örneğin 6 aylık TL faizi % 9,USD faizi de % 1,80 diyelim. Forward kur şöyle hesaplanıyor. Parayı TL olarak bankaya yatırdığınızı düşünelim, 3,5 milyon TL para 6 ay sonra faiziyle birlikte 3,657, 500 TL ediyor. Bunu bugün dolara çevirip dolar olarak bankaya yatırsanız 6 ay sonra yıllık % 1,80 faizden 9,000 USD faiz ile birlikte 1,009,000 USD alırsınız bankadan. Vadeli kur öyle bir seviyedir ki bu iki işlemden herhangi birini diğerine avantajlı kılmaz. Yani vade sonunda elde ettiğiniz toplam TL tutar olan 3657500’yi toplam USD tutar olan 1009000’e böleceksiniz. Bu da 3,6249 eder, forward kurun yaklaşık bu seviyelerde olması beklenir, basit hesaptır ama çoğu zaman gerçek fiyatlara çok yakınsar.

İki para biriminin spot kur değeri ve faizlerinden hesaplanan 6 ay sonrasının kuru bu fiyattan farklı olursa arbitraj imkanı doğar. Şöyle açıklayalım. Varsayalım spot kur 3,50,6 aylık TL faizleri yıllık  % 9,6 aylık USD faizi yıllık  % 1,80 ve 6 ay sonrası için vadeli kur 3,60 civarında, yani vadeli kur olması gerekenin altında.  Piyasa oyuncuları bunu gördüğünde 3,5 milyon TL’yi % 9 ‘dan bankaya yatırır, ve aynı anda vadeli piyasadan 3,60’tan dolar alır. Vade sonunda elde edilen 3,657,500 TL ile 1 usd = 3,60 kur üzerinden dolar alındığında toplam 1,015,000 USD elde edilecek, bu da bankalar dolara % 1,80 faiz vermekte iken, dolaylı yoldan dolar bazında yıllık  % 3 faiz elde edilmesi anlamına gelecektir. Bunu gören tüm arbitrajcıların aynı hareketleri yaptığını varsayarsak bankaların TL ve USD faizleri değişmeyeceği varsayımıyla iki şeyden birisi ya da her ikisi bir arada olur. Spot dolar kuru düşer, vadeli kur yükselir, fiyatlar bir şekilde faiz farkını yansıtacak şekilde dengeyi bulur.

Konumuza geri dönelim. İthalatçı 1 milyon dolara malettiği malları yurt içinde % 15 kâr ile sattığında toplayacağı para 4,025,000 TL olacaktır. Hatırlarsanız 6 ay sonrasına  3,6250’ye 1 milyon doları almıştı, dolayısıyla vade sonunda 3,625,000 ödeyecek 1 milyon dolar için geri kalan 400,000 TL de kârı olacak. Kurlar ne olursa olsun bu kâr garanti olacak ithalatçı için, işte tavsiye ettiğimiz de budur temel olarak.  Örneğin vade sonunda 1 USD= 4,00 TLolsa da elindeki para 1 milyon USD + 400.000 TL, 1 USD = 4,5 olsa elindeki para tine 1 milyon usd + 400,000 TL olacak. İthalatçı ya kur 3,50 de kalırsa ya da daha geriye gelirse sorusunu sormaya başladığında işler karışır, o zaman şu soruyu sormalı, siz asıl işinizden mi kar elde etmeyi umuyorsunuz yoksa kur spekülasyonundan mı?

Burada özellikle borsalarda işlem gören vadeli işlem sözleşmelerinden kaynaklanan bir komplikasyondan bahsetmemiz gerekiyor. Borsalarda işlem gören vadeli sözleşmeler için teminat talep ediliyor, Borsa İstanbul’da pozisyonlar hesap bazında takip edildiğinden bu durum pratikte daha fazla zorluk çıkarabiliyor, kurlardaki değişim dolayısıyla pozisyon alan şirketler beklenmedik teminat tamamlama çağrısına muhatap olabiliyorlar.

Bu durum şirketler için operasyonel yük ve zaman zaman likidite sıkıntısı anlamına gelebiliyor, oysa şirketlerin çalıştıkları bankalar ile yapacakları forward işlemlerde bu zorluk aşılabiliyor. Borsa İstanbul belki de artık hesap bazında takip işini üyelere bıraksa piyasayı rahatlatabilir. Her ne kadar sermaye piyasalarımızda işlem hacmi arzu edilen seviyelere henüz ulaşmamış, aracılık sektörü gelir üretme konusunda sıkıntılar yaşamakta olsa da, vadeli piyasalar ilk açıldığı yıl olan 2001 senesine göre çok daha kurumsal bir yapıya kavuştu, piyasayı da çok sıkmamalı diye düşünüyorum.  Bir sonraki yazımda opsiyonları örnekleyeceğim, ayrıca editörümüz de uygun görürse ParaAnaliz’in raporlar ya da içerik hizmetleri bölümüne konulmak üzere bu konuyla ilgili bir sunum da göndermeyi planlıyorum, sunumla anlatmak daha kolay olacak benim açımdan da.

İLGİLİ HABERŞirketler için risk yönetimi: Bir tercih değil, zaruret!Şirketler için risk yönetimi: Bir tercih değil, zaruret!

Yorumlar

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler