Sosyal Medya

Dövizde iletişim hatalarının bedelini ödüyoruz

23 Kasım 2016

TCMB Başkanı Murat Çetinkaya göreve geldiği ilk andan bu yana iletişimin önemine özellikle vurgu yapan bir Merkez Bankası Başkanı oldu.

Piyasa oyuncuları olarak bu açıklamalardan anladığımız TCMB’nin piyasalara ışık tutma anlamında daha etkin bir iletişim politikası yürüteceği, para politikasının anlaşılmasına daha fazla katkıda bulunacağı idi. İlk icraat olarak ekonomistlerle toplantıların iptal edilmesi bu niyete gölge düşürse de yerine birebir görüşmelere olanak tanınması uygulamanın iletişim eksikliği olarak algılanmasını engelledi. Sonrasında ise tek açık ve net iletişim sadeleştirme ile ilgili yapılan oldu ve piyasa bu etkili iletişim sayesinde enflasyon görünümünün bozulduğu zamanda bile TCMB’yi dinledi; darbe girişimi haftasında sadeleştirmeye devam etmesine agresif tepki göstermedi.

Bu karşılıklı etkileşim sadece TCMB sadeleştirme adımlarına devam ederken değil, sadeleştirmeye ara verdiği sırada da sürdürülse kurdaki volatilitenin bir kısmı emilebilirdi belki de. TCMB’nin kurdaki oynaklığın fiyatlama davranışına etki edeceği ortada iken sessizliğe bürünmesi, piyasa ile konuşmak yerine hükümet yetkilileri ile konuşması, attığı tek adımın 700 mln $ gibi oldukça yetersiz bir döviz arzı ile yapılması piyasalarda TL’yi savunacak bir mekanizma olmadığı izlenimi uyandırdı.

İLGİLİ HABERDeutsche Bank'tan detaylı analiz: TCMB için eylemsizlik seçenek değilDeutsche Bank’tan detaylı analiz: TCMB için eylemsizlik seçenek değil

Aslında TCMB döviz depo teminatlarına limit getirerek piyasaya önemli miktarda döviz çıkmasını sağladı ancak bu uygulamanın da iletişimi yeterince açık yapılmadığı için algıda bozukluk devam etti. Sadece algı bozukluğu olarak kalsa yine de belki geçici olarak addedilebilirdi ancak Lira’da kalıcı değer kaybının enflasyon, büyüme ve faizler üzerinde negatif etki etmemesi mümkün değil. Perşembe günü gerçekleşecek PPK toplantısı öncesinde önümüzdeki dönemin makroekonomik tahminlerini ortaya koyacak bir netlik bulunmuyor ancak kaybedilen zaman bize önümüzdeki sene %3’ün altında büyüme, %8’in üzerinde enflasyon getirecek; tahvil faizlerini de çift haneli oranlarda tutacak gibi görünüyor.

TCMB’nin döviz rezervlerini kullanarak piyasaya doğrudan müdahalede bulunmamasını anlıyoruz. Bundan sonra doğrudan müdahalelerin yerini rezerv opsiyon mekanizması (ROM) aldı; yani doğrudan müdahaleyi artık TCMB değil bankalar yapıyor. Kafaları çok karıştırmadan özetlemek gerekirse TCMB, ROM vasıtasıyla bankalara tutmaları gereken TL munzamı döviz munzam olarak tutma izni veriyor.

Bu sayede bankalar döviz likiditesinin bol olduğu dönemde TCMB hesaplarında daha az TL, daha fazla döviz munzam tutarak 40 mlr $’a yakın kaynak biriktirdi. TCMB, bankaların kendi ihtiyaçlarına göre ne kadar döviz ne kadar TL munzam tutacaklarına karar vermek suretiyle mekanizmanın otomatik dengeleyici olarak çalışmasını bekliyor. Bunun sağlıklı çalışıp çalışmadığın kestirmek zor. Zira bir yandan yerleşikler döviz mevduatlarını bozduruyor, dolayısıyla bankaların daha az döviz munzam tutması gerekiyor; öte yandan döviz depo teminatlarına sınır getiriliyor böylece bankalar daha az dövizi TCMB hesaplarında teminat olarak tutuyor, bir yandan da bankalar döviz talebini karşılamak için ROM’u daha az kullanıyor ve TCMB’ye TL munzam koyup döviz munzam olarak tutulan kaynağı piyasaya sürüyor. Detaylarda boğulmadan verilere göz atacak olursak TCMB bilançosundan gördüğümüz kadarıyla döviz depo limiti getirilene kadar 15 Temmuz’dan bu yana rezervlerde herhangi bir kayıp yok. Haftalık TCMB rezervlerine bakarsanız 15 Temmuz haftasında altın dahil 122.7 mlr $  olan toplam rezervler 11 Kasım haftasında $123 mlr $ seviyesinde.

İLGİLİ HABERBu yılın en önemli makalesi:  Tahviller ve enflasyonBu yılın en önemli makalesi:  Tahviller ve enflasyon

Bu sonuçlara bakarak ROM’un otomatik dengeleyici fonksyonu mu gördüğü yoksa hiçbir işe yaramayarak kurun bu seviyelere gelmesinde en önemli faktör mü olduğu sorusunun cevabını size bırakıyorum. Döviz depo teminatlarına limit getirildiği 10 Kasım tarihinden bu yana bakacak olursak ise TCMB bilançosundan gördüğümüz kadarıyla brüt rezervlerde 8 mlr $’a yakın düşüş var. Yani piyasaya bu kadar döviz kaynağı girmiş. Bunu 15 Temmuz’dan bu yana yerleşiklerin DTH’larında görülen 16 mlr $’ın üzerinde çözülme ile birleştirince piyasaya arz edilen döviz miktarının hiç de öyle azımsanacak ölçüde olmadığını görüyoruz.

“Peki sorun nerede, neden kur düşmüyor?” diye soracak olursanız bunun dayandığı temel faktörlere daha önce değinmiştik. Yüksek finansman açığından, Fed faiz artışı beklentilerine ve dolayısıyla artan ülke risk primine kadar pek çok faktör bunda rol oynuyor. Ancak yukarıda anlattıklarımızdan çıkartılacak sonuç, temel faktörler arasında saydığımız ülke risk primine TCMB’nin iletişimsizliğini de eklememiz gerektiği.

Piyasanın Ekonomi Koordinasyon Kurulu’ndan  medet umması bile TCMB’nin para politikası üzerinde söz sahibi olma gücüne zarar veriyor. TCMB’nin piyasadaki belirsizliğe çare olacak ilaçları sadece faiz, munzam, depo limiti vb. gibi teknik silahlardan oluşmuyor; güven unsurunu göz ardı etmemek gerekiyor. Bunun için de varlığını hissettirerek güven vermesi, bir yol kazasına izin vermeyecek güçte olduğunu göstermesi ve piyasaya mesaj niteliğinde daha çok adım atması veya sözle müdahalede bulunması gerekiyor. Bu haftaki PPK’da bu amaçla haftalık repo faizinde 25 baz puanlık bir faiz artışı görebiliriz. Kur seviyesine hiç etki etmeyecek ama sadece mesaj niteliği taşıyacak bu artışı piyasaların pozitif karşılamasının tek yolu atılan adımı etkili söylemlerle pekiştirmesi ve gerektiğinde yine adım atmaktan çekinmeyeceğini söylemleriyle hissettirmesi. Aksi takdirde hükümetin izin verdiği kadar hareket edebilen bir Merkez Bankası izlenimi iyice yerleşecek ve TCMB’nin piyasayı peşinden sürükleme gücü kalıcı olarak hasar görecektir.

İLGİLİ HABERFatih Özatay: Merkez Bankası'nın yapabileceği fazla bir şey yokFatih Özatay: Merkez Bankası’nın yapabileceği fazla bir şey yok

@ozlemderici

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları