Sosyal Medya

Ekonomi

Kur dengelemeleri: Plaza ve Louvre Antlaşmaları

Aşağıdaki satırları 28 Şubat 2016 tarihinde kaleme almıştım. Hatırlanacağı üzere, 2015 yılının içinde de Dolar kurunda hızlı bir yükselme yaşanmıştı.…

Kur dengelemeleri: Plaza ve Louvre Antlaşmaları

Aşağıdaki satırları 28 Şubat 2016 tarihinde kaleme almıştım. Hatırlanacağı üzere, 2015 yılının içinde de Dolar kurunda hızlı bir yükselme yaşanmıştı. Doların değerlenme sürecini analiz ederken, yakın tarihe odaklanma ihtiyacı hissetmiştim. O ihtiyaçtan aşağıdaki yazı çıkmıştı. ParaAnaliz’deki bir önceki yazımın başlığı “Dolar sadece Türkiye’de değerlenmiyor” idi. Yazının başlarında, “Amerikan Doları’nın çok güçlü olduğu dönemlerin dünya ekonomisi için özel bir anlamı oluyor” demiştim. Aşağıdaki yazı, bu özel dönemleri kısaca anlatmaktadır. Tarihsel açıdan önemli bir dönemece girerken, yakın tarihe göz atmak faydalı olabiliyor.

“1970’li yıllarda dünya enflasyon ve işsizliği ilk kez bir arada gördü. Durgunluk ve enflasyon bir arada yaşandı ve stagflasyon kavramı literatürde tanımlandı. Dönemin Fed başkanı Paul Volcker’in enflasyona karşı önlem almak amacıyla faiz oranını yükseltmesiyle ekonomi tarihinin meşhur Latin Amerika krizi başladı. Ancak, başka bir sonuç da ortaya çıktı: Dolar aşırı ölçüde değerlendi.

1980-1985 arasında Dolar, Japon Yeni, Alman Markı, Fransız Frangı ve İngiliz Sterlini karşısında yaklaşık olarak %50 oranında değer kazandı. Söz konusu ülkeler, o dönemin en büyük beş ekonomisini oluşturmaktaydı.

ABD’nin cari açığının milli gelire oranı %3.5 civarında idi. Ayrıca, 1980’lerin başından beri resesyon sorunuyla baş etmeye çalışıyordu. Volcker’ın faiz kararı ile enflasyona karşı önlem alınmaya çalışılmıştı ama Amerikan üreticisi, hizmet sektörü ve çiftçisi aşırı değerli Dolar nedeniyle uluslararası ticarette rekabetçi olamıyordu.

Yukarıda adı geçen para birimlerine sahip ülkeler New York’ta, Plaza Otel’de bir araya geldiler ve tarihe Plaza Antlaşması olarak geçen antlaşmaya imza attılar. Buna göre, söz konusu ülkelerin merkez bankaları 1985-1987 arasında uluslararası piyasalara toplam $10 milyarlık Dolar enjeksiyonu gerçekleştirdiler. Aynı dönemde Dolar’ın Yen karşısındaki değeri %51 oranında düştü.

ABD için önemli olan bu antlaşmayla Amerikan ekonomisi uluslararası alanda rekabet gücü kazandı ama Japonya piyasasında başarı elde edemedi. Zira Japonya, ithalatla ilgili gümrük tarifeleriyle iç piyasasına mal girişlerini zorlu bir hale getirmişti. Dolayısıyla Dolar, Japon Yeni karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğramış olmasına rağmen Amerikan malları Japon piyasasına giremedi ve ABD ekonomisinin uluslararası rekabet gücü kazanması konusunda yardımcı olmadı.

Japon Yeni’nin uluslararası piyasalarda güçlenmesinin bu defa Japonya için olumsuz etkileri söz konusu olmaya başladı. Güçlü Yen, Japonya ekonomisi üzerinde resesyonist etkiler yapmaya başladı. Japonya, ihracata bağımlı bir ekonomik yapıdaydı ama güçlenen para birimi nedeniyle yeteri kadar ihracat yapamayacak durumda idi.

Dolar ve Yen dengesinde yukarıda anlatılan gelişmeler hem ABD-Japonya arasında sürekli olarak ödemeler dengesi üzerinden tartışmaların oluşmasına, hem de Japonya’nın değerlenen Yen’i zayıflatmak amacıyla genişleyici para politikalarına yönelmesine neden oldu. Japonya’nın genişleyici para politikaları uygulamaları bu defa bir varlık balonunun oluşmasına neden oldu ve tarihe “kayıp on yıl” olarak geçen Japonya resesyonu başladı. Japonya için bugün konuşulan çok sayıdaki ekonomi başlığının temelinde kayıp olarak geçirilen 1990’lar yatıyor.

Plaza Antlaşmasıyla, Dolar’daki değer kaybı belirli bir denge noktasının ötesine geçince başka dengesizlikler ortaya çıkmaya başladı. Bu kez, Dolar’ın aşırı değer kaybını durdurmak ve uluslararası döviz piyasasına istikrar kazandırmak amacıyla Fransa, Batı Almanya, Japonya, Kanada, ABD ve İngiltere arasında Louvre Antlaşması imzalandı.

Antlaşmaya göre Fransa bütçe açığının milli gelirine oranını %1’e düşürdü ama özel şirketlere ve hane halklarına vergi indirimleriyle sıkılaştırıcı maliye politikasının ekonomiyi yavaşlatacak etkilerini bertaraf etmeye çalıştı. Japonya, dış ticaret fazlasını azaltmayı ve faiz oranlarını düşürmeyi taahhüt etti. İngiltere, kamu harcamalarını ve bazı vergileri düşürdü. Batı Almanya da kamu harcamalarını düşürdü ve özel şirketlere ve hane halklarına bazı vergi indirimleri getirdi. ABD ise, 1988 yılının bütçe açığının milli gelire oranını 1987’deki %3.9 oranından %2.3 oranına çekmeyi taahhüt etti. Ayrıca, kamu harcamalarını %1 oranında azaltmayı ve faiz oranlarını düşük tutmayı öngördü.
Louvre Antlaşması sonrasında Dolar’ın değer kaybı bir süre daha devam etti. Alman Markı karşısında kur 1.57’ye, Japon Yeni karşısında ise 121’e kadar düştü. Ancak, değer kaybının sonlanmasıyla başlayan 18 aylık bir değerlenme süreci sonunda Dolar’ın Mark karşısındaki değeri 2.04’e, Yen karşısında ise 160’a geldi. Ancak, Dolar’daki düşüşün son bulmasıyla beraber Fed faiz oranını %6.50’den %9.75 seviyesine çıkardı.

2016’nın küresel ekonomisi yaklaşık 35 yıl öncesininkinden çok farklı. 35 yıl önceki dünyada uluslararası politikada yakınlaşmaların arttığı ve gerilimlerin düştüğü bir dönem söz konusuydu. Bugün, tam tersi bir süreci yaşıyor uluslararası politika. 35 yıl öncesine göre çok daha karmaşık ve değişken sayısının çok daha fazla olduğu bir piyasa ortamı söz konusu. Bu nedenle, küresel ekonomide alınan kararların çok daha geniş bir katılımla alınması gerekiyor. Aksi takdirde, kararların etkileri son derece sınırlı kalıyor. Kutuplaşmaların arttığı bir uluslararası politik ortamda ekonomi için ortak karar almak da iyice zorlaşmış durumda.

Dünya, önemli bir evreye ve köklü değişimlerin yaşanacağı bir sürece giriyor. Bu süreçten daha fazla işbirliği mi, daha fazla kamplaşma mı çıkar? Cevap net sanki ama yaşadıkça yorumlayalım. Heyecanımız canlı kalsın.”7

İLGİLİ HABERDolar sadece Türkiye’de değerlenmiyorDolar sadece Türkiye’de değerlenmiyor

Yorumlar

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler