Sosyal Medya

Çin nereye dünya oraya

22 Eylül 2016

Kimi ülkede kamunun borcu, kimisinde özel sektörün borcu, kimisinde de hane halkının yüksek borcu nedeniyle dünya ekonomik büyümesinin önünde bir duvar bulunduğu bugün herkesin bilgisi dâhilinde.  Çin’de işte bu borç problemi muazzam boyutlarda.

2008’de GSMH’sine göre %165’lerde olan borç yükü, 2016’ya gelindiğinde %255 seviyesine kadar sıçramış durumda. Çin ekonomisi borç yükünde böylesi dramatik bir yükseliş dönemini aynı zamanda ekonomik büyüme modelini kökünden değiştirerek, ekonomik büyüme hızını yavaşlatarak geçirmeye çalışıyor.  Kolay bir iş değil.  Üstelik, küresel büyümenin halen lokomotifi olan ülkede ne olup bittiği hepimizi yakından ilgilendiriyor.

BIS tarafından yapılan son açıklamalarda ise Çin’in bankacılık sektöründe de bir süredir alarm zilleri çalmakta.  ABD’li ekonomist Minsky tarafından geliştirilen ve bankacılık sektöründe risk karşılaştırmalarında norm haline gelen ölçüte göre (borç ve GSMH arasındaki fark); BIS Çin’de bu oranın son 60 yılın bankacılık krizlerine bakarak riskli bölgeye geçiş sınırı olarak belirlediği seviyenin üç katına çıkarak 30,1’de bulunduğunu açıkladı birkaç hafta önce. Üstelik, Çin’de GSMH büyümesi yavaşladıkça borç yükü de oransal olarak da miktarsal olarak artmaya devam ediyor.  Toplam 28 trilyon dolarlık borç, Çin’li yöneticilerin Çin ekonomisinde kontrolü kaybetmemek için atmayı planladıkları bütün adımları kritik hale getiriyor.  Çünkü özellikle uzun süredir aşırı gevşek para politikası izleyen büyük merkez bankalarının faizlerde yapabilecekleri kayda değer bir yükselişte pimi çekilmiş bomba haline geliyor Çin.

Çin’in devlet gazetesi olan People’s Daily’de çıkan bir röportajda- ki röportaj yapılanın devlet başkanı Xi olduğu varsayılmakta- Çin’in borçlanma hızının sistematik risk oluşturur noktaya geldiği ve bundan sonra borç yapılandırmaları ve zombi kurumların tasfiyesi gibi daha radikal adımların atılacağı belirtiliyor.  Bu aslında bir süredir reform sürecini ağırdan almakla eleştirilen Çin yönetimi adına önemli bir niyet beyanı.

IMF’ye göre Çin’de işler henüz yolunda…

BIS’ten Çin’in borç yüküne bağlı potansiyel bankacılık krizine doğru gitmekte olduğuna yönelik gelen uyarıların ardından, IMF bu hafta içinde yayınladığı yeni bir raporda Çin ekonomisinde atılan adımları değerlendiriyor.

İLGİLİ HABERBIS: Çin'de krediler alarm veriyor, Türkiye'de tehlike azaldıBIS: Çin’de krediler alarm veriyor, Türkiye’de tehlike azaldı

Son 30 yılda dünyada emtia fiyatlarını da rekor yüksek seviyelere çekecek şekilde, Çin ekonomisi büyüme modelini ihracat ve doğrudan yatırımlara dönük şekilde kurmuştu.  Bu hızlı değişimin gelir dağılımını çok bozduğunu da eklemek gerek.  İhracata yönelik büyüme modelinin yuanın değeri ile birleşmesi sonunda da cari fazlanın GSMH’nin %10’una yükselmesi küresel dengesizlikler tartışmasının odak noktası haline gelmişti. Sonra 2008 finansal krizi geldi ve arkasından izleyen büyük durgunluk dönemi başladı.  Çin hükümeti daha da fazla borçlanma yoluyla büyümeyi bir süre alt yapı yatırımlarına kaydırarak dinamik tutmayı denedi.  Başarılı da oldu ama tabi yüksek olan borcu daha da yükseltme maliyetine katlanarak.  Gelir dağılımında ve seçilen modelde büyümenin çevrede yarattığı bozulmalar iyice dikkat çekici hale geldi.  Küresel krizi sonrasından 2012’ye gelindiğinde Çin sürdürülebilir ve daha ılımlı bir büyüme modeline geçiş için adımlar atmaya başladı. Zaten başta petrol olmak üzere emtia fiyatlarında çöküş de Çin’in bu kararı ile eş zamanda oluştu haliyle.

İLGİLİ HABERPiyasalar henüz düze çıkmadıPiyasalar henüz düze çıkmadı

Bugüne gelirsek hızla, dünyada hiçbir ülkede artık “güçlü büyüme” diye bir gerçek gözlenmezken, Çin de hedefini aşırı kapasite, yüksek borçlanma, ihracata dayalı büyüme modelinden daha ılımlı ve uzun soluklu iç talebe dayalı büyümeye doğru çevirdi.  Bu tercihin sancıları bugün hala dünyada her ülkenin ekonomik performansını etkilemeye devam ederken, Çin’in dümeni kıvırdığı suların dinginleştiğini söylemek de mümkün değil.

Çin “yeniden dengelenme” derken dört alanda değişimi hedefliyor: dış talep, iç talep, çevresel etkiler ve gelir dağılımında düzelme.  Ve tabi her bir başlıkta ilerleme bir diğeri ile etkileşim içinde IMF’nin de raporlarında ısrarla belirttiği üzere.

Fon’un altını çizdiği bir önemli fark ise, dış talep ve iç talep arasındaki denge yeniden kurulurken iç taleple ilgili değişkenlerin çok daha fazla katmanlı oluşunun yarattığı karmaşıklığın öyle kolay kolay düzenlenemeyeceği.  IMF’ye göre önemli iki gösterge tüketimin yatırımlara kıyasla GSMH’ye yaptığı katkı ve sanayi ile hizmet sektörlerinin GSMH içindeki değişen ağırlıkları. Çin söz konusu olunca iç ve dış talebi dengelemek konusunda ülkenin dünya ölçeğindeki en yüksek iç tasarruf oranı işin özünü oluşturuyor.  Ülkede uzun süre izlenen tek çocuk politikası, çocuk büyütme için, ailenin genişlemesi beraberinde yapılan harcamaları sınırlandırmış ve birleşen gelecek emeklilik dönemine ait endişeleri ile kazanılan paranın tasarrufa yönelmesiyle sonuçlanmıştı.

Şimdi hem Çin hükümetine yapılan önerilerde, hem de Çin hükümetinin benimsediği reform adımları içinde işte bu tasarruf oranının daha normal seviyelere düşürmek hedefi bulunuyor.  Bu da büyümek için borçlanarak yapılan yatırımların yavaşlayabilmesine; borç yükü ve fazla kapasitenin yarattığı risklerin elimine edilmesine ve aynı zamanda atıl kapasitenin de yükselecek iç taleple verimli noktaya doğru normalleşmesine yarayacak bir tercih.

IMF’nin temel senaryosuna bakınca, Çin ekonomisi hakkında uykusuz geceler geçirmeye fazla gerek yok gibi görünüyor.  Fon, reformların arasında planlandığı şekliyle kamu harcamalarında sağlık kapsamının artırılırken hane halkının tasarruflarının da ılımlı bir hızda düşeceğini bekliyor.  Ki önümüzdeki 15 yolda nüfusunda hızla yaşlanma beklenen Çin’de tasarruf oranı yaşlanmaya bağlı aşağı gelirken, bu demografik değişimlerin iç tüketim seviyesini artırıcı yönde etki yapacağına inanıyor.  Bu süreç kendi içinde cari fazlayı, hane halkının tasarruf oranını ve yatırımları (atıl kapasiteyi) normal seviyelere düşürecek.  Bu sürede ekonomide frene basıp daha sağlıklı bir yapıya değişimi yönetmeye çalışırken, batık kurumlarını temizlemek, yerel yönetimleri yeniden yapılandırmak zorunda.  Bankacılık sektöründe dünya çapında sistematik bir krizi tetiklemeden.  Sanayi yerine hizmet üreten bir ekonomi haline dönüşecek Çin.  En iyi olasılıkla.  Önümüzdeki beş ile on yıl arasında bir sürede hem de.

cingrafik

Riskler tarafında en başta tabi Çin yönetiminin reformlar koşunda elini ağır tutması ve işlerin kontrolden çıkarak başta bankacılık sektör olmak üzere Çin ekonomisinin darmadağın olup, dünya ekonomisini de peşinden aşağıya çekme olasılığı görünüyor.

Çin’in son dört senede değişimi ele alışındaki ciddiyet, aciliyet ve başarısı dikkate alınırsa, kısa vadede Çin’de bir kriz beklemek çok gerçekçi değil.  Ancak, ABD ekonomisine bağlı olarak Fed faiz artış sürecinin ertelenmekte oluşu; Brexit ve Brexit öncesi AB içindeki sorunlar; Rusya’nın durumu ve Orta Doğu’da yaşanan kaos hesaba katıldığında Çin ekonomisi için de en iyi senaryoyu satın almak kolay değil.  Bunun anlamı en iyi olasılıkla doğru yolda arzu edilenden daha yavaş ilerleyen Çin ekonomisi beraberinde dünya ekonomisinin uzun süre düşük büyümenin nüfus artışı eşliğinde yarattığı sosyal sorunlarla baş etmeye çalışacağı bir dönem içinde olduğumuzun her geçen gün iyice netleşmesi.  OECD’nin bugün küresel büyüme hızını %2,9’a çekmesi sürpriz değil kısaca.  Çok muhtemel benzer revizyonların devamı da gelecek önümüzdeki dönemde.

Bu durumun olası ekonomik, politik ve sosyal etkilerini Türkiye açısından ayrı bir yazı ile değerlendirmek gerek.

YAZININ DAHA UZUN VERSİYONU İÇİN TIKLAYINIZ

@guldematabay

Yorumlar

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları