Sosyal Medya

Ekonomi

Herkese Merhaba!

Benim için konuşmak, yazmaya göre kesinlikle daha kolay bir eylem. Bugüne kadar birçok kişi ve kurum benden yazı talep etti.…

Herkese Merhaba!

Benim için konuşmak, yazmaya göre kesinlikle daha kolay bir eylem. Bugüne kadar birçok kişi ve kurum benden yazı talep etti. Bense vaktim olmadığı bahanesiyle geri çevirdim bu teklifleri. İşin aslı ise vakitten çok yazmanın başka bir kabiliyet olduğu ve onun da bende noksan olduğu gerçeğiydi. Ancak işin sonunda adama “Halep oradaysa arşın burada” derler. Kerim de öyle yaptı!

Bu ahval ve şeraitte bir miktar utancı da göze alarak kalemi en sonunda elime aldım. Kalemi elime alınca da beni bir endişe sardı: “Bunu yazarsam o rahatsız olur, şunu yazarsam bu tepki gösterir, hele bunu hiç yazmayayım filancalar alınır.”

Oysa ne hikmetse konuşurken beynimin bu kısmı faaliyete geçmez ama kalemi elime alınca geldi mi bana bir riyakarlık, başkalarına hoş görünme çabası, bir hesap, bir kitap…

İşte tam da bu nedenle, tanıdığım pek çok kişinin yazarken veya konuşurken gerçek düşüncelerini farklı ifade ettikleri biliyorum. Hatta toplumun büyük çoğunluğunun çeşitli sebeplerle konuşmasını, yazmasını ve davranışlarını yakın çevresine uygun hale getirme çabasının tanığıyım.

Bu kültürü “içten içe veya aleni riyakarlık”olarak tanımlıyorum.Kişinin özgür bir birey olmasının başta kendisiyle yüzleşebilmesine bağlı olduğuna inananlardanım.

İlk yazıya neden böyle başladım? Samimiyet, özgür düşünce, merak, şüphe, adalet, refah, güven gibi kavramlardan sürekli bahsederiz. Sahip olduğumuz riya ve korku karışımı kültürle kavramların içini boşaltırız. Kavramların içini boşalttığımız ve hepimiz bunlara kendi anlamlarımızı yüklediğimiz zaman anlaşmak da mümkün olmaz. Farklı düşüncelerden çok kendimiz gibi düşünenlerin eleştirilerinden ve onların bizi dışlamasından korkarız. Hiçbir zaman kendimizi gerçekten ifade eden analizler ortaya koyamayız.

Peki bunların hepsini neden yazdım? Çünkü tıpkı normal hayatımda olduğu gibi sizin beni sevip sevmeyeceğinizle, görüşlerime katılıp katılmayacağınızla zerre kadar ilgilenmeden kalemimi elime alacağıma, riya ve menfaat kültürünün bir parçası olmayacağıma dair söz veriyorum.

Vasatlıkla Yüzleşme

İstanbul Sanayi Odası’nın iki sene önceki kongresini “Vasatlıkla Yüzleşme” başlığı altında gerçekleştirdik. Vasatlık kimine göre iyi, kimine göre kötüdür. Ancak vasatlıkla ilgi olarak bilmemiz gereken en önemli şey hiçbir iddia içermediğidir.

Riya, kısa vadeli küçük menfaatler ve korku vasatlığın içinde yaşar ve bu kültürün yapı taşlarıdır. Herhangi bir kişi veya toplum hem vasatlığı benimseyip hem de güçlü iddiaları haykıramaz. Haykırsa da hiçbir anlam ifade etmez.

Psikoloji bilimine göre insan, gerçek olandan ziyade kendini iyi hissettirecek düşüncelere inanmaya meyleder. Yani bilerek, isteyerek ve taammüden kendini kandırır.

Lafı fazla uzatmayalım. Ülkemizde hemen her alanda karşımıza çıkan vasatlığın, “ne uzayıp ne kısalmamızın” nedenlerini sahip olduğum bilgi, tecrübe ve aklımın sınırlarının izin verdiği çerçevede zaman zaman burada yazmaya çalışacağım. İçinde büyüdüğüm; riya, korku ve küçük menfaatleri zihinlerimize enjekte eden kültürden elimden geldiğince uzak duracağım ve çeşitli çözümler önereceğim.

Düşüncelerime katılmayanlara şimdiden sesleneyim. Tamamen yanılgı içerisinde olabilirim. Bu ihtimal kendim ve herkes için geçerli. Ancak mutabık olmadığımız noktaları mantıklı nedenleriyle tartışırsak sağlıklı bir iletişim kurabiliriz. Daha ilk yazıda bu köşede kalem oynatan kişinin yaklaşımıyla ilgili fikir vermek istedim. Haftaya konuların içine dalacağız. Ben eğlenceli olacağına inanıyorum. Umarım siz de keyif alırsınız. Herkese merhaba!

Yorumlar

BAKMADAN GEÇME

Benzer Haberler