Güldem Atabay

Gıda fiyatları: Destekler, sopa, havuç… neden işe yaramaz?

11 Şubat 2019

Tarım sektöründe özellikle son 10 yıl içinde keskinleşen erime, çiftçilerin gelir yaratamaz halleri nedeniyle üretimden vazgeçmeye başlamaları ve sorunun asıl temelinde Türkiye’de hükümetin bir tarım politikasının olmayışı son zamanlarda en çok tartışılan konular arasında.  Tabi, tarım sektörünün sorunları ancak markette, bakkalda, pazarda gıda fiyatları el yakar hale gelip de dönüp dolaşıp seçim öncesi iktidarın canını yakmaya başlayınca böylesine dikkat çekici bir konu olarak gündemde.

“Gıda terörü” veya “hal terörü” gibi yaklaşımlarla bir günah keçisi aranırken, kurtarıcı rolünü üstlenen AKP hükümeti; kapsamlı ve tarım/gıda sektörünün çok katmanlı problemlerine çözüm üretecek bir master tarım planı oluşturmak yerine, şimdilik günü kurtarıcı önlemlerle gıda fiyatlarını aşağıya çekmeye çalışmakta.

Dün Bakan Albayrak’ın twitter üzerinden bir infografikle açıkladığı Ziraat Bankası üzerinden seracılık desteği bu eleştiriler açısından dikkat çekici.  Doğru yönde fakat eksik atılmış adımlardan yeni bir tanesi.

Hal baskınları, market fiyatları üzerinde polisiye denetimler bir yana, üretim miktarını artıracak destekler, üretim maliyetlerini indirecek yeni bir yapının geliştirilmesi Türkiye’de tarım sektörü açısından yaşamsal önemde.  Aslında, gıda fiyatlarındaki aşırı yükseklikler nedeniyle elbette herkes için önemli. Fakat, yumurta kapıya dayandıktan sonra alınan bu bütüncül olmaktan uzak önlemlerin birleşip de bir yere varabilmeleri çok fazla iyimser bir beklenti olabilir.  Nasıl 2011’den bu yana geri ölçümsüz ve en önemlisi üretim maliyetlerini düşürmeyi göz ardı ederek akıtılan hayvancılık destekleri bugün atıl kapasiteye, ölü, boş çiftliklere neden olduysa; sebze fiyatları artınca hemen ilk iş sera yatırımlarına teşvikli kredi ile ortaya çıkmak da benzer bir sonuç doğurma riskini beraberinde taşıyor.

Bakan’ın açıklamalarına göre hükümet tarımsal üretimi artırmak ve gıdada fiyat istikrarını sağlamak için tüm alanlarda yoğun bir programı hayata geçirecek.  Bu “programın” yeni ve gerçekçi bir tarım politikası olmasını  hep beraber umalım.

İlk adım seracılık tarafında; çünkü kışın sebze fiyatlarının düşük tutulabilmesi için sera üretimi çok önemli. Hazine destekli Ziraat Bankası “Seracılık Kredi Paketi” ilk adım olarak sera altyapısını güçlendirmeyi, verimliliği ve kapasiteyi artırmayı hedefliyor.

Şimdilik Albayrak’ın twitter hesabından öğrenebilinen, devlet destekli bir ucuz ve uzun vadeli yatırım kredisi ile beraber Ziraat Bankası’nın piyasa koşullarında sağlayacağı 14 ay vadeli işletme kredisi de olduğu.  Paket kapsamında, %8,25 faizli, yapılan yatırımın %75’ine kadar kapsayan, toplamda 7 yıla kadar vadeli, 2 yıla kadar ödemesiz, 10 milyon liraya kadar olan yatırımlar için Hazine destekli kredi verilecek.

Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak seracılık için devlet sübvansiyonlu Ziraat Bankası kredisini açıklarken, bir açıklama da şimdiye dek sergilediği performansıyla pek beğeni toplayamayan Tarım ve Orman Bakanı’ndan geldi.

Bu sefer konu “su ürünleri yetiştiriciliği”; ve “”İyi Tarım Uygulamaları Hakkında Yönetmelik kapsamında yapan yetiştiricilere “iyi tarım desteği” sağlanacak. Çipura, levrek ve alabalık türlerinin toplamı için alınabilecek kilogram başına 25 kuruşluk destek en fazla 250 bin kilogramla sınırlı olacak.

Ve şu çok ses getiren ancak asıl sorun çiftçinin açlık sınırında olması nedeniyle üretim tarafındayken,  ülke genelinde gıda fiyatlarını nasıl olup da düşüreceği bir bilinmezlik olan tanzim satışları da AKP hükümetinin son dönemlerde aldığı önlemler içinde.

Tarımsal üretimin “tarladan-sofraya” oluşturduğu zincir üzerinde önemli sorunlar olduğu; katma değerin çiftçi yerine aracılar ve marketlerde yoğunlaştığı tarım sektörüyle biraz ilgili olan hemen herkesin söyleyebileceği bir gerçek.  Bu anlamda 1980’lerde İzmir TANSAŞ modeli olarak doğan bu tür bir yaklaşımın amacı, çiftçi ile marketleri beraber çalışır hale getirip aracıları azaltmak, düzenlemek ve tabi kaliteli ürünü halka daha ucuz şekilde aktarırken de çiftçinin üretime devam edebilecek şekilde gelirden pay almasını sağlamak.  Fakat, TANSAŞ örenğini bilenler ya da hatırlayanlar, adet olrak ne kadar çok mağaza ile tüm Ege bölgesinde yayıldıktan sonra TANSAŞ modelinin etkili olabildiğini de hatırlayacaklardır.

Bu anlamda, tanzim satışlar önemli bir kavram.  Ancak, acil önlem olarak alınan; dün alınan kararın hemen bugün uygulamaya konduğu bu belediyeler liderliğindeki sınırlı sayıda tanzim satış merkezinin sayılı üründe gıda fıyatlarında etkili olması çok iyimser bir beklenti olur. Hatta, neredeyse imkansız demek de gerek.

Türkiye’de üretim kalitesinin ve miktarının artması, tüketicinin ucuz ve kaliteli ürüne ulaşımının sürdürülebilir hale gelmesi için ne polisiye önlemler işe yarar ne de tanzim satış gibi bir anlamda göstermelik küçük ölçekli modeller.

Türkiye’de hem çiftçinin yaşamaya devam etmesi, genç nüfusun tarım sektöründe kalmayı tercih etmesi; hem ürün kalitesinin artarken gıda enflasyonun düşmesi için tartışılması gereken sil baştan bir tarım politikasının gereği.  Bunun merkezinde de kooperatifçilik olmasının önemi. Ancak, Türkiye’nin kişilerin çabalarından öteye bir yere varamayan, sadece koltuk sevdalılarının kendini tatmin ettiği kooperatifçilik modeli değil söz konusu olan.

Demokratik seçimlerle iş başına gelen, şeffaf ve modern finans araçlarına hakim; üretici ile ortaklık içinde profesyonel yöneticilerle çalışan; makine-ekipman paylaşan, marka yaratan, yatırım yapan, ürün araştırma geliştirmesine kaynak ayıran, büyük ölçekli modern bir kooperatifçilik kavramını yeni bir kooperatifçilik kanunuyla beraber düşünmek, planlamak ve uygulamaya geçirmek artık Türkiye’de gıda fiyatları enflasyonu deyince herkesin kafasını yorması gereken eksen. Tarım arazisinde küçük ölçek ile gelen verimsizlik sorununu da aşmanın dünyada kabul gören en kestirme yolu da niye modern kooperatifçilik kavramını hayatımıza sokmak üzerinden geçiyor.

Küresel ısınma ile beraber gelen iklimsel değişiklikler, kuraklık, erozyon, nüfus artışı ve savaşlar bugün dünyada hemen her ülkenin tarım sektörüne önemli destekler yağdırmasına, yatırımlar yapmasına ve bir master üretim planı üzerinden detaylara inilmesine neden oluyor.  Türkiye’de sektöre aktarılan önemli miktardaki destekler ise, ne kadar acı ki çok bir yere varamadan heba ediliyor.  Gıda fiyatlarının seyri zaten bu çıkarımın en elle tutulur açıklayıcısı.

Tarım politikasında köklü değişiklikler, günlük geçiştirici önlemler yerine orta ve uzun vadeli planama yoluyla çaba, çalışma ve vizyon gerektiren zorlu bir değişim yolunun seçilmesi artık kaçınılmaz.  Yoksa gıda fiyatları üzerinden hükümetlerin cezalandırılması, Türkiye’yi bekleyen açlık tehdidi yanında hiç kalır nitelikte.

 

 

Yorumlar

Yazarın Diğer Yazıları