Sosyal Medya
**8*

Borçlanaydınız, daha karpuz kesecektik!

15 Kasım 2016

Tespitimizi yapalım, kenara koyalım: Türkiye ekonomisinin büyüme stratejisi vardır ancak büyüme modeli yoktur. Bu ‘kurnaz’ büyüme stratejisi de “borçlandırtarak tükettirmek” üzerine kuruludur.

1980 sonrası apolitik yetişen ve ilgisini tüketime yönelten genç bir nüfus, Çinlilerin “biz camı açtık, temiz havayla birlikte sinekler de girdi” cümlesini hatırlatacak şekilde küresel pazarlama ağına dahil olmaya hevesli bir ticarî atiklik, 2008 Krizi sonrası kapıyı çalarak değil adeta kırarak giren küresel sermaye ve tüm bunların sonucunda “büyüdük” demeyi seven bir ülke.

Bu tarif ettiklerim son on yılın hadisesi değil sadece (2008 Krizi hariç elbet). Hatırlayanlarınız olacaktır, “herkes alamaz, canları çeker, ayıp olur” diye çocukların muzu dışarıda değil evde yediği zamanlardı. Dansözün TV’ye sadece yılbaşı gecesi 00.00’da çıktığı o yıllarda, bir de ekonominin prensleri vardı. O prenslerden biri bence ders kitaplarına geçmesi gereken bir tezle geldi birgün: “koyacaksın tezgaha çikita muzu, parası yetmeyen de heveslenecek, çalışıp alacak”. Geçim derdini heves eksikliği zanneden bu zihniyet, hanehalkına iş yaratmak yerine borç yaratma kafasındaydı. İşte o kafa, bizi bugün hâlâ uğraştıran sorunların da mimarıdır.

Tabi ki herkes muz yiyebilmeliydi ama bunun yolu ithal muzdan mı geçiyordu? “Tarım kooperatifleri kurup yerli muzu memlekete yayalım, alım gücünü geliştirip meyveyi lüks olmaktan çıkartalım” demek dururken ithalatı özendiren bu yaklaşım ekonominin geneline hâkim oldu.

Son on beş yılda borçlanma ve tüketme aşkının daha da alevlendiğini gördük. Tasarrufları hızla eriyen ülke giderek dış tasarruf bağımlısı haline geldi. Sadece kötü dönemlerde akla gelen ama aslında herkesin bildiği sır olan cari açık palazlandıkça palazlandı.*

Bu stratejinin ‘kurnaz’lığı nerede? Kurnazlık işin bütçe cephesinde: Türkiye’de dolaylı vergiler, toplam vergi gelirleri içerisinde aslan payına sahiptir. Yani, halk borçlanıp tükettikçe, KDV ve ÖTV üzerinden vergi gelirleri artmakta, bütçe görünümü iyileşmektedir. Bu vergileri yukarı çekmek de kolaydır. Vergiyi tabana yaymaktan, kayıtdışı ekonomiyi kayıt içine almaktan, kurumlar vergisi takibinden kesinlikle çok daha kolaydır. Halk borçlanarak tüketmekte, cari açık genişlemekte ama bu dönemde bütçe açığı iyileşmektedir. Bir yandan da tabi gelsin “rekor büyüme” başlıkları!

Grafik: Cari Denge / GSYH (%) ve Merkezi Yönetim Bütçe Dengesi / GSYH (%)

cariacik

Kaynak: TCMB-EVDS, Maliye Bakanlığı

Peki hanehalkı daha ne kadar borçlanarak tüketir? Sanayi üretiminin daraldığı, iflas ertelemelerin arttığı bir dönemde hanehalkı rahat mıdır sizce? Hergün işini kaybetme korkusu yaşayan, iş arayanların arttığını gören biri, borçlanma konusunda ne kadar cesur olabilir? Hele de bu kişi ya da ailesinden biri halihazırda kredi borcu ödüyorsa?

Basından takip edebildiğim kadarıyla Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi “Merkez Bankamızın tüketimi teşvik edecek adımlar atmasını sonuna kadar destekliyoruz” demiş. Ekonomi yönetimindeki oyuncuların birbirinden memnun olması elbette ki güzel bir şey. Açıkçası kimsenin tadını kaçırmak da istemem ama birkaç noktayı hatırlatmama izin verin:

  • Bizim Merkez Bankamızın görev tanımına “tüketimi teşvik etmek” dahil değildir. MB bunu hobi olarak yapacaksa da bu, ülke için pahalı bir hobiye dönüşebilir.
  • “Bu seviyeden borçlanmayanı dövüyorlar” diye bir büyüme modeli yoktur.
  • Zaten artmış olan hanehalkı borç yükü ve iş yaratımının zayıflıyor olması, faizdeki düşüşe rağmen tüketici cephesinde kredi talebini desteklemeyecektir.
  • TL’nin değer kaybetmesi, ithal malların fiyatını yukarı çekerek borçlanma ihtiyacını yükseltecek, gerileyen faize karşın, ihtiyaç duyulan kredi miktarının artması da borçlanma isteğini zedeleyecektir.
  • Aktarım mekanizması içerisinde zarar gören beklenti kanalı** kısa vadede kredi piyasasındaki canlanmayı zora sokacaktır.
  • Borçla tüketimi körükleme ısrarı devam ederse, faiz indiriminden sonra sıra borçlanma şartlarını esnetmeye gelir. O zaman da kısa vadede borçlanma yükselse de, bunu yapanların aslında borçlarını ödeyemeyecek kişiler olması, sonrasında sorunlu kredilerde artışı beraberinde getirecektir.
  • Faizleri düşürmek, zayıf sanayi üretimini yukarı çekmeye falan da yaramayacak ama enflasyon hedefine bağlılık konusunda olumsuz sinyaller verilmesine neden olacaktır.
  • Sizin çikita muzu seviyor olmanız, onun da sizi sevdiğini göstermez.

Velhasıl bu yolda yürümekte ısrar edilecekse, hem şiş yanar hem kebap, aç kalırız. Tok açın halinden anlamaz, onu da yabancı yatırımcıların tepkisi keskinleştiğinde görürüz.

Bilgi Notları:

*Yeldan, E. A., & Ünüvar, B. (2015). An assessment of the Turkish economy in the AKP era. Research and Policy on Turkey, 1(1), 11-28.

** Ünüvar, B. (2016). Borçlandırtamadıklarımızdan Mısınız? İktisat ve Toplum, Sayı:73

Yorumlar

Banner

Diğer Yazarlar

Yazarın Diğer Yazıları