Sosyal Medya

Ekonomi

Dünyanın politik çehresi değişiyor

Temelde konumuz ekonomi. Ancak, ekonomik gelişmeleri politikadaki gelişmelerden ayrı düşünemiyoruz. Her iki konu birbiriyle iç içe. Bazen ekonomik gelişmeler politikanın…

Dünyanın politik çehresi değişiyor

Temelde konumuz ekonomi. Ancak, ekonomik gelişmeleri politikadaki gelişmelerden ayrı düşünemiyoruz. Her iki konu birbiriyle iç içe. Bazen ekonomik gelişmeler politikanın yönünü, bazen de politik gelişmeler ekonominin yönünü belirliyor.

Ekonomi ve politika iç içe ama kurumsal karar mekanizmalarında kalın bir çizgi olmalı. Ekonomiyle ilgili kararları alan kurumlar politikanın içindeki kurumlar olabiliyor. Örneğin, parlamentolar. Fakat, ekonomiyle ilgili kararlar alan her kurum politikanın içinde olmayabiliyor. Örneğin, merkez bankaları. Merkez bankaları, politik gelişmelerin ekonomi üzerindeki etkilerini elbette dikkate alırlar ama politik kararların dışındadırlar. Dışında olmak zorundadırlar. Politikayı dikkate almak ile politikanın içinde değil, dışında yer almak arasında içerikte çok ince ama kurumsal işleyişte çok kalın bir fark olmalı. Bu farkı dikkate almadan yapılacak değerlendirmeler analizleri de, uygulamaları da yanlış sonuçlara götürür. Para Analiz’deki bir önceki yazıma gelen değerlendirmeler nedeniyle bu paragrafı yazmak durumunda kaldım. Bu önemli noktayı vurguladıktan sonra, dünyanın politik çehresine bir göz atalım. Ekonomiye önemli ölçüde yön verecek gibi duruyor.

Ekonomiyi politikadan ayrı düşünemiyorsak, dünya ekonomisini etkileme gücüne sahip bölgelerde ya da ülkelerde potansiyel olarak değişmesi muhtemel politik gelişmeleri uluslararası ilişkiler çerçevesinde anlamak durumundayız. Uzmanlığımız uluslararası ilişkiler değil. Fakat, ekonomik gelişmeler üzerinde uluslararası ilişkilerin potansiyel etkilerini görmeye çabalayacak kadar uluslararası ilişkileri takip etme yeteneğini kazanmak zorunda kalıyor insan. Bu yeteneği kazanabilmek için ekonomi bölümlerinde uluslararası ilişkiler dersleri de almak zorunda kalıyorsunuz.

4 Aralık 2016 günü mutluluk verici bir haber geldi Avusturya’dan. Cumhurbaşkanlığı seçimini aşırı sağı temsil eden Norbert Hofer kazanamadı. Mutluluk verici olan, Avrupa’ya ve insanlığa faydası olacak bir görüşün ya da kişinin iktidara gelmesi değil, zararı olması muhtemel birisinin iktidara gelememiş olması. Trump’ın ABD başkanı seçilmesiyle, dünyanın pek çok yerinde ortaya çıkan his bunun tam tersi olmuştu.

Hem ABD’deki yeni başkan, hem de Avrupa’da iktidara gelme olasılığı olan bazı lider adaylarının dikkat çeken bir özelliği var: Rusya’ya karşı son yıllarda alışılagelenin dışında bir bakış açısı.

Trump, Putin’e karşı takdirlerini sundu. Kendisinden sitayişle söz etti. Trump’ın ABD-Rusya ilişkilerine başka bir boyut kazandıracağı ve ilişkilerin mevcut halini değiştireceği beklentisi gayet kuvvetli. Ancak, Trump’ın Rusya ile yakın ilişkileri olan Çin’in Tayvan ile ilişkileri hakkındaki sözlerinin politikadaki yansımalarının nasıl seyredeceğini henüz net olarak anlayamıyoruz. Fakat, piyasalar üzerindeki etkilerini hemen gördük. Yani, politikanın ekonomi üzerinde yakınlaşan bir ilişkisi ve etkisi söz konusu. Bilinen denklemlerin dışına çıkılıyor çünkü. Çin, Tayvan’ı kendi toprağı olarak görüyor ve bugüne kadar hiçbir ABD başkanı bu konuda aksi bir yorum yapmamıştı. Trump hariç.

Geçtiğimiz hafta içinde Fransa’da, merkez sağ Cumhuriyetçi Parti’nin 2017’nin ilkbaharında yapılacak başkanlık seçimleri için adayı belli oldu: François Fillon. Kendisi de bir Putin sempatizanı. Rusya’nın Kırım’ı ilhak edişini Kosova’nın Sırbistan’dan koparak bağımsızlık ilan etmesine benzetiyor.

İngiltere’nin AB’den çıkışı ile ilgili konular sürekli olarak gündemde iken, Fransa’da ve ABD’de Rusya ile ilişkilerin sıcaklaşma olasılığı artarken, Rusya üzerinde uygulanmakta olan yaptırımların durumu ne olacak? Bilindiği üzere, ABD ve AB Kırım’ın ilhak edilmesi sonrasında Rusya’ya karşı bir dizi yaptırımı uygulamaya almıştı. Bu, soğuk savaşın geri dönüşüydü.

Unutmayalım ki, AB içinde Fransa-Almanya ilişkilerinin her zaman özel bir önemi vardır. Brüksel’de 6 ayda bir yapılan dönem toplantılarında kendi aralarında uzlaşma sağlamış Fransa ve Almanya’nın diğer AB üyeleri üzerinde ikna edici gücü her zaman çok kuvvetlidir.

Merkel, batı dünyasının son kalan demokratik ve liberal lideri olarak görülmeye başlandı. Fransa ile görüş birliğini kaybetmiş bir Almanya için AB içinde yönlendirici rol oynamak zorlaşacaktır. Ayrıca, Suriye’li göçmenlerle ilgili politikalar nedeniyle kendi seçmeniyle başı dertte olan Merkel’in geleceği de pek belli değil.

Putin, ABD ve Fransa’daki Rusya lehine ortaya çıkmaya başlayan gelişmeleri görerek açıklama yapmakta gecikmedi. Dünyanın tek kutuplu olduğunu düşünmenin bir hata olduğunu dile getirdi.

Gidişat, uluslararası ilişkilerde Rusya’nın dünyaya daha fazla entegre olacağı bir noktaya işaret ediyor. Uluslararası ticaret için olumlu sayılabilecek bir potansiyel gelişme bu. Burada, Almanya’da nasıl bir anlayışın iktidara geleceği çok önemli olacak. Çünkü, AB’nin uluslararası politikası açısından Almanya’nın özel bir önemi var. ABD ve Avrupa’daki tüm gelişmeler Almanya’yı  olduğundan da özel bir noktaya yerleştiriyor.

Son olarak, anayasa değişikliğine İtalya’nın hayır demesi başbakan Matteo Renzi’nin istifasına neden oldu. Banca Monte dei Paschi di Siena’nın başını çekebileceği olası bir bankacılık krizi İtalya ve Euro Bölgesi için düzelememe durumunun derinleşmesi anlamına gelir. İtalya’nın toplam borcunun milli gelirine oranı %133. Bankaların ihraç ettikleri bonoların %49’u (€170 milyar) hane halkının elinde.[1] Dolayısıyla, politikadaki boşluğun yaratacağı bir yönetim krizi ile beraber zaten kırılgan olan bankacılık sisteminde bir krizin ortaya çıkması Euro Bölgesi için yeni potansiyel riskler içerir.

Tüm gelişmeler, kırılganlıkları artan bir dünya politikasına işaret ediyor. Türkiye ise, Rusya ile daha yakın, Avrupa ile daha uzak ilişkiler içinde olacak gibi.

Dünya politikasındaki gelişmeler, daha sert, daha vahşi bir küresel rekabet ve ekonomik savaş ortamının gelmekte olduğunu anlatıyor.

Ekonomik bir kriz (2008), politikaya yeni bir şekil veriyor. Bu yeni gelişen politik ortam dünyanın daha az demokratik, daha az huzurlu ve barışçı ve daha az medeni olacağını anlatıyor. Bu politik ortamın ekonomide bir sonraki dalga etkisi artan korumacılık eğilimleri olabilir.

Kendi seçmenine dünyayla daha fazla entegre olma hikayesi anlatan liderlerin dönemi bitti. Seçmen, sadece kendisi için çalışan liderleri iktidara getirmeye başladı artık. Daha az demokrasi, insan hakları ve fikir özgürlüğüne razı olarak. Ekonomik açıdan korktular çünkü.

Bir tanıma göre politika, bugün imkansız görünenin ileride doğal hale getirilmesi sanatı. Ekonomi, bu sanatın çok önemli bir aracı. Hep beraber başka bir evreye giriyoruz.

[1] “Matteo Renzi wants more power to change Italy in a constitutional referendum,” The Economist, 1 Aralık 2016.

Yorumlar

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler